forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

SERDAR TURGUT: BU BİR SAVAŞTIR VE KAN OLACAK

Aktif .

sturgutAkşam Gazetesi yazarı Serdar Turgut'tan bir medya yazısı. Gazeteler arasındaki tartışmaları değerlendiren Turgut; "Kan akacak" diye yazdı.

SERDAR TURGUT'UN YAZISI

Bu bir savaştır ve kan olacak

İçinde olan bizler biliyoruz diye okuyucunun da bilmek zorunluluğu yok tabii ki ama medyada büyük bir iç savaş yaşanıyor. Önümüzdeki günlerde bütün taşların yerinden oynaması muhtemel. Yetenekliler ile yeteneksizler arasındaki iç savaş zaten derinden sürmekteydi ama buna aniden yetenekliler grubunun içindeki iç savaş da eklendi.

Hızla yaklaşan taşların yerinden radikal biçimde oynama zamanı geldiğinde sürpriz isimlerin fena halde etkilendiğini göreceksiniz. Bunları şu an isimlendirmeyeceğim. Çünkü isim verdiğimde tek tek nedenini anlatmam gerekecek. Bu abartılı bir yük olur gazete üzerine. Gerekirse ileride adları vererek girerim meseleye.

Şimdilik sadece şunu söylemeliyim ki; her gazete etkilenecek bu depremden. (Buna Hürriyet, SABAH, AKŞAM gazeteleri de dahil. Büyük ihtimalle bir tek MİLLİYET'e bir şey olmayabilir. Çünkü onun yazarları zaten zombi gibiler ve o gazete intiharını tamamlamak için kendi zombilerinin doğal biçimde ölmelerini bekliyor.)

İyi tanıdığınız ve okuduğunuz birçok isim şu günlerde paniklemiş durumda. Paniklerini de, yapmaya başladıkları yanlışlardan anlayabiliyorsunuz. Hatta çok 'Cool' sandığınız bazıları da açıkça ve muazzam yanlışlar yapmaya başladılar panikten.

Belki sancılı bir süreç yaşanacak önümüzdeki günlerde. Emin olun ki; medya ve Türkiye açısından çok daha güzel olacak. Bu yaklaştığını gördüğüm depremden ben de hayli etkilenecek olmama rağmen sürecin sonuç itibarıyla iyi olacağını söylemekten çekinmem.
Bugün yazıya başladım ama bitirebileceğimden kuşkuluyum. Çünkü tüm gazetelerdeki köşe yazarlarına bir göz atmış durumdayım.
İnsan bir dizi 'O kadar manasız anlamsız ve hiç söylenmese de olurdu' dedirten yazıyı okumak zorunda kaldıktan sonra, yazarın işinin, yazısında farklı bakış açıları sunma veya bilgi verme veya bunların hiçbirisi olamıyorsa da en azından okuyucuyu eğlendirmek olması gerektiğini düşünen bir yazarın içinde yazı yazmak arzusu hiç kalmıyor.
Ama zorlayacağım kendimi, bunlara teslim olmayacağım. Biz bir savaştayız, onlar da düşmanım benim ve mutlaka kan olacak. Onlara inat yazacağım.
Bu satırları kaleme alırken  televizyonda, bir Milliyet yazarı olan Rıza Türmen'in yazısı okunuyordu. Sedat Ergin'in en büyük günahlarından bir tanesi olan bu yazar, Heidegger'i bile kıskandırabilecek kadar ağdalı ve uzun cümlelerle anlatıyor derdini. (Derdi de ne, belli değil.)
Televizyondaki spiker, canlı yayında adamın yazısının tümünü okumak gibi bir intihar girişiminde bulundu. Bir köşe yazısının okunması yaklaşık 10 dakika sürebilir mi? Adamın yazısının uzunluğu bazen MİLLİYET'in başyazısı olarak birinci sayfadan verilen yazının uzunluğunu bile aşmıştı ki; bu kendi başına bir dünya rekoru olmalıydı.
Sonra bunları düşünürken iç savaştaki görevleri medyada düşüncenin seviyesini düşürmek ve genelde yazarları aptallaştırmak olan bir buçuk insanın, NTV'de sundukları 'Yazı İşleri' programı başladı ve benim bir süredir köşe yazarları hakkında oluşturmaya çalıştığım yeni tezimi doğrulama imkanım oldu.

YETENEKSİZ YAZARLAR, SAHTE DİŞ DOKTORUNA BENZER

Mutlaka bir ara denk gelmişinizdir, televizyon reklamlarında diş macunu reklamlarında oynayan bazı sözde diş doktorları var. Medyadaki ciddi ve ağır köşe yazarlarının bu sözde diş doktorlarına çok benzediklerini düşünüyorum.
O reklamlar genelde şöyle oluyor: İnsanlar rutin, normal yaşamlarını mutlu bir şekilde sürdürürken birden hayatlarına katiyen davet etmedikleri ve var olmasını istemedikleri bir adet diş doktoru müdahale ediyor.
Gazetelerde ciddi yazar diye yazdırılmaya başlanan bazı insanlar da aynen bu durumda işte.
Haklarında hiçbir fikre sahip olmayan ve onlardan da fikir talep etmeyen insanlara ısrarla fikirler falan sunuyorlar.
Sonra diş doktoru insanlara hiç düşünmeye gerek duymadıkları lüzumsuz bir soru soruyor. Örneğin; 'Diş etlerinizdeki bakterilerin farkında mısınız' deyiveriyor. İnsanlar 'Hoppala, nereden çıktı bu sorun da, al başına bela' diyor. Aynen açıklanması zor nedenlerden dolayı o gün bir konuya takmış ve üstelik bunu yazmaya çalışan köşe yazarlarına da 'Hoppala neden zırvalıyor bütün bunları' dedikleri gibi.
Diş doktoru soruyu ortaya attıktan sonra lafı lüzumsuz uzatan ciddi köşe yazarları gibi birtakım lüzumsuz işlemler yapıyor reklamda. İnsanın ağzının içindeki bakterileri filan ölçüyor hatta insanlara bu bakterleri onlar istemediği halde gösteriyor.
Yazar da önemi olmayan ve hiç de önemsenmeyecek fikirlerini büyük ciddiyetle yazmayı sürdürüyor.
Bütün bu sancılı ve gereksiz süreç sonunda yazısını sancılı ve lafı uzatarak yazan köşe yazarının yaptığı gibi lafı tamamen banal ve zaten herkesin baştan bildiği 'Çözüm' önerisi ile bitiriveriyor diş doktoru. 'Diş macunu kullanın ve dişinizi fırçalayın' filan diyor. Bunun yazıdaki muadili ise 'Sorunlarımızın temelinde sosyal ve ekonomik politika oluşturulmamış olmasıdır' gibi temelde tamamen anlamsız olan bir fikir yazısı bitişidir veya aynı yeteneksiz yazarlar yazılarını 'Avrupa Birliği normlarından uzaklaşıldığı için Türkiye sorunlarını sancılı yaşıyor' türünde bir anlamsızlık ile de bitirebilirler.
Görüyorsunuz televizyon reklamlarındaki diş doktorları ile ciddi, ağır köşe yazarları arasında çarpıcı benzerlikler var.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

DKM ARŞİVİ