forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

GEL DE ÇIK İŞİN İÇİNDEN OLİGARŞİ ?

Aktif .

HİLMİ TUNA
Milliyetçi-muhafazakar zihne göre tarih hükmünü icra ediyor. Daha radikal dindara göre ise Allah vaadini tamamlıyor. Liberal solcuya göre hayatın acımasız değişim ve akışına kimse karşı koyamıyor. İşte ülkemizde son yaşananların zihin haritalarındaki karşılığı bu.      
Tabi devletçi-jakoben solu ve katıksız milliyetçileri de es geçmeyelim. Birinci gruptakiler yaşananlara karşı devrim, ikinci gruptakiler de "Vatan ha şimdi ya da az sonra bölünecek." şeklinde bakıyor.   
 
 Yani dindar bir Türk vatandaşı “Bugüne kadar bazı temel haklarım elimden alındı, artık bende para, kariyer, eğitim var. Yok öyle beyaz Türk ayakları. Deden, baban, ağababan bu ülkenin sahibi olabilir, ama nereye kadar…” der ve mücadelesini yapabilir.
 
Türk ırkının istiskal edildiğini düşünen milliyetçi kitleler, ülke içi ve dışındaki her olayın güzel Anadolu’muzu böleceğini varsayıp teyakkuza geçebilir, özünde haklıdır.
 
Şehirli, elit, okumuş, geçim kaygısı olmayan eskimiş Beyaz Türklerin evlatları da “ Bu nasıl yaşam biçimi, her yere virüs gibi yayılıyorlar, yoksa bir gece ansızın gelip elimdeki biramı, ayağımdaki şortu, plajdaki bikinimi mi alacaklar? Vakit geçmeden bunlardan kurtulmalı” kaygısına düşebilir, bu gruptakiler de haklıdır.
 
 “Yıllardır tezi gördük, artık Kürdü, Alevisi, İslamcısı antitezi ortaya koyuyor, paniğe gerek yok. Tarihsel süreç bizi ister istemez bir senteze götürüyor.” diyen solcu da haklı. “Sosyoloji ve tarihi az biraz bilen anlar ki, kentleşme ve bilgi çağında insanlar istedikleri özgürlüğe ulaşacak.” diyen liberal sağcı da haklı.
 
Aslında bu bakış açıları birbirini yok etme düşüncesine, ardından böyle bir plan ve eyleme geçmediği sürece son derece normal ve bir o kadar da sağlıklıdır.
 
 Peki, yoksa işin kolayına kaçıp Nasreddin Hoca tarzı, herkes haklı diyerek mi yazıyı bağlayacağım ? Tabi ki hayır! Avrupa’nın sanayi devriminden sonra yaşadığı tüm toplumsal süreci, baş döndürücü hızla yaşayan Türkiye’de olan biten tüm kargaşa karşısında kim haksız derseniz, buna cevabım oligarşi ve ona eklemlenmiş zavallı artıkları derim. Çünkü bu sorunun cevabını pokerden örnek vererek açıklamak gerekecek.
 
 Her ideolojik ve siyasi akım-düşünce-gruba birer as gözüyle bakabiliriz. İşte oligarşi ve medyası bu ülkede, bıkmadan ve usanmadan (her seferinde kağıtları kendi karıp dağıtığı darbelerle) dilediği değerli kağıda oynadı. Tanzimattan başlayarak aslında her biri bugünkü anlamda “uyum yasalarından" farkı olmayan uygulamaları hayata geçirdi. Cumhuriyetin ilanıyla kabul gören medeni, ceza, ticaret kanunları uyum yasası bile değildir. Çünkü olduğu gibi tercümedir. Bu, bir batı ve çağdaşlaşma kartıdır. Ama nereye kadar, oligarşiye zarar verdiği yere kadar. Sonra ulus devletçilik kavramını da aşarcasına Türk olmayanları yok sayma ve hamasi Türkçülük naraları.
 
  İkinci dünya savaşı bitince mecburi demokrasi az buçuk kalkınma hamlesi ve halkı adam yerine koymalar. Sınırın aşıldığını düşününce başbakanı daracağına göndermek. Zaten bu ülkede oligarşi bürokrasiyle el ele vererek kaç padişah, kaç sadrazamı yok etmiş, bir başbakan, iki bakan ne ki! 80’li yıllarda artık İslamcılık ve din kartı kullanılacak, hemen zemini hazırlar bizim oligarşi ve birden takunyalı oluverir.
 
