forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

GÜÇLER BÖLGESİNDE TÜRKİYE...

Aktif .

OKTAY ALNIAK
 
1.GİRİŞ: Aynı coğrafyada yaşayan eşit güçlerin bir şekilde birbirine galebe çalmaya gayret ettiği bir düzen, insanlığın evrimi boyunca doğal hayatın bir parçası olmuştur.

 

Farkedilir bir güce erişenler çeşitli sebeplerle bir şekilde güç gösterisinde bulunmuşlardır. Karizmatik güçler stratejileri ve siyasetleri nedeniyle içlerinde biriktirdikleri enerjiyi ani bir refleksle ya bir coğrafyayı ya da bir kaç ülkeyi istila ederek açığa çıkarıyorlar. Gücünün zirvesine eriştiğinde, kendini sanki tutamayıp, yumruğunu adeta rakibinin gözüne indiriveriyorlar... Ayıkla pirincin taşını! Bu güçler kendilerini aslında adil bir güvenlik sistemi olmayan dünyanın polisi, jandarması sayıyorlar.

 

2. AÇIKLAMA:

 

Geçmişin harp tarihi cerideleri genelin detayına daha çok yer ayırıyor. İnsanoğlunun ya dili, ya da aklı yetersiz! Harp tarihi veya uygarlığın evrimini not alan cerideler; tarihi, dünü bir türlü bütün bir resim olarak bizlere gösteremiyor. Aslında dikkatli bakanların cerideleri anlaması ve fotoğrafın tümünü görebilmesi gerekir... Özetle, bakan görür veya görebilen görür! Bilhassa bulunduğumuz coğrafyada, bölgede, geçmişten gereken dersleri bir türlü çıkaramayan bir algılama noksanlığı vardır. Doğuda mı, Batıda mı olduğunu kestirmeye çalışan bölge insanının, detaylarla uğraşırken altındaki coğrafya kayıyor. Topraklarda çatlamalar oluyor. Erezyonun yaşamı tehlikeye sokması muhtemeldir. Bölgede yaşanan göç, sosyal şizofreni, sosyal kültürlerdeki kaygılar, toplumdaki korku ve güvensizlik, bölgenin coğrafyasını her gün yeni bir oldu bittiye getiriyor. İşin önemli tarafı, biz bu bilinçaltı hazırlığın farkında bile olmuyoruz... Yazılı ve görsel medyamız, kimin adına ve namına bizi hipnotize ediyor? Neyin karşılığında bu oyun oynanıyor? Toplum, idare edenler, idare edilenler grogi durumda... Soğuk harp, sıcak harp derken bugün başka bir tür basıncın altındayız...

 

Yeni bir bölgesel coğrafi ve sosyal değişimin olup, olamayacağına karar verebilmek için, bölgedeki entelektüel alt yapının incelenmesi gerekir. Entelektüel yapıdan anlaşılanlar nelerdir? Acaba bölgedeki tarihsel geçmiş, insan hakları kavramı, eğitim anlayışı, teknolojik birikim, enerji imkânları ve ekonomik varlıklar bölgenin entelektüel yapısıyla ilgili midir? Bölgedeki komşuluk ilişkileri, savunma sanayii ve ekonomi arasındaki güç dengesi, siyaset kurumunun demokrasi kültürü, bölgedeki devlet yönetimi mekanizmaları ile bölgedeki geleceğin yönetilmesi kavramlarının incelenmesi gerekebilir. Etnisite aldı başını gidiyor! Din işleri ve cemaat tartışmaları, alevilik, sünnilik, mezhepçilik, azınlıklar bölgeyi etkiliyor! Bizi bizlikten çıkarıyor... Huzur sanki bölgeye gelmeyecek gibi görünüyor! Zaten amaç da budur... Bölgenin yönetimi kavramı geniş tutulduğunda, bölge yönetimlerinin yönetimi akla gelmektedir. Kendinizi yönetemediğiniz takdirde, sizin yönetiminize müdahale ediliyor! Sizi ve bölgeyi yönetmeye başlıyorlar... Yeni yönetim kendine uygun bir vizyon belirliyor. Bu tip yönetimler demokrasi adına sizi yönetme hakkını kendinde görürken, siz kendi ülkenizde azınlık oluyor ve ülkenize yabancılaşıyorsunuz. Ülkenizden kovuluyorsunuz! Topraklarınızı bırakıp başka ülkelere sığınıyor, paranız varsa kaçıyorsunuz... Paranız yoksa kendi ülkenizde korku ve kuşku ile yaşamaya başlıyorsunuz ve kaderinize razı oluyorsunuz. Önce çok iyi yetişmişler ve gençler kaçıyorlar. Kaçırılıyorlar...

