forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

MEDYA PATRONLARI 28 ŞUBAT'LA İLGİLİ NELER ANLATTI?

Aktif .

medya-patronlariMedya Patronları TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu'na konuştu. Aydın Doğan, Dinç Bilgin ve Turgay Ciner neler anlattı?

 

 

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu, Aydın Doğan, Dinç Bilgin, Turgay Ciner, Mehmet Emin Karamehmet ve Zafer Mutlu’yu dinledi. Bilgin, askerin telkinlerinin Ankara Bürosu aracılığıyla geldiğini anlatırken, Doğan, manşetlerle ilgili Ertuğrul Özkök’ü suçladı, “Çölaşan’ı ben kovdum” dedi.

Darbeleri araştırma komisyonuna konuşan Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan, 28 Şubat Süreci’nin faturasını ‘siyasete’ kesti. Postmodern darbe sürecinde oynadıkları rol gerekçesiyle yapılan suçlamaları kabul etmeyen Doğan, koalisyon hükümetini istifaya zorlamak için manşetlere çekilen ‘üst düzey komutan’ demeçlerini ‘habercilik’ olarak nitelendirdi. Aydın Doğan, 20 Aralık 1996 tarihinde yayınlanan Ertuğrul Özkök imzalı ‘Bu defa silahsız kuvvetler halletsin’ manşetinin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya olduğunu açıklarken şu savunmayı yaptı: “İyi bir gazetecilik yapılmış. ‘Biz bu işte yokuz, biz bu işe karışmayız, silahsız kuvvetler halletsin’ diyor. ‘El koyacağız’ deseydi o da yapılırdı, o da haberdi.”         Demokrasinin kesintiye uğramasında siyasilerin yönetim tarzının etkili olduğunu anlattı. Doğan, “Muktedir olur dik dururlarsa bunlar olmaz. 27 Nisan bunun son örneğidir. Hükümet dik durdu. Geri adım atsaydı daha çok üzerine gideceklerdi. Erbakan değerli bir Türk siyasetçisiydi. Eğer o zaman tankın üzerine çıksaydı askerler üzerine gelemezdi.” dedi

 

Hiçbir dönemde yazarların işten çıkarılması için siyasilerden veya askerlerden baskı gelmediğini savundu, “Ancak telkinde bulundukları olmuştur.” diye konuştu. Emin Çölaşan’ı kendisinin kovduğunu, Bekir Coşkun’un gitmemesi için uğraştığını anlattı. Doğan, “Emin, yönetilemez ve takıntılı hale gelmişti. Her yazısına 10 bin dolar tazminat ödüyordum. Çıkardığım için çok iyi ettiğimi düşünüyorum.” dedi. ‘Gerekirse silah kullanırız’ manşetini savundu. Doğan, “Bizim gazetelerin görevi resim çekip halkın önüne koymak. Bu cümleyi Abuzittin efendi söylediyse manşet olması yanlıştır, bu lafı söyleyen ülkede önemli bir fonksiyonu olan bir paşaysa bundan daha doğal manşet olur mu? Bugün söylesinler yine yazarım.” diye konuştu. ‘Yeşil sermayeye ordudan ambargo’ manşeti için “Biz söylemiyoruz onu, Genelkurmay’ın birliklerine gönderdiği emri haber yapıyoruz.” dedi.

 

‘411 el kaosa kalktı’ manşeti hataydı

 

Aydın Doğan’a 20 Aralık 1996 tarihli Ertuğrul Özkök imzalı ‘Bu defa silahsız kuvvetler halletsin’ manşeti de soruldu. 28 Şubat sürecini tetiklediği ileri sürülen haberi savundu. Bu ifadeyi Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın söylediğini açıklayan Doğan, “İyi bir gazetecilik yapılmış. ‘Biz bu işte yokuz, biz bu işe karışmayız, silahsız kuvvetler halletsin’ diyor. ‘El koyacağız’ deseydi o da yapılırdı, o da haberdi.” dedi. ‘411 el kaosa kalktı’ manşetinin sorulması üzerine ise Aydın Doğan, “Dua ediyordum, keşke Ertuğrul Özkök’e sorsaydınız bunu. Ama sormamışsınız. Ben bu manşetin atıldığı gün Bodrum’daydım. Yanlış buldum. Ertuğrul da kendine göre müdafaa ediyor. Hatadır, hata olduğunu her zaman söylüyorum.” dedi. İBRAHİM ASALIOĞLU ANKARA

