forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

BU MEDYA, PATRONA 'ATIN BUNU' DİYEN GAZETECİLER DE GÖRDÜ!

Aktif .

alper_gormus"İçinde benim de yer aldığım, ayrıntısını birazdan anlatacağım hadiseyi de katarak söylüyorum: Bizim meslek o kadar kirli bir geçmişe sahip ki, kendisini esaslı bir özeleştiri ve vicdan muhasebesinden geçirmeden ona buna laf yetiştirme hakkının olmadığını düşünüyorum."



ALPER GÖRMÜŞ'ÜN 12 MART 2010'DA TARAFTA YAYINLANAN YAZISI...

Patrona 'atın bunu’ diyen gazeteciler de gördük!

Başbakan Erdoğan’ın köşe yazarlarıyla ilgili olarak medya patronlarına yaptığı çağrının kabul edilemezliği ortada. Köşe yazarlarının imzasına açılan bir protesto metni de var.

Bu gelişme bana, yıllar önce yaşanmış başka bir “patrona şikâyetle gazeteci kovdurma” girişimini hatırlattı. Hayır, şikâyet mevkiinde olan kişi Başbakan değildi, bir gazeteciydi (Radikal ve Milliyet ’in eski yayın yönetmeni, şimdiki Hürriyet yazarı Mehmet Y. Yılmaz) ve üstelik de atılmasını istediği kişi bir yıl öncesine kadar birlikte çalıştığı bir arkadaşıydı. Bu utanç verici hamlenin utanç katsayısını arttıran bir nokta da, atılma talebinin tamamen “ideolojikdüşünsel” gerekçelere dayandırılmasıydı.

Atılması istenen gazetecinin birdenbire “şeriatçı” olduğu öne sürülüyordu... O gazeteci, bendim.

Bunu şimdi neden hatırlatıyorum? Çünkü her şeyin belgeli ve apaçık olduğu hikâyeyi daha önce birkaç kez yazmama rağmen tek bir meslektaşım bile “vay canına” demedi; bugüne kadar konuyla ilgili tek bir satır yazılmadı. Belki, diyorum, “Başbakan’ın patrona şikâyetle gazeteci kovdurması” müessesesi bu kadar öne çıkmışken, onun, “gazetecinin, patrona şikâyetle gazeteci kovdurması” versiyonu da ilgi çeker.

İçinde benim de yer aldığım, ayrıntısını birazdan anlatacağım hadiseyi de katarak söylüyorum: Bizim meslek o kadar kirli bir geçmişe sahip ki, kendisini esaslı bir özeleştiri ve vicdan muhasebesinden geçirmeden ona buna laf yetiştirme hakkının olmadığını düşünüyorum. (Yeri gelmişken: Dinç Bilgin, bu kirli geçmişi deşifre etmede müstesna bir rol oynuyor. Buradan kendisine minnettarlığımı sunmak istiyorum.)

Fakat 2001’de, Medyakronik ’i hazırlarken yayımladığımız bir habere Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz’ın verdiği “Yalan söylüyorlar” tepkisi, bardağı taşıran damla oldu. Haber gerçekti, belgeliydi, bunu Milliyet yazıişlerindeki herkes biliyordu. Düşünün, birlikte çalıştığınız çok sayıda insan kararınızı ve uygulamanızı biliyor ve buna rağmen siz oraya buraya “Tümüyle yalandır, böyle bir şey olmamıştır” diye açıklamalar gönderiyorsunuz... Biz o zamanlar bunu özel tür bir “profesyonellik” anlayışının türevi sayıp açıklamaya çalışmıştık, aklımıza başka bir şey gelmemişti... Ve ben de, “Mehmet Yılmaz profesyonelliği”nin nasıl bir şey olduğunu göstermek üzere yedi yıl önce yaşadığım olayı anlatma kararı almıştım.

Peki, neydi Medyakronik ’in yayımladığı ve beni yedi yıl önceye dönmeye zorlayan “yalan” haber?

“Milliyet ’te sansür gecesi” Medyakronik ’te 7 Haziran 2001’de yayımlanan haber “Milliyet ’te sansür gecesi” başlığını taşıyordu. Haber şöyle devam ediyordu:

“Milliyet yönetimi, dün sabah saatlerinde, bugün (7 haziran) yayımlanacak gazete için kaleme alınan bazı yazılara yasak koyduğunu açıkladı. Mehmet Yılmaz, ANAP yönetimi aleyhine yazıları tek tek ayıkladı ve bazı taşra illerine giden gazeteler öyle basıldı. Sabaha karşı (bir rivayete göre RTÜK tasarısının Meclis’te kabulünden sonra) yazıların gazeteye konmasına karar verildi. Yazıları sansürlenen köşe yazarları şunlardı:

Hasan Cemal, Melih Aşık, Meral Tamer, Derya Sazak, Meliha Okur...”

Milliyet, o günlerde RTÜK’ün “DSP-ANAPMHP koalisyonu”nun hazırladığı şekilde parlamentodan geçmesi için militan bir çaba içine girmişti. Yukarıda adları sayılan beş yazarın yazıları ise, oylamada çok kritik bir önemi olan ANAP ve Mesut Yılmaz aleyhineydi.

Milliyet yönetimi haberi susarak geçiştirdi. Fakat bir süre sonra Yeni Şafak ’tan Fehmi Koru olaya el atınca, cevap verme gereği duyuldu. Mehmet Yılmaz, Fehmi Koru’ya şu mektubu gönderdi:

“Medyakronik isimli sitenin bazı mensuplarının bir süredir Milliyet ’e özel bir düşmanlıkları var. Nedenini bilmiyor, ilgilenmiyorum. Bu yüzden bu sitede yer alan hayal ürünü yalanlarla ilgili açıklama da yapmıyordum. Ama şimdi görüyorum ki bazı yazarların yazılarının taşra baskılarına konmadığı yalanına inananlar artıyor. Yukarıda da belirttiğim gibi bu tamamen yalandır. Milliyet ’in ne taşra baskılarında ne de şehir baskılarında böyle bir sansür uygulaması yapılmadı.”