 

Bölge olmak için sınırı ve çerçeveyi belirlemek gerekir. Bir çınarın toprağa yapışması köklerinin gücüne bağlıdır. Dalları taşıyacak gövdedir. Askeri, siyasi, ekonomik, kültürel, jeopolitik, stratejik gücü olan toplumlar bölgesinde huzur içinde yaşarlar. Çevresindekiler de huzurludurlar. Güç dengesi ilkelerine göre herkes gücünü ve haddini bilir... Gereken bölgesel gücünüz yoksa acı çekersiniz. Yaşamaya kararlı olanlar toprağa tutunurlar. Yaratılan fırtına sonunda gelir ve geçer... Ancak, toplumlar, çocuklar, analar bu fırtınada çok zarar görürler.

 

Ekonominin gücü ile silahlanma arasında bir denge olması gerekir. Gelişmiş ülkeler ulusal toplumlara özelleştirme fikrini empoze ediyorlar. Özelleştirme bir merhemmiş gibi 25 yıldır bütün vücuda sürüldü. Bir savunma kaldı özelleşmeyen! Onun da kıyısından, köşesinden zorlayıp duruyoruz. “Privatization” kelimesiyle yıllar geçirdik. Elde ne varsa sattık, savduk... Siz sağ, biz selamet... Borç, harç demişken; Osmanlı İmparatorluğu zamanında İngilizler “Senin bana borcun var!” demişler ve bunun karşılığı Kıbrıs’ı istemişler... Yönetim olmaz demiş! Sen misin olmaz diyen, ertesi gün İskenderiye’yi topa tutmuşlar ve Mısır’ı işgal etmişler. Mısır’ın gidişi o gidiş... Sonra oralarda bir güzel yerleşmişler. Ordular ve donanmalar kurmuşlar. Hazırlıklar yapmışlar. Hindistan’dan ve Avustralya’dan asker getirmişler. Aylarca eğitim yaptırmışlar. Hızlarını alamayıp Çanakkale’ye gelmişler! 1914-1918 yılları... İmparatorluğun dokuz parçasını yutmuşlar ve bir parçasını zoraki bölgenin sahiplerine bırakmışlar... Bu son parçayı, imparatorluğun onda biri olan parçayı kurtarabilmek için Atatürk ve Arkadaşlarının yaptıklarını Cumhuriyet sürecinde okuduk ve öğrendik. İnşaallah öğrenmişizdir, yine de hatırlatılması faydalı olacaktır... Kurtuluş Harbi’nde, Sakarya Muharebeleri’nde ve Büyük Taarruz’da 5000 subay ve 50000 Mehmetcik şehit olmuş... Bu harp, tabancasında mermisi olmayan subayların kılıç harbidir.. Türkiye Cumhuriyeti olabilmek için ödenen bedel büyüktür. Şimdi, bölgenin gücü olan Türkiye Cumhuriyeti, bu ülkenin sahibi olabilmek için bedelini on misli ödemiş! 1900 yıllarından başlayarak bölge etnik ve zamanın küresel güçlerince paramparça yapılmış! Geriye bir çekirdek kalmış! Yanlış yapanlar dikkat etmelidirler! Aynı oyunların tekrar oynanması mümkün değildir. Küçük Asya denilen çekirdekte yaşayan bölge insanının Orta Anadolu’nun bozkırına sıkıştırılması planları akıl dışıdır. Bölge insanı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları oldukça, siz siz olun böyle birşey denemeyin. Kimseleri bu işlere alet etmeyin! Ne yazık ki, her kesimden bu küresel güçlerin adamı ve kalemi vardır. Eskiden casus denildiğinde insanların tüyleri ürperir ve korkarlardı! Şimdilerde küresel güçlerin görevlilerinin projeleri vardır. Bu görevliler maaşlıdırlar. Bu görevliler, aydın adıyla bir ekip olarak küresel güçlerden beslenirler. Onların yerine yazar ve çizerler. Masum vatandaşların ve öğrencilerin beynini yıkarlar. Masum, temiz, işsiz, okulsuz, istikbali olmayan gençliği millete ve devlete düşman ederler... Bu kalemlere göre ulus, ordu, birlik ve dirlik tehlikelidir. Bunların görevi ülkenin birliğini, dirliğini dağıtmak, değerlerini, kültürünü ve ordusunu aşağılamak, Cumhuriyetle kazanılan ne varsa darmadağın etmektir. Bunlar Cumhuriyeti kategorize ederler! Akıllarınca yeni cumhuriyetler kurarlar. Bunlar da bizim ve bölgenin insanıdır... Lakin küresel güçlere hizmet ederler...

 

Bu çalışmaların ve çatışmaların tamamı sanki güçler savaşı! Küresel güçler bölgelerinde ulusal güçleri istemezler. Ulusal güçler küresel güçlerin gelişmesine karşı olduklarından küresel güçlerce devamlı hırpalanırlar. Para, pul, güç, propaganda, medya, kendilerine aydın dedirten bir kısım akademik insanlar onlara hizmet ediyor! Nasıl baş edilir? Küresel güçlerle baş etmek zordur. Kimin ulusal, kimin küresel olduğu belli olmayan karmaşık bir kaos ortamı bölge insanını tedirgin eder. İstikrar bozulur. Korku ve kuşku sinir sistemini bozar. Belki de istenen budur! Patinaj yapan ve enerjisini boşa harcayan bir bölge toplumu! Patinaj yapmaktan yorulmuş insanlar... Moraller bozulur! Oyun kuramayan bir futbol takımı...

