forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

ÖZKÖK, 'TASFİYE EDİLECEK GAZETECİLER LİSTESİ'NE ÇOK BOZULDU!

Aktif .

ertugrul_ozkokZaman Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanl geçtiğimiz hafta "Tasfiye olacak gazeteciler listesi" adıyla bir yazı kaleme aldı. Dumanlı  dün de 'Ayakta kalacak gazeteciler listesi' yayınladı. 
 

Dumanlı yazılarında isim vermiyor sadece genel ilkelerden bahsediyordu. 

Dumanlı'nın yazısı köşe yazarları arasında yeni bir polemiğin çıkmasına neden oldu. Başta Ertuğrul Özkök olmak üzere Ahmet Hakan ve Serdar Turgut, Dumanlı'nın yazısına atıf yaparak kendi düşüncelerini kaleme aldı.

Bu yazılar içinde en ilginci ise Ertuğrul Özkök'e ait olanı... Bugünkü yazısında "Ya sev ya terket" başlığını kullanan Özkök, yazdıklarının çoğuna katılıyorum dedikten sonra işi ya sev ya terket boyutuna kadar getirmiş.

Özkök'ün Dumanlı'ya itiraz ettiği yazısın okumaya geçmeden önce bir hatırlatma yapmakta fayda var. Ertuğrul Özkök 26 Mayıs 2009 tarihli yazısında aslında  tasviye olacak gazeteciler konusunda yazmıştı. İki yazı karşılaştırıldığında ortaya garip bir tezat çıkıyor...

 
İşte Özkök'ün her iki yazısı...
 
   
 
Yasev, ya tasfiye ol
 18 Ağustos 2009

 
ÖNCEKİ gün Milliyet’te, TÜSİAD’ın eski MÜSİAD Başkanı’na verdiği cevabı okuyorum.

MÜSİAD, şimdilerde daha sağduyulu ve toparlayıcı bir siyaset izliyor.


 
 
 

Ancak eski başkanı Erol Yarar, provokatif ve rövanşist bir karaktere sahipti.

Şimdi sıranın geldiğine inanıyor olmalı ki, atışa başladı.


Türkiye’deki değişimi tarif ederken, toplumun muhafazakârlaştığını ve bir anlamda sermayenin de “gerçek sahibine” yani Müslüman değerlere sahip kesime geçtiğini savunuyordu.


Bunun anlamı şudur:


“Artık güç bizde...”


TÜSİAD bu provokatif ve bölücü sözlere, seviyeli ama uzun bir cevap vermiş.


Ben olsam, tenezzül dahi etmez, iki cümleyle geçer giderdim.


“TÜSİAD üyelerinin büyük çoğunluğu Türk ve Müslüman değil mi? Yoksa yeni bir Müslüman sınıf mı yaratılıyor?”


Tabii ki devamı:


“Bu ülkenin gerçek efendisi olabilmek için ille de Müslüman ve Türk olmak, muhafazakâr değerlere sahip olmak mı gerekir?”

* * *

Amerikalıların bir sözü vardır.


“Bir kişinin veya grubun gerçek karakterini mi öğrenmek istiyorsun? Eline güç ver, hemen anlarsın.”


MÜSİAD’ın eski başkanı Erol Yarar’ın bu nobran üslubu, son zamanlarda artık kendini saklamaya gerek dahi duymayan yeni bir zihniyeti teşhir ediyor.


Bu yeni üslubu hayatın her alanında görüyoruz.


Mesela meslektaşlarımızdan biri, “Tasfiye edilecek gazeteciler” listesi yapıyor.


Gerçi söylediği şeylerin çoğuna katılıyorum.


Ama, mesleğin kriterlerini saymak başka, o evsafa uymayan gazetecilerin tasfiye edileceğini tebliğ etmek başka bir şey.


Bu üsluptan anlaşılıyor ki, Türkiye’de artık bazı kişi ve kurumlar, kendilerini “memleketin gerçek efendisi”ilan edip, oradan tasfiye operasyonunu başlatmışlar.


Sadece iş dünyası ve medyada değil, belli ki, çok daha geniş çerçeveli bir “toplumsal tasfiye” planı uygulamaya konuyor.