Fehmi Koru, haklı olarak, “iddiasını ispatlamak Medyakronik ’e düşer” deyip çekildi. Biz de o arada boş durmamış, Kıbrıs ve Almanya’dan sansürlü Milliyet nüshalarını edinmiştik... Mehmet Yılmaz’ın yukarıda okuduğunuz yalanlamasından bir gün sonra Medyakronik ’te bir “karşılaştırmalı kupür” dosyası yer aldı... Benim “‘Mehmet Yılmaz profesyonelliği’ ile ilk tanışma” başlıklı yazım da aynı gün yayımlandı.
Okuma Parçası

"Mehmet Yılmaz profesyonelliği” ile ilk tanışma

(Alper Görmüş, Medyakronik, 25 Haziran 2001)

Milliyet ’in şimdiki genel yayın yönetmeni Mehmet Yılmaz, halen yayında olan haftalık Aktüel dergisinin ilk yayın yönetmeniydi. (...) Aktüel birinci yılını doldurmadan Hürriyet ’ten aldığı teklifi değerlendirdi ve Hürriyet Dergi Grubu’nun başına geçti. Grubun en önemli dergisi olan Tempo ’nun yayın yönetmenliğine de, Aktüel‘in editörlerinden Kürşat Başar’ı getirdi.

Mart 1994’te Aktüel Genel Yayın Yönetmeni olmamdan birkaç hafta sonra, Refah Partisi’nin büyük illerde büyük başarı gösterdiği Mart 1994 yerel seçimleri gerçekleşti.

Herkes şaşkındı, orada burada mini etekli kızlara kezzap atıldığı, saçlarından tutularak sürüklendiği yolunda dedikodular çıkıyor; artık Beyoğlu’nun elden çıktığı, genelevlerin de kapatılacağı söyleniyordu. Bazı mankenlerin, “şimdiye kadar iç çamaşırlı defilelere çıkmadım, artık çıkacağım” diyerek “laik direniş” gösterdiği tuhaf günlerdi...

O hay huy içinde, gazetecilik yapmaya çalıştık Aktüel ’de; Refah Partisi’nin büyük seçim zaferinin siyasi, toplumsal, sosyolojik nedenlerini anlamaya gayret ettik, bu amaçla seçimin hemen ardından derli toplu bir Refah Partisi eki yayımladık...

Ne oldu biliyor musunuz? Tempo dergisinde, Alper Görmüş’ün “Refahçı ve şeriatçı” olduğuna dair bir yazı çıktı. Yazıda doğrudan doğruya Alper Görmüş’ün patronu Dinç Bilgin’e sesleniliyordu ve bu kişinin nasıl oluyor da hâlâ Aktüel ’in başında tutulduğu soruluyordu. Arkadaşlarımın bu tavrı karşısında derinden yaralansam da herhangi bir savunmaya girişmedim...

Benim cevap vermediğim görülünce, gene Tempo ’da bu kez, Sabah grubunun yeni ortağı Karamehmet grubuna hitaben bir çağrıda bulunuldu: Hadi Dinç Bilgin bir şeriatçının Aktüel dergisinin başında bulunmasını içine sindiriyordu, Karamehmetler nasıl tahammül ediyordu böyle bir şeye? (Tam 5 Nisan krizinin patlak verdiği günlerdi, işsiz kalan bir gazetecinin, yeteneği ne olursa olsun iş bulması imkânsız gibiydi.)

Ben gene cevap vermedim, yalnız bu kez Basın Konseyi’ne müracaat ettik. Basın Konseyi, sorumluların kınanmasına karar verdi. (Bunları aklımda kalanlarla yazıyorum. Mehmet Yılmaz, söylediklerimin “hayal ürünü yalanlar” olduğunu iddia ederse, Tempo dergisinde yazdıklarını aynen aktarabilirim.)

Bütün bunlar yaşandıktan sonra, 1994 sonbaharında Mehmet Yılmaz, 1 Numara Yayıncılık’ın genel yönetmenliğine getirildi tekrar. Söylenenlere göre, tasarruf, Ercan Arıklı’ya rağmen Sabah yönetimi tarafından gerçekleştirilmişti. Tabii, bütün yayın yönetmenleri gibi ben de kendisine bağlı olarak çalışacaktım...

Haberi duyunca, Ercan Arıklı’ya, Mehmet Yılmaz’la birlikte çalışmamın mümkün olmadığını söyleyip istifamı verdim. Arıklı istifayı kabul etmedi, beni süresiz izinli saydı.

Nedenini sonra anladım; bu işin yürümeyeceğine dair bir inancı vardı herhalde, nitekim bir ay kadar sonra, bir Arıklı-Yılmaz çatışmasının ardından Mehmet Yılmaz istifa etmek zorunda kaldı, ben de görevime döndüm. Mehmet Yılmaz, Medyakronik ’te gazetesine yöneltilmiş eleştirilerin o günlerden kaynaklanan bir düşmanlığın eseri olduğunu düşünüyor sanırım...

Bence bu tür şeylere takılacağına, Medyakronik ’in Radikal Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz ile Milliyet Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz’ın gazeteciliklerini nasıl ayırdığına baksa daha iyi eder...

http://www.taraf.com.tr


DKM ARŞİVİ