forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

KÜLTÜREL MÜSLÜMANLIĞIN İZDÜŞÜMLERİ VE MECİTEFENDİ ŞİFA ÜRÜNLERİ

Aktif .

NESLİHAN YALMAN
neslihan_yalmanMillî  Gazete yazarlarından Mahmut Topbaş bir yazısında kültürel Müslümanlık'tan  bahsetmişti. Bu ülkenin solcusunun bile yerde Kur’an-ı Kerim görse kaldırıp saygı göstereceğini ifade etmişti.
 
 Bu tespiti oldukça önemli buluyorum. Türkiye’de birbirini yiyen zıt kutuplar varmış gibi görünse de, her birinin ötekini bir şekilde beslendiği aşikâr… Sistem bu şekilde işliyor. 
 

Yaşadığım bir olaydan yola çıkarak kültürel Müslümanlık konusunu açmak istiyorum. Güneşli bir İzmir öğlesinde Kemeraltı Çarşısı’na uğradım. İnsanlar iki parça mal satabilmek için müşterinin gözünün bebeğine bakıyorlardı. Çoğu, krizin etkisiyle kepenk bile indirebileceğini belirtiyordu. Suratlar abustu. Sinirler gergindi. Doğu’dan ve Güneydoğu’dan gelen işportacılar etrafı pıtrak gibi kaplamışlardı. Boykot etmek ne kelime, ucuz  Çin malları gırla gidiyordu. Ne diyelim, herkes ekmek parası peşindeydi.

 

Çarşıyı geze geze şadırvanın olduğu bölgeye geldim. Caminin oradan Çankaya tarafına geçecektim. Derken bir aktar dükkanına girdim. Adını vermekte beis görmediğim Mecitefendi markalı şifa ürünlerinden edinmek amacıyla… Fındıkyağı almak üzere girdiğim dükkandaki adamla muhabbeti koyulaştırdık. Kendisine Mecitefendi’nin çok iyi bir marka olduğunu, diğer marka aromatik yağların, esansların bu denli iyi ve hesaplı olmadığını söylüyordum. Ardından, Mecitefendi’nin sahibinin kim olduğunu sordum. (Daha önce birkaç kişiye daha sormuştum.) ‘‘Valla tarikattanmış. Ama, ürünleri çok temiz… Allah var, iyi mal üretiyorlar. Yanlış anlamayın. Ben öyle cemaat işlerini filan sevmem. Hepimiz biriz. Aynı dine inanıyoruz değil mi canım.’’ şeklinde bir yanıt aldım.

 

Adamın kullandığı ‘‘Allah var’’ ifadesine takıldıktan sonra (buraya tekrar döneceğim); ben ‘‘Hepimiz aynı camiye girip namaz kılıyoruz. Tarikat marikat o eşikte bitiyor’’ dedim. Ağzı kulaklarına vardı: ‘‘Değil mi yaa… Çok doğru!..’’

 

Tarikat derken, firmanın sahiplerinin Nakşi olduğunu duyduğumu da belirttim. Bu kesimin Saadet Partisi’ne yakın olduğu söylenmişti bana. ‘‘Doğrudur. Orasını bilemem.’’ diyerek başını salladı dükkan sahibi.   

 

Ülkemizde refleksler düşüncelerin birkaç adım önüne geçtiği için, birkaç araştırmacının, okumuş adamın dışında kimse Nurculuk ve Nakşilik arasındaki farkı, hangisinin hangi fikriyatı ve  ideolojiyi savunduğunu net olarak bilmiyor. Birbirleriyle kimi noktada fikri ayrılıklara düştüklerini de… Böylesi derinlikli analizlerin ve tartışmaların ötesinde, yoğunlukla cumhuriyetçi-şeriat yanlısı(tarikatçı), laik-anti laik gibi karşıtlıklar yahut ılımlı İslamcı, muhafazakar, ulusalcı, milliyetçi, Atatürkçü, liberal, neo-liberal başlıklı yuvarlak tamlamalar revaçta… Söylenince hemen eriyiveriyorlar ağızda değil mi?  

 

Oysa böylesi yuvarlak ifadelerin kullanıldığı tartışmaların da ötesinde, artık yeni tartışmalara kapı aralamak gerekiyor. Mesela, dirsek temasları olsa da SP ile AKP arasında çeşitli görüş ayrılıkları bulunuyor. Bunu iyi analiz etmek gerek!..   

 

Hadi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakalım. İkisi de İslam çizgisinde ilerliyorlar diyerek lafı Türk usulü genelleştirelim. Peki Mecitefendi gibi bir firmanın İslamik unsurlarla hareket etmesi kimilerini niçin rahatsız ediyor? Meseleye iş ahlakı ve profesyonelleşme açısından bakıldığında bu marka hayli yol katetmiş durumda. Niçin –konuştuğum- insanlar bu markadan bahsederken, onların tarikatçı olduklarının da altını çizme ihtiyacı duyuyorlar?  