Bir yanda “tasfiye edilecekler”, öteki tarafta “terfi edecekler” listesi.


Ülke artık sadece onların olduğuna göre, istediğini tutar, istediğini atar.


Bir zamanlar, çok eleştirdikleri “Ya sev, ya terk et” türü kişinin keyfine bırakılmış dışlama zihniyetini bile aşmışlar, onun yerine “Sevsen de sevmesen de terk edip gideceksin arkadaş” kafasına gelmişler.


“Milletin yeni efendisinin”
yeni “anayasal vatandaşlık” anlayışı işte budur.

* * *

Madem böyle tasfiye listeleri hazırlanmaya başladı.


Hadi gelin hep birlikte, bir  “memlekette kalabilecekler listesi” hazırlayalım.


Kimin koluna sarı yıldız pazubendi takılacak hep birlikte tayin edelim.


*
 
Ülkenin demokratikleşmesi için sadece askeri vesayetin kalkmasının yeterli olacağına inananlar kalacak. Askeri vesayetin yerine başka vesayet türleri geçiyor diyenler tasfiye edilecek.


*
 
Ergenekon davasındaki uygulamaları kayıtsız şartsız, hiç “amasız”destekleyenler, bir yıldır içerde yatan insanlar, hayatını kaybeden insanlar için, “Canım geçmişte bize de yapılmıştı” diyenler kalacak. İnsan hakları ihlalleri var, hukuk ihlal ediliyor diye eleştiri getirenler tasfiye edilecek.


*
 
Demokrasiyi tarif etme hakkını sadece kendinde gören, kendinden başka kimseye yaşama hakkı tanımayan güya liberaller kalacak. Demokrasi sadece sizin tarifinizden ibaret değil diyenler tasfiye olacak.


*
 
“Tasfiye edilecek”insanlarla ilgili her tür sözde belgeyi, sızdırılmış ifadeyi vicdanı sızlamadan manşetine koyanlar, yüzlerce yeni ‘andıç’a imza atanlar kalacak. Ama “Şuraya da dikkat etmek gerekir” diyen gazeteciler tasfiye edilecek.


*
 
İktidara kayıtsız şartsız destek verenler kalacak. Haklı bile olsa itiraz etmek için parmağını kaldırma cesareti gösterenler tasfiye edilecek.


*
 
Muhafazakârlar kalacak, olmayanlar veya kendine muhafazakâr diyenlerin, muhafazakârlık lisansı vermedikleri tasfiye edilecek.

* * *

Bir ülkede böyle çeteleler tutulmaya, tasfiye listeleri hazırlanmaya başladığı zaman, bunun bir adım ötesi kapı işaretlemektir.


Zaten bazı meslektaşlarımız şimdiden kapı işaretlemeye başladılar.


Gammazlama mevsimi çoktan açıldı.


İşte böyle kapı işaretleye işaretleye, tasfiye listeleri hazırlaya hazırlaya, bazı isimlerin karşısına çarpı koya koya demokrasi açılımı yapıyoruz.


Muhafazakâr demokrasinin altın çağı başlıyor.


Hayırlara vesile olsun...


Dönek mi, dalak mı?
 
 
26 Mayıs 2009

SIRTINIZA ille de şu iki etiketten biri yapıştırılacaksa, hangisini tercih ederdiniz?

"Dönek mi" olmak daha iyi yoksa "Dalak" mı?


Ahmet Hakan'ın durumuna baktıkça kendi halime şükrediyorum.

Bizim mahalle, öteki mahalleye göre çok daha insaflı.

Yani soldan gelip liberal veya serbest pazar ekonomisini savunan biri olursanız, size en fazla "Dönek" derler.

Biraz daha kızarlarsa diyecekleri de şu:

"Liboş."

Veya
"İngiliz muhibbi".

Veya "Ali Kemal"...

Eh ağır ama dayanılmaz, taşınılmaz gibi değil.

Zaten bir süre sonra onu "kendimleştirir", hatta dalga geçmeye bile başlarsınız.