 

DİNÇ BİLGİN: Mehmet Barlas’ın işine ben son verdim

 

Eski medya patronu Dinç Bilgin, 28 Şubat sürecinde yargının da askerin yanında yer aldığını söyledi.  “O dönemde maddi durumu en iyi olan sizdiniz. Sizi basındaki birlikteliğe iten kuvvet neydi?” sorusuna, “Komisyonun araştırdığı kuvvet o... Sorumluluğu başkasına atamam. Rahat etmek, daha çok Avrupa’ya gitmek, teknelere binmek... Tehditlerden uzak kalmak da var.” karşılığını verdi. “Bu tehditlerin kaynağı kim?” sorusuna karşılık Bilgin, “Türkiye’deki genel hava... Sivil-askerî vesayet... Hepsi var içinde.” dedi.

 

Dinç Bilgin, Mehmet Barlas’ın işine de kendisinin son verdiğini anlattı: “Mehmet Barlas çok yüksek maaşlı bir yazardı. 25 bin dolar da olabilir, ayda para alıyordu. Başka televizyonda program yapmaya başladı. Aramızda ihtilaf bundan dolayıydı. Siyasi olarak bir ilgisi yoktur. Hanımefendi çok önem verdiğimiz bir yazar değildi. Hakaret yapmak istemem. İşine son verilip verilmediğinin farkında değilim. Mehmet Barlas’a ait tasarruf bana ait. Yurtdışına çıkacaktım. Zafer Mutlu’yu çağırdım. (Bu adamın işine son verin) dedim. Yazarlar istediği zaman ayrılabilirler. Patronlar da istediği zaman yazarları ayırabilirler.”

 

Dinç Bilgin,  askerler tarafından gazetecilerin işten atılmasına dair kendisine bir telkin yapılmadığını anlattı. Bilgin, “O tip işler genelde Ankara büroları kanalıyla gelir. Ankara büroları çağrılır, gerekli telkinler yapılır. Onlar İstanbul’a bildirirler. Genel yayın müdürleri de patrona döner. İşler böyle çalışırdı.” ifadelerini kullandı.

 

Bilgin, o dönem asker ve medyanın durumunu ise şu sözlerle anlattı: “28 Şubat sürecinde Genelkurmay başkanları bir beyanat verince ortalığı titretirdi; öyle bir ülkeydi. Elektrik dağıtım ihaleleri medya kuruluşları arasında paylaştırılırdı. Medya kamu mallarını alabilirdi. Basının bu tür işlere girmemesi lazımdı. Sabah ve ATV’nin işi sadece gazete ve televizyonculukken çok başarılıydım, başka işlere burnumu sokunca sıfırlandım. Türkiye bütün müesseseleriyle ayarı kaçmış bir ülkeydi. Basın 4. güç olmaktan biraz daha yukarılara çıkmıştı. Şimdi Balyoz’dan mahkûm olan general, 35. maddeden söz etmişti. Türkiye korktu, gazeteciler olarak korktuk. Şimdi söylemem biraz garip olacak ama şimdiki gibi bir başbakan olsaydı, şimdiki gibi bir Meclis olsaydı, Türkiye’nin başına bunlar gelmezdi. Basının genetiği bozulmuştu o dönem. Hep seçilmişlere karşı muhalefet yapmış, atanmışları bunun dışında bırakmış bir basın vardı. Demokrat, cesur, askerî darbelerle kavga eden bir basın çıkmadı. Uzlaşma, basının işine geldi. Kahramanca direnmeliydiler ama sonuç alır mıydı pek emin değilim. O günkü iklim, yalnız asker değil, bir de yargı vardı. Hatırlayın o tarihte başsavcıları, savcıları... Bankacılık işine girdim ve helale haram kattım. Ama gazetecilik işinde haram yoktu. Etibank’ın yönetiminde Vural Beyazıt vardı, başka generaller yoktu. Zamanın ruhu o tarihte farklıydı. Hataydı bana göre.”

