forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

GEL DE HAYRAN OLMA BİRADER!

Aktif .

tahakivancTAHA KIVANÇ: Ekrem Dumanlı'nın tartışması hâlâ süren 'Tasfiye edilecek gazete(ci)ler listesi' yazısına “Acaba listede 'tutarsızlar' diye bir başlık var mı?” merakıyla bir kez daha baktım.

 

Hakaret edenler, yazılarında bilgiye dayanmayanlar, yalan yazmayı alışkanlık haline getirenler, kendini yenilemeyip hâlâ Soğuk Savaş dönemi mantığıyla yazanlar, mütekebbirler, işadamı gazeteciler... Hepsi, hepsi var da, dün yazdığının tam tersi görüşü ertesi gün okurlarıyla paylaşan tipler yok...
Örnek olsun diye kaydediyorum: Yazarın biri vaktiyle “Barzani'nin tepesine bomba yağdıralım” diye yazmıştı; sonra âniden 'U' dönüşü yaptı. Kısa süre önce “İmralı'yla da görüşülsün” talebinde bulundu aynı yazar, heyecana kapılanlar “İmralı'ya o gidip konuşsun” teklifinde bile bulundular; şimdi de Kürt açılımına karşı çıkıyor...

Dün şöyle yazdı: “Hayır arkadaşlar. / Kürt sorununun çözümü, bir demokratikleşme meselesi değildir. / Daha önce bir insanlık meselesidir. / O mesele de ancak, gerçek demokrat, hoşgörülü insanlar, partiler ve liderler tarafından çözülebilir. / Etnik meseleleri bıçakla keser gibi çözmüş çok sayıda totaliter rejim de vardır. / Çünkü onlar için, bir hakkı geri almak, vermekten daha kolaydır. (..) Kürt sorununun kalıcı çözüme ulaşması için bütün Türk halkının çözümü olmalıdır. / Yani kimsenin yenmediği, kimsenin yenilmediği bir çözüm. / Bunu da ancak hoşgörülü, çoğulcu, demokrasiye hayatın her alanında inanmış, kolektif bir akıl ve duygu başarabilir.”

Her olaya bir örnek verebilecek kadar hayatı zengin yaşamış biri o; ülkemizin çok satan gazetelerinden birini yönetiyor; 'pop-mop' ama 'sosyolog' ne de olsa. Önemli bir misyon üstlendi şimdilerde: Kendi 'bekası' öyle gerektirdiği için demokrasinin önünü açacak bütün gelişmelerin karşısına otomatik olarak o dikiliyor... Düğmelerine bastığında hareketlendirebildiği bir destekçi cephesi de var.

Ülkemizin medya tarihini ileride yazacaklara yardım olsun diye “Pop sosyolog ne zaman bu misyona sarıldı?” sorusuna cevap arayan küçük çaplı bir araştırma yaptım. Tespitim şu: Dönüm noktası, 2006 yılı sonu ile 2007 yılı başlarında geldi...

Dönüm noktası olarak gördüğüm zaman dilimi ülkemizin cumhurbaşkanı seçimine hazırlandığı günlere denk düşüyor...

Sanıyorum daha önce pek ahbaplığı bulunmayan birilerinin yönlendirmesiyle ilk o zaman farklı değerlendirmeler yapmaya başladı pop sosyolog... Birilerinin etkisiyle olacak, “Abdullah Gül cumhurbaşkanı olamaz” tezini savundu; 27 Nisan (2007) 'e-muhtırası'nı da tezinin doğruluğunun kanıtı sandı. Anayasa Mahkemesi 367 oy konusunda ters bir karar alabildiyse, bunda, onun desteği önemliydi. 22 Temmuz seçiminde Ak Parti'nin sandıktan küçülmüş olarak çıkacağı kanaatindeydi. '411 el kaosa kalktı' manşetini atarken ardından sökün edecek kaosla Gül'ün Çankaya'ya çıkmasının engelleneceği umuduna kapılmış olmalı.

O gün bu gündür onun konumundaki normal bir insanın yadırganacağı saflarda yer alıp duruyor... Gazetesine ve yöneticilerinden biri olduğu gruba zarar veriyor olabilir, ama bu yolla koltuğundaki ömrünü uzattığı da bir gerçek: Tamamen rasyonel sebeplerle müdahaleye maruz kalabilme ihtimalini dıştan 'irrasyonel' görünen davranışlarıyla bertaraf etmiş oluyor. Tutarsız görünen yazılarının bile basbayağı tutarlı bir mantığı var yani...

Kimsenin kendisine dokunamayacağını bildiği için herkesle kafa bulabilir; buluyor da zaten...

Artık sıkça yazmaya başladığı 'Hürriyet sit-com' yazılarından önümüzdeki iki on yıl daha görevi başında kalacağı hissi ediniliyor. Başkalarını bilmem, ama ben buna müthiş seviniyorum. Kendisini yerinden etmek için çaba gösterenlere karşı müthiş bir 'sathı müdafaa' örneği veriyor. Patronuna meydan okuyor, patronun etkili noktalarda bulunan ailesi fertlerini önemsemiyor... Onun ayakta kalma ve koltuğunu koruma mücadelesini heyecanla izlerken, bir hemşehrisi olarak, göğsüm iftiharla kabarıyor.

Ülkeyi yöneten muhafazakâr kadronun ömrünü '1 dönem' olarak biçmişti; şimdilerde “3. dönem olmasın” derdinde... Daha önceki güçsüz iktidarlar zamanında bile, zevahiri kurtarmak için dahi olsa, yönettiği gazetede döneme uygun düzenlemeler yapılmıştı; gazetesi süreç içerisindeki takviyelerle yedi yıl öncesinden bile daha katı 'anti-muhafazakâr' bugün...

Elif Çakır Taraf'ta yazdı da öğrendim: Şimdiye kadar verdiği en büyük taviz, haberlerde iktidar partisinden söz edilmesi gerektiğinde 'AKP' kısaltmasını kullanmamak...

Kendi yazılarında henüz 'Ak Parti' diyemiyor da, 'iktidar partisi' veya 'Erdoğan'ın partisi' diye geçiştiriyor; AKP kısaltması yazılarında artık yok...

2011 temmuzundaki meydan savaşına şimdiden hazır... Bekliyor...

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/

 

DKM ARŞİVİ