forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

BUGÜNÜN DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜKÇÜLERİ GEÇMİŞTE NE YAPIYORDU?

Aktif .

ETİKETLER:Umar Talu

umurtalu_150Umur Talu: Bugün özgürlükçü kesilen kimileri, başka türlü düşünce özgürlükleri karşısında yargısız infazcı, önyargılı faşizan kesilmişti. O kankalar düşünce ve basın özgürlüğü kullanan “ötekiler”i hedef göstermiş; her cinsten saldırgana sunar gibi, adeta tahtaya çivilemişti. 

 

UMUR TALU'NUN GAZETE HABERTÜRK'TEKİ YAZISI

Herkes vicdan önünde...

Bir daha açıklayayım. Benim “gazeteci” olarak tavrım çok net:
1. Gazetecilik ve düşünce ifadesi faaliyetinden, muhaliflik ve eleştiri hakkından dolayı baskı görenleri savunacağım; iktidar ve (ön)yargı karşısında da; Emniyet ve rütbeler karşısında da; patronlar ve piyasa karşısında da.
2. Darbecilik, çetecilik, komploculuk oynayan, tasarlayan ve tezgâhlayanı; insanları hedef gösterenleri, listeleyenleri savunmayacağım.
3. Bu ikincilerin de adil ve hızlı yargılanma, mahkûmiyet gibi tutuklu kalmama, henüz hükümlü değilken bile hücre ve tehditle cezalandırılmama, adil savunma hakkını savunacağım.
4. Elinin ve yüreğinin kiriyle; çeşitli hak ve özgürlüklere küfürleri ve kalleşlikleriyle; maymunlukları ve üç maymunluklarıyla şimdi demokratlık, özgürlükçülük taklidi yapanlarla yan yana gelmeyeceğim! Ne oradan ne şuradan!

Belli ki Savcı, beyan zarureti hissetti.
Kime karşı?
Son gözaltıları tartışan “dokunulabilenler”e karşı mı, yoksa “Kamu vicdanında kabul görmeyen gelişmeler oluyor. Türkiye’nin görüntüsünü gölgelemektedir. Kaygı duyuyorum. Savcılardan daha titiz, onurların zedelenmesine yol açmayacak şekilde davranmalarını beklemekteyim” diyen Cumhurbaşkanı gibi “dokunulmazlar”a mı karşı?
Ne tuhaf:
Savcı diyor ki, “Gözaltıların, gazetecilik görevleriyle, yazdıklarıyla, yazacakları kitaplarla ilgisi yok”...
Sonra da hepimizin “yazdıkları, yazacakları” için uyarı yapıyor: “Bu istikametteki yayınlar tarafımızca özenle izlenmekte, hassasiyetle değerlendirilmektedir.”
Ve “yazılanlar” için önyargılı gölge ve şaibe yaratıyor:
“Terör örgütünün hedef ve amaçlarına katkı sağlayacağı açıktır.”
Bu ülkede bu yıllardır şu demek:
“Gazetecilik görevleri, yazılanlar, kitaplar; terör örgütü hedef ve amaçlarına katkı sağlamakla kolayca suçlanabilir.”
Alın size “gazetecilikle ilgisi yok” olmasını; alın size düşünce ve ifade özgürlüğü!
Hele “deliller” de bir türlü açıklanmıyorsa...
Bu ülkede 30 yıl süren davalar da bulunuyorsa!

Savcı’nın dediği doğru bir şey var; en azından (Anayasa) kâğıt üstünde:
“Herkes kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye veya zümreye ayrıcalık tanınamaz.”
Alın size bir tartışma konusu:
1. Herkes kanun önünde eşit mi?
2. Hiçbir kişiye veya zümreye imtiyaz tanınmamış mı memlekette?
Herkes aynı biçimde yargılanabiliyor mu?

Fakat bu sözü alıp “karşı”lara, kendi aramıza da taşıyalım.
İster pankart, ister slogan yapalım:
Kardeşler; farkındasınız, değil mi?
Basın özgürlüğünü savunurken, eldeki pankartlarda tutuklu, hükümlü, yargılanan gazeteci sayıları vardı.
Hakiki özgürlükçü arkadaşlar da o pankartı tuttu; içten pazarlıklı, yandan çarklı, kimi özgürlüklere düşmanlığıyla meşhur olan da.
O rakamların içinde hapsolmuş insanların hepsini biliyor musunuz?
Orada şimdi meydanlara koşan muayyen duayen ağabeylerinizin, “Onlar gazeteci değil. Terör örgütü üyeliğinden yargılanıyor; tutuklu; hükümlü” diye fetva verip mahkûm ettiği insanlar da var.
Yazarken, çizerken, konuşurken, yayınlarken, dağıtırken “terör örgütüne yataklık ve yardım”dan “alınmış” ve neredeyse “unutulmuş” insanlar da var.
“Abiler” onları kafadan “terörist” ilan etmişti; şimdi kimimizi kafadan “terör örgütü üyesi veya katkıcısı” görenler gibi.
Bugün özgürlükçü kesilen kimileri, başka türlü düşünce özgürlükleri karşısında yargısız infazcı, önyargılı faşizan kesilmişti.
O kankalar düşünce ve basın özgürlüğü kullanan “ötekiler”i hedef göstermiş; her cinsten saldırgana sunar gibi, adeta tahtaya çivilemişti.
Açın bakın isimlere; suçlandıklarına ve başlarına gelene.
Anayasa ve Savcı “Herkes kanun önünde eşittir” buyuruyor ya...
Bize düşen kıssa da şudur:
Herkes vicdan önünde de eşittir...
Vicdanınız yettiği, kaldırabildiği, kıvırtmadığı ve hakkıyla ayrımlara varabildiği sürece!

Habertürk / Umur Talu


DKM ARŞİVİ