forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

İMPARATORLUK SARAYI' SOYTARILARI GİBİ MİLLİYET'İ KEMİRDİLER...

Aktif .

umur_talu_2Umur Talu, bir dönem Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı Milliyet'in satışını yazmış. Talu'nun Milliyet için yaptığı tespit çarpıcı: Hürriyet’i batma, satma noktasına getirmiş ekip; baş komisyoncu ile genel yayın yönetmeni, mali işler şeyi filan; “imparatorluk sarayı” soytarıları halinde Milliyet’i kemirdiler.

UMUR TALU'NUN HABERTÜRK GAZETESİ'NDEKİ YAZISI

Eski bir dostundan, Milliyet için…

Bugün kadim bir dosttan, gazetecilik hayatımın bir dönem “çok sevgili”sinden bahsetsem; izninizle.

Milliyet, başına ne gelirse gelsin, başınıza ne gelmesine sebep olursa olsun; “gazetecilik” adına hep önemli bir mevzi oldu…

Siz de ona ne mana vermiş olursanız olun.

İpekçi sadece (bir darbeye hazırlık için) kalleşçe öldürtüldüğünden değil, o Milliyet’i Milliyet yapan, onunla gazeteciliği(ni) büyüten genel yayın yönetmeni olduğu için de efsaneydi.

Ali Naci Karacan sadece kurucusu değil, Milliyet’le de adını ölümsüzleştirendi.

(Ülke gibi) Milliyet’e kim ne vermişse, ondan da epey almıştır hep.

Aldığınız verdiğinizden fazla olduğunda ise, Milliyet, ölmediyse bile, yaralanmıştır!

***

Aydın Doğan da Milliyet’i yıllarca itibarlı tutmak için ciddi çaba sarf etti.

Bunun yakın ve uzun tanığıyım.

Milliyet o süre içinde, ona ve ailesine de, bu 30 küsur yılda orada bulunmuş herkese ve hepimize de itibar ve onur verdi.

Kim bilir ne çok insan, sayfalardan matbaaya, Milliyet’e ömrünü, aklını, ruhunu, canını, vefasını ve sevdasını da, kırgınlıklarını da koydu…

Çoğu, ona verdiğinden fazlasını asla almadı ondan!

***

Milliyet’in “bağımsız” karakterinin aşınmaya başlaması, maalesef dahlim de olan (ve istifayla terk ettiğim) hızlı büyüme dönemi; iktidar, Hürriyet ve Sabah ittifakınca öldürülmek istenirken, belki can havliyle, Hürriyet’i satın almasıyladır.

Sahibine de yıllar önce söylediğim sözle, “Fatih Bizans’ı aldı. Konstantin Osmanlı İmparatoru oldu” dediğim süreç.

Hürriyet’in ve kimilerinin debdebesi, Milliyet’in tevazu ile örülmüş gazete karakterini medyalaştırıp sömürgeleştirdi.

Hürriyet’in devlet ve piyasa gazeteciliği, Milliyet’in nispeten bağımsız karakterini de yamulttu.

Hürriyet’i batma, satma noktasına getirmiş ekip; baş komisyoncu ile genel yayın yönetmeni, mali işler şeyi filan; “imparatorluk sarayı” soytarıları halinde Milliyet’i kemirdiler.

Öyle ya da böyle, “vicdan ve gazetecilik ilkeleri”ne hassas Milliyet karakteri, karaktersizlik piyasasının gölgesinde kaldı.

Milliyet’in o mecburi büyümesi sırasında, onu öldürmek için Hürriyet ve Sabah mevzilerinden, iktidar yanaşmalığından saldırmış, sülalesine küfretmiş bütün “Bizanzlılar”, onu boğmak istemiş uzun kollarıyla, gün geldi, Milliyet’in tepesine yönetici, sahibine “sağ kol” oldu.

Milliyet’in bir zamanlar daha mütevazı bir işadamı ile aileye verdiği itibar ise…

Büyük medya grubu olma, medyaya, siyasete ve ülkeye hükmetme ihtirası ve…

Gruba çöreklenmiş uzun kollu tipitipler marifetiyle paramparça kaldı.

Yine kendisine söylediğim üzre…

Nasıl bir şeydi ki, siz büyürken, itibarınız ufalanıyordu!

***

13 yıl önce Milliyet yine satılmıştı.

O sıra koalisyon hükümetinin lideri Yılmaz satışın aracısıydı.

O günkü fiyatın (300 milyon dolar) anormal yüksekliğine karşın; bir “kaset”in de çıkmasıyla, müthiş direniş oldu.

Okurlar direndi. Çalışanlar, yazarlar direndi.

Bir süre sonra gensoruyla giden selefi yerine aynı koalisyona başbakan olan Ecevit, bir zamanlar yazarı olduğu gazetenin öylece satılmasına direndi.

Oysa şimdi!

***

Teselli belki o ki, öyle böyle, Milliyet hiç değilse yeniden Karacan soyadına kavuştu.

Milliyet, 16 genç yılımın en ateşli gazetecilik aşkının gazetesi; Rahmetli Çetin Emeç yönetirken 26 yaşımda ekonomi şefi geldiğim, Doğan Heper dönemi yazı işleri müdürü olduğum, gidip hemen döndüğüm, genel yayın yönetmenliği yaptığım, Dipsiz Kuyu’yu ilk başlattığım, 28 Şubat’ın kovun baskısına direnmiş ama bir başka 28 Şubat beni de kovmuş, çocuklarımın da içine doğduğu eski gazetem…

Milliyet’in (eski) ve yeni sahibi, dedesinin adını taşıyan Ali (Naci) Karacan da 6 yaşında yatılı girdiğimiz Galatasaray ilk mektepten eski arkadaşım.

İpekçi’nin öldür(t)üldükten sonra, babası Milliyet’i satmak zorunda kaldığında, Ali’ye de miras kalan ukdeyi biliyorum. 30 küsur yıl boyu defalarca duydum; bir gün Milliyet’i (geri) alma hayalini de.

Umarım Milliyet uzun ömürlü, (yine) hep karakterli olur.

Orada büyümüş, orayı da biraz büyütmüş, kovulsa da Milliyet’in tarihine iki çift sert lafı zor etmiş bir gazeteci kadar…

Bir vatandaş olarak da hayal ederim.

Fiili gerçeklik ne olursa olsun, hakiki şeyleri hayal etmek hala mümkün çünkü.

Not: Vatan, ihtiras o ya, Sabah’ı vursun, batırsın diye Sabah kadrosuyla kurdurulmuştu. Vurdu, vurdu, vuruldi!

http://www.haberturk.com/

DKM ARŞİVİ