Yazdır

PAZARLARIN RUHU VE BAŞMÜZAKERECİNİN ANLATAMADIKLARI...

Aktif .

necef_ugurlu_180NECEF UĞURLU  

Kimin aklıysa, canım pazarlarımızın da ruhu ele geçirilmek  üzere harekete geçildi. Kurslar açmalar, pazarcılara hitabet dersi vermeler sığlığı alıp başını gitti.

 

Bundan böyle pazarcılar ‘Yenge’ ‘Teyze’ diye hitap edemeyecekler. Şarkı, mani, türkü hiç yok. Yüksek sesle konuşmak yok, espri yok, birileri  pazarları akılları sıra  raptı zapt altına  alıyor.

Mallarla ilgili özellikle sağlık denetimini anlarım. Pazarlarımızda para üstü alırken dikkat etmezseniz maalesef araya sahte para kakalıyorlar. Yani kalpazanlıkla ilgili birimler pazarlarda görev yaparsa bunu da anlarım. Çocuk kaçırmalar oluyor bu konuda da alınacak tedbirleri alkışlarım  ama pazarı bir şenlik, özgürlük alanı olmaktan çıkarmayı korku verici, antidemokratik, akıldışı  buluyorum .

Pazar yerlerinin taa antik çağlardan bu yana insanların nefes aldıkları  özgürlükler meydanı olduğunu  (AGORA) ,  yönetim, politika ve ticaret işlerini konuşmak için halkın toplandığı  bir nevi halk meydanları olduğunu bilmeyen mi var ?

İnsanlar bu topraklarda   binlerce  yıl önce Pazar yerlerinde  oyunlar oynar, tartışırlardı şimdi  üç beş basamak beton döküp , kürsüler koyup pazarları  özgürleştirmek yerine sesleri kısmak neyin nesi ?

Ayrıca, Pazar yerleri kadınların en fazla itibar, iltifat, saygı  gördükleri alanlardır. Kimi zaman teyze, kimi zaman, abla , kimi zaman güzel bir kadın yerine konulurlar hitapta, bunda  ne yanlış var ?

Bir işgüzar kalkmış Pazar yerlerine ayar vermeye kalkıyor. Pazarlar kadınların özgürlük  alanıdır, pazarlar Sultan Süleyman’ın Haremi değil ki Nebahat Çehre gibi ayar veresiniz.

Yeri göğü alış veriş merkezi yaptınız. Utanmasanız yeni doğan çocuklara AVM ismi takacaksınız. Bundan utanmıyor gocunmuyorsunuz da Pazar Esnafının sevgi dolu, samimi sözlerine mi taktınız ? Kimsiniz siz kardeşim kim? Pazarlarda dövülen, sövülen, söğüşlenen kaç kadın var da birden Pazar yerleri ‘ıslah edilmesi gereken’ sorun halini aldı ?

Ülkenin dört bir tarafından gelmiş, farklı dilleri, lehçeleri konuşan ve halkla iletişim kurabilen  pazarcılardan ders alacağınıza ders vermeye kalkıyorsunuz. Samimiyetle soruyorum siz  iletişim, halk, özgürlük özürlü  şahıslar,  sizler kimsiniz ?

Çok mu utanıyorsunuz  çeşitliliğimizden...

Yoksa  istediğiniz ; palavra sanatçılarınız , sosyete stand-upcıları komik çocuklar, darbukacıdan devşirilmiş aktörler ve illa boktan şarkıların unutulmaz şarkıcılarıyla  ve batının turne sanatçılarıyla dolmuş etkinlikleriyle  kendi olamayan bir Türkiye mi?

Siz kimsiniz, sizleri kimler doğurdu, analarınız hiç mi pazara gitmedi?

Yeşil sovan satarken ‘görüşmecim yeşil sovan getirmiş’ diye şiir söyleyen pazarcı ne demek istiyor anlamıyorsanız. Siz öykünmeye çalıştığınız , beğendiğiniz  ülkelere sığının  ama  burada bizi  ziyan etmeyin.  İnsan  şiirini bildiği anladığı ülkede yaşamalı.

Fiyatı  üç otuza inmiş kocaman, doğası yandan yemiş hormonlu,  kıpkırmızı mevsimsiz çilekler karşısında ‘Ne oluyor bu çileklere, herkes benden çilek alıyor’ diye şarkı söyleyen pazarcı kadar hormonlu çilekler karşısında duyduğu ızdırabı beste yapmış başka  bir sanatçı var mı bu ülkede ?  Pazarcı dert etmiş çileklerin durumunu bana şarkısını söylüyor, bıraksanız filmini bile yapacak.