 

Çözüm nedir? diye düşünüldüğünde; ilk akla gelen herkesin kendi köyüne dönmesidir. İyilikle ikna etmek gerekli! “Sizin ne işiniz var buralarda... Siz bu bölgenin insanı değilsiniz! Sizin dağlarınız, ormanlarınız, Okyanuslarınız var! Sizin zengin bir ülkeniz ve mutlu bir yaşamınız var. Sizin size yeter enerjiniz, petrolünüz, paranız var... Sizin aileleriniz, çocuklarınız var! Siz bölgenize dönünüz... Bu bölgenin insanını, çoluk çocuğunu, taşını toprağını, kurdunu kuşunu rahat bırakınız.” demiş olsak, acaba bir işe yarar mı? diye kendi kendime soruyorum... Gerekirse hatırlatmak lazım “siz bölgeye huzur dediniz nifak getirdiniz, bölgeye demokrasi dediniz terör getirdiniz, barış dediniz bir milyon masum insanın öldürülmesine sebep olan bir kaos getirdiniz.” Kaos, korku, terör yaratan dünya jandarmalığını daha ne kadar sürdürülebilirsiniz? 

 

Sosyal dengesi yerinde, ekonomik gücü kuvvetli olanlar, günü ve geleceği yönetebilenler başkalarının magnetik alanında yönlerini şaşırmazlar. Kendi örnek değer ölçüleriyle, etkin potansiyeli ve kültürleriyle daha güçlü bir magnetik alan oluşturur, bölgelerinde uzun vadeli olarak huzuru tesis ederler. Bölgenin gücü olabilenler, aynı zamanda uygarlığın ışığı ve insanlığın aradığı huzurun ve adaletin temsilcisi olurlar.

 

Bu bakış açısıyla Türkiye bölgede kültürel, sosyal, ekonomik, askeri, stratejik bir güç müdür? Türkiye nerededir? Gücünün alanı ve şiddeti nedir? Bu konularda bir değerlendirme yapmanın en uygun yöntemi, bin yıllık bir Anadolu entelektüel alt yapı varlığının incelenmesinden geçebilir. Bu inceleme sonucu bazı ipuçları bulmak mümkündür.  Türkiye’nin bölgesel bakış açısına ve davranışına alışılmışın dışında bir yön verilebilmesi için yeni bir modele ihtiyacı vardır. Bu model belki de kendisinin geçmişte ortaya koyduğu bir model olabilir. Bu model Türkiye’nin bölgede ve yaşamında oluşturduğu entelektüel gücün içinde olabilir.

 

3. SONUÇLAR:

 

Türkiye’nin aşındırılmaya çalışılan esaslı bir entelektüel gücü vardır. Bu güç asırların oluşturduğu bir kültür olarak tanımlanabilir. Türkiye, bölgesel bir aktör olarak kendine güvenini tazelediği takdirde, güveni oranında bölgede görevlere talip olabilir. Türkiye ile ilgili veriler, bilgiler incelendiğinde, Türkiye’nin entelektüel gücünün bölgede tek ve önemli güç olduğu görülür. Bu güç Türkiye’ye verilmek istenen zahiri rollerden çok daha fazlasını hak ve ifade etmektedir. Türkiye’nin bölgedeki potansiyeli, bölgenin manyetik alanını türbülansa çevirmiş güçler tarafından, güç çekişmesi nedeniyle siyaseten bir olumsuzluk olarak görülmektedir. Türkiye’nin bölgesinde sürekli, dinamik, demokratik, kültürel, toplumsal ve güvenilir tek güç olduğu gerçeği küresel güçlerce kabullenilecektir. Türkiye’nin yönetimleri; Türkiye’nin mevcut entelektüel alt yapısı nedeniyle, bölgenin vazgeçilemeyecek en önemli istikrar unsuru olduğuna inandıkları takdirde, Türkiye evrensel ve bölgesel politikalarda ülke halkına ve bölge halklarına daha etkin, faydalı, insanlığa yararlı, tarihine ve geleceğine yakışır hizmet ve politikalar sunabilir. Bunların olabilmesi için Türkiye’nin entelektüel gücüne inanması ve yeri geldiğinde bu gerçeği dünyaya sanal ve reel yöntemlerle hatırlatması gerekecektir... Farkında olmak ve olunmak! Bu, insanların kendini koruması amacıyla yaptığı spor gibi birşeydir. Toplumların ve devletlerin koruma ve korunma saiklerinin olması tabiidir...

 

M.Oktay ALNIAK

Prof. Dr. Yük. Müh.

oalniak@bahcesehir.edu.tr 

 

DKM ARŞİVİ