 

Aktar bey diğer birçok markanın esansla sabit yağı ayırt etmediklerini, kilosu 20 milyar olan gül yağı yerine gül esansı karışımını müşteriye yutturduklarını da ifade etti. Tüketiciyi kandırma cezası olan 1,5 milyarı her seferinde paşa paşa ödediklerini ekleyerek... Bu durumda o dinci bu laik, şu sosyalist bu liberal gibi yaftalar kullanabilir misiniz? Bence hayır!..  

 

Burada sadece –insanî değerler namına- iş ahlakından bahsedebilirsiniz. Bunu kimileri cemaat, kimileri sağlık, kimileri de Atatürk ekseninde yapar. Birbirimizin önünü tıkamadıktan ve insanlar işlerini bileğinin hakkıyla yaptıktan sonra… Niye almayalım ki Mecitefendi şifa ürünlerini? Niye ürün kalitesinden önce, bu firmanın tarikatçı olduğu konuşulsun?  

 

Kültürel Müslümanlığın Tezahürleri Ve Herbirimizin Tarikleri

 

Verdiğimiz örnekte İslam’ın kültürel olarak nasıl işlediğini de görebiliyoruz. İster SP’ye, ister CHP’ye, ister MHP’ye, ister AKP’ye oy verelim hepimiz aynı ezan sesinin çatısı altında toplanıyoruz. Aynı Çanakkale Savaşı kahramanlıklarını dinliyoruz. İsteyen savaşa askeri strateji yönünden bakar, isteyen Atatürk’ün azmi ve başarısı, isteyen de Allah’ın mucizesi olarak… Sonunda savaş bizim savaşımız, ülke bizim ülkemiz, din bizim dinimiz… Bir olan noktalara vurgu yapmalıyız.

 

Sürekli birbirimizi bölüp parçalıyoruz. Güçlü olanlar ‘iktidarsal nesneyi’ öznel çıkarları için kullanarak güçsüzlere tahakküm uyguluyorlar. Şiddete ve ezmeye eğilimli olanların gerçek Müslümanlıkla bir alakaları yok. Ne din, ne insanlık, ne evrensel değerler buna müsaade edecek şiddeti barındırmamalı içinde. 

 

İslamik bilinçaltı

 

Gün içinde dinlediğiniz şarkılara ve kullandığınız kalıp cümlelere dikkat edin. ‘Allah’ından bul!’, ‘Allah’ım neydi günahım!’, ‘Allah korusun!’, ‘Allah var!’  v.s… Eğer bu ülkede  –koyu kıvamlı- din karşıtları çoğunlukta olsalardı, ‘Allah’ kelimesi tamamen yasaklanırdı. Böyle bir şey olmadığına göre, kültürümüz/dilimiz içre ‘Allah’ zaten var. İstense de söküp atılamaz. Ateist yahut Hıristiyan oldum diyen bir Türk’ün içinde bile bir nebze olsun ‘Allah’ bulunuyor. Dinin etki ettiği kültürel kodlar çok güçlü çünkü... Dine inanmıyorum ya da din değiştirdim diyerek bunları bir anda silemezsiniz. Senelerin, belki de tarihin birikimi devreye girer o noktada. Sadece birimizin haşeması, birimizin bikinisi, birimizin seccadesi, birimizin çağdaş yaşam derneği deyip birbirimize kılıçlar çekiyoruz. Çekilen kılıçlar eskrim düzeyinde kalsa sorun yok; spor der geçeriz. Centilmenlik kazanır. Fakat, haksız yere tutuklamalar, eğitim haklarını kısıtlamalar, aynı peygambere inananları Alevi-Sünni diye ayırmalar hoş olmuyor. Cami de cemevi de ‘cem’(birleştirmek, toplamak, toplanmak) kökünden geliyor. Öyleyse neyi, niye ayrıştırıyoruz?  

 

Bu yüzden, çizgisinden ödün vermediği sürece sahipleri hangi tarikata üye olurlarsa olsunlar  Mecitefendi ürünleri övgüyü hakketmektedir. Yetkililerle tanışmışlığım yahut firmadan beş kuruş para almışlığım yok. Bu yazıyı bir müşteri olarak memnuniyetimi belirtmek için yazdım. Başka bir görüşe sahip, başka bir firma için de yazabilirdim aynı yazıyı. Fakat, kendimi açıklama yapmaya mecbur hissetim. Ne de olsa, burası Türkiye değil mi? Her an herkes herkesi beyniyle, kalbiyle ve diliyle fişleyiveriyor. 

DKM ARŞİVİ