Niye susturuyorsunuz  adamı?

Bağırıyorlarmış. Allah Allah... Bağırmak bir tek Rasim Ozan’a mı imtiyaz?  Üç kanalda birden bağırıyor haftada. Hele bir tanesinin parası resmen devletten. Ee Rasim’e bağırmak serbest, pazarcıya yasak...

Bu zihniyetle  kabus treninde ‘bitmeyen yolculuk’ haline gelen  AB sürecinin   Baş Müzakereci’si  Egemen Bağış’tan bir email geldi.

Email şöyle başlıyor ; ‘Bu gün Türkiye’nin ilk müstakil AB Başmüzakerecisi olarak atanmamın ikinci yıldönümü. Cumhuriyetimizin ilanından sonraki en büyük çağdaşlaşma projesi olan AB sürecimizde böylesi önemli bir görevi üslenmek onur verici olduğu kadar büyük de sorumluluk yüklemektedir ’

Başmüzakerecinin  kendisinin ‘Müstakil’ bir başmüzakereci olduğu vurgusu bana ilginç geldi. Türkiye’de ilk olma modası bir hastalık halinde olup her konuda ilklerden geçilmediğinden ve ikincisi yani  arkası gelmediğinden Başmüzakerecinin tarihe ‘ilk’ geçme arzusunu siyasi  hırsına, gençliğine  verdim.

Mektubun gerisi ise hüzün verici. 17 faslın siyasi blokajlara mahkum olduğunu söyleyerek yol kat edemeyeceğimizi şimdiden bildiriyor, böylece ‘Ben söylemiştim’ diyen sıradan bir   çaresiz siyasetçi oluyor. Eh bu ilk değil .

Başmüzakereci acımasız eleştirilerden şikayetçi. 2 yıldır yaptıklarını sıralıyor, özetle Teşkilat Kanunu  değişmiş, kadrolar artmış, 14 başkanlık, 300 personellik bir Genel Sekreterlik kurmuş. Brüksel’de ofis, yeni logo (Türkiye ve Avrupa’da çok etki yaratmış ) ve uyum çalışmaları kapsamında gündelik hayatımızı doğrudan etkileyen  düzenlemeler yapılmış. Roman vatandaşlarla kenetlenilmiş, (  AB ülkeleri gibi oldu mu Türkiye Çingene meselesinde, zaten başat Kültür değiller mi ?)

Başmüzakereci  AB ülkelerine 76 resmi ziyaret yapmış. 81 vali yardımcısı AB Daimi temas noktası görevini de yürütüyor. Troya Gösterisini AB delegasyonuna izletmiş. Bisiklet turu, Pul bastırma, Avrupa Günü Milli Piyango Bileti, GSM operatörleriyle işbirliği kutlama mesajları, Metro Turizm vasıtasıyla broşür dağıtımı , Karagözün AB Dersi kukla gösterisi ile ilköğretim öğrencilerine ulaşılmış. (İlköğretim öğrencileri AB’ye girmem diye ayak direten bir  tavır içindeler mi  pek  anlayamadım. Saniyen Karagöz ve Hacivat seyreden çocuk kaldı mı ?) Başmüzakerecinin etkinliklerini özetle saymaya devam edelim...

Radyo – televizyon spotları, İstanbul 2010 Avrupa Başkenti, 2012 Avrupa Spor Başkenti , 119 projeye hibe desteği , 200 kişiye burs, , Harvard Üniversitesi ve  Avrupa Koleji gibi dünyanın önde gelen (Başmüzakereciye ait bir ifade Avrupa Koleji'nin dünyanın önde gelen  eğitim kurumu olması )  eğitim kurumlarına burslu öğrenci sağlama çabalarını  sıralıyor Başmüzakereci.

İşin mali kaynaklarını artık yazmıyorum, ciddi paralar deyip geçelim.

Sonuç ; elbette  yapılanlar azımsanacak gibi değil lakin yeterli değil ki istikbal pek parlak  görülmüyor.  Temel mesele Türkiye’nin  Demokratik’ bir ülke olduğuna AB’yi ikna noktasında düğümleniyor.

Demokrasi ‘AGORA’da kendi gibi konuşan bir Türkiye’nin üreten insanlarının halay çektiği pazarlarda başlar.

Sonra halkı anlamak , güzelliklerini görmek ve bu güzellikleri anlatmakla devam eder.

Gel şu işin felsefesini  baştan bir düşün Başmüzakereci, ne sen yorul ne biz üzülelim.

Mektup yazmışsın,

bende cevap yazıyorum  acele...

Mektup vekilimdir,

Al  yüreğine gecele.

 necefugurlu@gmail.com