TURGAY CİNER: 1994-2000 arasında ‘medya terörü’ vardı

Habertürk Gazetesi’nin sahibi Turgay Ciner, 1994 ile 2000 yılları arasında Türkiye’de ‘medya terörü’ yaşandığını, kendisinin bir işadamı olarak o dönemde büyük eziyetler çektiğini söyledi. 6 yıllık süreçte bankacılık ve enerji alanındaki özelleştirmelerde ciddi yolsuzluklar yapıldığına dikkat çekti. O dönemdeki özelleştirmelerin mercek altına alınmasını istedi. Medya sektörüne ise 2000 yılında alacaklarına karşı Sabah Gazetesi’nden hisse verilmesiyle girmek durumunda kaldığını söyledi.

Dinç Bilgin, 28 Şubat’ta, bunu takip eden süreçte, 27 Nisan bildirisi döneminde medyanın içinde olmadığını anlattı. O dönemde yapılanlardan, kapatma davası, 27 Nisan bildirisinden oldukça uzak olduğunu dile getirdi. Medyaya arzu ederek değil zorlanarak, para kaptırarak girmek zorunda kaldığını belirten Ciner, ‘yiğit vurulduğu yerden ayağa kalkar’ diyerek bu işe girdiğini, bu iddiayı ispat ettiğini, önemli bir medya grubunun başında olduğunu kaydetti.

5 Nisan 1994’ün önemli bir tarih olduğunu, doların arttığını, çoğu kişinin iş hayatında önemli şeyler kaybettiğini hatırlattı. Bazılarının ise fırsatları değerlendirerek, kazanmak için hamleler yaptığını, bu sürecin 2001’e kadar sürdüğünü kaydetti. Bu süre içinde medyanın aldığı rolün de bundan pay kapma olduğunu savunan Ciner, “Burada siyasi entelektüelite, ideoloji, tarafgirlik bana göre subjektif kriterdir. Objektif kriter, pay kapma kavgasıdır. Pay kapma kavgası da ikiye ayrılır; biri hayatta kalma için pay kapma, diğeri daha büyük parça almak için pay kapma. Birisi et derdinde, birisi can derdinde olan gruplar olabilir.’’ diye konuştu.

 GENERALLERİ ZİYARET GELENEK OLMUŞTU

AKŞAM grubunun sahibi Mehmet Emin Karamehmet ise Darbe Komisyonu’na “Bu sektöre girmek hayatımın en büyük hatasıydı. Özer Çiller aracılığıyla girdim” dedi. 28 Şubat döneminde tayini çıkan generalleri ziyaret etmenin bir gelenek olduğunu belirten Karamehmet, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’yı ziyaret ettiğini anlattı, “Bu ziyaretleri o günkü Ankara Temsilcimiz Fatih Çekirge organize etti” dedi.

‘SİLAH KULLANIRIZ’ DEDİLER, KORKTUM

DÖNEMİN Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu ise 28 Şubat’ı savunmanın mümkün olmadığı itirafında bulundu. Kendisinin de yargılandığı davanın savcısı Ercan Cengiz’in (CHP İstanbul Milletvekili) kızını işe aldığını kabul eden Mutlu, davada takipsizlik verildikten sonra işe aldık” dedi. 28 Şubat’taki basın brifingine katıldığını söyleyen Mutlu, orada Çevik Bir ve Örol Özkasnak ile görüştüğünü ileri sürdü. “Gerekirse silah kullanırız, dediler. Korktum” diye konuştu.

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/ 

DKM ARŞİVİ