 Velhasıl oligarşi, her şartta kendi hâkimiyetini sürdürme adına bin bir surat rolünü oynadı. Bir batıcı, bir faşizan Türkçü, bir mukaddesatçı oldu. Sol (tabi ki devletçi sol) bakış açısını 27 Mayısla gündeme başarıyla oturttu. Elindeki bu değerli kartları dilediği kadar ve dilediği sırayla kullandı. Bu kartların bir temsilcisini öne çıkarırken, diğerlerini de başarıyla kırdırdı. Fakat, bir yere kadar...
 
Bu yüzden, bu günkü “Ergenekon yapılanması” kurulduğu tarihten, hatta yakayı ele verdiği tarihten daha güçlüdür. Çünkü artık bu bir koalisyondur. Bu koalisyon; oligarşinin bilerek ve isteyerek koşan fertleri, çıkar için eklemlenenleri ve dönemsel gülüşlerine kanan saftiriklerinden oluşur. Ama her ideolojik akımın temsilcileri belli bir ekonomik zenginliğe ve   ortalama bir bilinç seviyesine ulaşınca içi oligarşi dışı Ergenekon olan bu yapı çözülecektir. O zaman oligarşinin tek çaresi kalmıştır. Kağıtları toplamak, oyun buraya kadar deyip, en sonunda ”Haydi ey şanlı halkım; kartları kardım, şimdi dağıtıyorum, hay aksi bana yine full as geldi, acaba hangisini kullansam, ne şanslıyım yahu” demek. Yani darbeler…
 
Ama, kılları mabadını örtmeyen yaşlı maymuna dönen oligarşi ve medyası artık hangi kartı kullanacağına karar veremiyor. Üstelik halkının elinde de as’lar var. Teknoloji, eğitim, sermaye, bilgi, görgü, sentez, özgüven vs. Hani bugüne kadar hep kendi elinde tuttuğu o değerli kağıtlar. Acaba, ne yapmalı ki, kağıtları tekrar eline geçirse?
 
Haber bültenleri ve manşetleriyle; şehit, terör, gazi, Kuzey Irak’a ve hain inlere 1001. operasyon haberleri ile milliyetçiliği mi kabartsın?
 
Yoksa, ülke soyuluyor, işte şu ayet veya bakın bu hadis ve falanca hoca böyle dedi diyerek, eskiden vebalı muamelesi yaptığı din eksenli partileri mi şişirsin?
 
Ya da, her sabah ant söyletircesine, sıkma baş, laiklik, gitti Atatürkçülük haberleri ile ultra laikleri mi panikletsin?
 
 Son çare, kriz, yoksulluk, ezilen halkım, sömürülen emek diye bağırarak sola göz mü kırpsın?
 
 Hiç biri olmazsa eşcinsel hakemin başına gelenlerden dolayı, bu hükümetin ne kadar anti-liberal ve hoşgörüsüz olduğunu dış dünyaya ilan mı etsin…
 
İnsan olanın isyan edesi geliyor. Sen nesin kardeşim, sağcı, solcu, mukaddesatçı, faşist, dindar, liberal mi? Tabi ki hayır, karşımızdaki tam bir klasik oligarşi. Tam bir menfaat şebekesi. Tam bir zulüm makinesi. Tam bir halk düşmanı. Ete, kemiğe bürünmüş dev bir sülük...
 
Ama tüm kozları ve atraksiyon malzemeleri bir bir tükeniyor. Halleri, Titanic batarken orkestranın çalmasına benziyor. Yani işleri sokak tabiriyle nanay, ama söylemleri ağızbirliğiyle “çaktırma.” demekten ibaret. Beyaz Türkler, bu kadar hızla değişen, gelişen ve entegre olan Anadolu insanı karşısında bir çıkmaz sokakta.
 
Hani milli şefinizin, bugün bile korkutmak istediğiniz halkınıza savurduğunuz kerametli bir sözü vardır ya " Sizi ben bile kurtaramam." Evet oligarşi ve medyası, geldik yazının finaline. Emin olun, sizi büyük biraderleriniz bile kurtaramaz!
 

DKM ARŞİVİ