* * *

Öteki mahallede işler çok daha zalimce yapılıyor.

Ahmet Hakan'ın durumuna bir bakın.

Aman Allah'ım, birtakım insanlar neler yazıyorlar.

İşi, "Askere gitmemek için dalağını aldırdı" diyecek kadar pespayeleştirdiler.

Vallahi bizim mahallede en azından bugüne kadar böylesine zalim, böylesine pis bir iftira atılmadı.

Demek ki, ideolojik dönekliğin riski daha azmış.

Ahmet Hakan'la Hürriyet'e gelmesini konuşurken şunları söylemiştim.

"Bak Ahmetçiğim, Hürriyet, gururu da, dayağı da bol bir gazetedir. Burada yazmaya başlayınca, etkinin gücünü hemen anlayacaksın. Bu çok keyifli bir şeydir. Ama bu başarıyı insana kolay yedirmezler. Yazdığın her yazı için, hayatın boyunca yemediğin dayağı yiyeceksin. Hürriyet'te yazmanın bedeli vardır ve herkes bu bedeli öder."

Dediklerimin hepsi çıktı.

Hürriyet'te yazıp, bir de başarılı, herkesin konuştuğu bir yazar haline gelirseniz, vah başınıza gelene.

Babıali'nin yazar kovanına çomak soktuğunuzu hemen anlarsınız.

Bütün yabani arılar anında taarruza geçer.

Oranızı buranızı sokarlar.

Her akşam evinize, yüzünüz gözünüz şişmiş gidersiniz.

Önce lakap takarlar.

Tatmin olmazlar, ardından küfür gelir.

O da kesmez, iftira mangasına hücum emri verilir.

Kimi elinde dönerci bıçağı saldırıya geçer.

Kimi ise sessiz kalır, gizli gizli iftira mangasına destek verir.

Onlar da rahatsızdır.

Çünkü siz, okurun ezberini bozmuş, yuvarlanıp giden kalem erbabının ise huzurunu kaçırmışsınızdır.

* * *

Bütün bunlar çok doğal.

Çünkü Ahmet Hakanve onun gibi yeni yazarlar, Babıali'nin kurulu düzenini sarsıyorlar.

Okunuyorlar, okutuyorlar, konuşturuyorlar.

Eski cemaatlerinin kapısını kırıp dışarı fırlayan bu insanlar, buldukları yeni formatlarla, yeni anlatım biçimleriyle, yeni başarı ölçüleri yaratıp, başarısız bir yazar neslini tasfiye etmeye başladılar.

Hangi yazar neslini?

Ağır ol da molla desinler erbabını.

Siyasetten başka konu bilmeyen, vasat fikirlerden ve inançlardan ibaret, 20 yıl önce ne yazdıysa hálá aynısını tekrarlayan karbon káğıdı neslini.

Yazı yazmayı hakaret etmekten, küfretmekten ibaret sanan; yazacak konu bulamadığı için üç beş kişiye şahsi takıntısını fikri takip diye yutturmaya kalkışan; hayatını, başkalarının fikirleri ve yazıları üzerinden asalaklıkla kazanmaya çalışan; okunmayan, okutamayan, bedavacı, rantiye bir yazar kuşağı, silkeleseniz düşecek vaziyette.

Tabiatıyla korkuyorlar.

O yüzden, yeni gelen herkese, renkli olan her şeye, farklı olan her duruşa ifrit oluyorlar.

Ahmet Hakan'ın başına gelen budur.

Yani vasat kafaların, sıradan ruhların, korkanların ve kıskananların recim ayini.

Bir nevi "uzun bıçaklılar" gecesi...

* * *

Ama kaçış yok.

Bir gün her vasat bu ricadı tanıyacak.

Ahmet Hakan'lar, onun gibi cüretliler, farklılar, renkliler, meydan okuyanlar, yenilik getirenler, ezber bozanlar kalacak.

Fitneciler, iftiracılar, bohçasında alelade fikirden başka satacak tek şeyi olmayanlar, cümbür cemaat gidecekler.

Görüyorum, söylüyorum.

Babıali'de hicret zamanı geliyor.


 

DKM ARŞİVİ