forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

HAYAT PAYLAŞTIKÇA GÜZEL YAHUT SOSYAL SERMAYENİN KIYMETİ

Aktif .

ETİKETLER:Edibe Sözen

edibe_sozenPROF. DR. EDİBE SÖZEN 

İnsanların bir arada yaşaması bir ontolojik (varoluşsal) durumdur. Ahlak ve etik de bunu vaaz eder. Sosyal sermaye üzerine düşünmek, sadece sermaye kaybını önlemek değil bir etik mesele!


 Ortak değerlerimizin heba olmaması, paylaşımcı tutumlarımızın elden gitmemesi, toplumsal olandan uzaklaşılmaması ve insani sermayenin atalete itilmemesi için sosyal sermayeyi konuşmalıyız!

İnsanlar ebeveynlerinin çocukları olmaktan çok, zamanlarının çocuklarıdır”. Annales Ekolü’nün kurucularından ünlü tarihçi Marc Bloch’ın bu önemli sözü, ister istemez zamanın insanı olmanın ya da zamanın ruhuna uygun hareket etmenin önceliklerini inceleme alanı açıyor.

Zamanın insanı olmanın ya da zamanın ruhuna uygun hareket etmenin koşullarından biri toplumsal dinamiklerin değişmesi ve doğal gidişatla iletişimin de değişmesidir. Sosyologlar içinde önceleri pek de anlamlandırılamayan bir tanım Alman sosyolog N. Luhmann’a ait: “Toplum iletişimdir”. Bugün bu tanım, neredeyse zamanın ibresi üzerinde veciz bir ifade olarak yerini ve önemini koruyor. Yine, son yılların önde giden isimlerinden, sosyal medya analisti Clay Shirky’nin “iletişimi değiştirdiğimizde, toplumu değiştiririz” ifadesi de kitlelere bir mesaj veriyor. İnsanlar arasında gelişen iletişim biçimleri, açık ya da örtük güçlü bir sermayeyi de ihtiva ediyor. 1900’lerden itibaren üzerinde çalışılan “sosyal sermaye” konusu insanların bir arada olmasının, bir arada bir şeyler yapmasının nasıl da güçlü bir sermaye fikri olduğunu bireylere, sosyal politikacılara, entelektüellere hatırlatıyor.

Birbirimize güveniyor muyuz?

Bir deva-ı kül (her derde deva) olduğu için değil, üzerinde düşünme ve fikir yürütme zam/an/ı olduğu için sosyal sermayeyi konuşmalıyız! Üretim-tüketim ilişkilerini belirleyen ve arz-talep esası üzerine çalışan ekonomik sermaye; kişisel yetenekler ve eğitim süreçlerine tabi olan beşeri sermaye; kişilerarasında gelişen, değişen, dönüşen ve diğerleriyle karşılaştırıldığında en az elle tutulur olan “sosyal sermaye”. Birbirimize güveniyor muyuz, başkalarıyla çalışabiliyor muyuz, komşularımızı görebiliyor muyuz, paylaşılmış değerlerimizi eğitim sürecine dahil edebiliyor muyuz? Eşimiz dostumuz, akrabalarımız dışındaki insanlarla da birlikte bir şeyler yapabiliyor muyuz? vs. türündeki soruların cevapları, sosyal sermayenin “karşılıklılık/mütekabiliyet” ilkesince, paylaşılan ve paylaşılması sonucunda toplum adına, kurumlar adına, birey adına fayda umulan bir cömert sermaye olmasında saklıdır. Sosyal sermayenin paylaşımcılığına karşın, ekonomik sermayeler paylaşımcılığı esas almaz. Ekonomik sermaye ile sosyal sermaye arasındaki en kaba fark şudur: Bireysel ekonomik hesaplar paylaşılmaz; ancak bireysel düşünceler, fikirler yahut hayaller paylaşılır.

Farklılaştıran kimliklere karşı

Ekonomik sermayeden bireysel, toplumsal, sivil, örgütsel biçimlerde farklı seviyelerde tanımlanan sosyal sermaye konusuna eğilmek, bazıları için “züğürt tesellisi”saikiyle, bazıları için de (eril) finans alanına gönderilmiş cılız bir alt söylem niteliğinde yorumlanabilir. Bu türden yorumlar, özellikle ülkemizin kamusal söylemini inşa edenlerce azımsanmayacak kadar fazladır. Gündelik dilde “herkes işine baksın!” emir kipine uygunlukla, tavan-taban arasına konan mesafe de, sosyal sermayeyi atıl güç ayarında cari değerlerin dışına atmaktadır. Ekonomideki cari açık ekonomik hayatın asli sorunu olmakla beraber, sosyal sermayedeki cari açık, kolayca bir tali unsura ya da görmezden gelinen bir alana indirgenir. Ayrıca siyasetin gündeminde olmayan konuları tartışmak da kamusal söylem inşacılarınca abesle iştigal hükmündedir. Bütün bunlara rağmen, sosyal sermayeyi konuşmalıyız! Niçin mi?

Sosyal sermaye “birikmiş emek üretimlerini simgeleyen varlıklar” olduğu için, Avrupa sosyologlarından P. Bourdieu’nun tanımıyla; “başkalarıyla birlikte hareket etme ve bundan sağlanan faydaları inceleme alanı” olduğu için. Aile, göç, işgücü piyasası, girişimcilik, demokrasi, eğitim, ekonomik kalkınma, sağlık, sosyal dışlanma, sosyal hareketler konularında bir”fayda” ve “verimlilik” ölçeğini sunduğu için; sosyal ilişkilerin yapısı/düzeyi ve kalitesi konusunda “uyarıcı” etkiye sahip olduğu için; Amerikalı sosyal teorisyen Coleman’ın deyişiyle ekonominin, toplumsaldan (sosyolojiden) ayrı düşünülemeyeceği için.

Daha iyi hayatlar için

Modern ulus-devlet teorisyenleri bugüne değin-farklılaşan-kimlikleri öne çıkardılar; oysaki kimliklerin varoluşundaki “sosyolojik tutkal”ın ne olduğu üzerinde pek durmadılar. Toplumsal dayanışma, bir araya gelme, güven, paylaşım gibi unsurlar görmezden gelindi. Bugün, bu ve benzeri unsurlar, sosyal sermayenin güçlü bileşenleri olarak kabul edilmekte. Elbette ki kimlik oluşturucuların sürekliliğini sağlayan unsurlar kavramlar, tasavvurlar, hayaller ve sembollerdir; ancak bu unsurların kimlikleri sabitleştirmesi hususunda önemli bir sorun alanına yol açtığı da unutulmamalıdır. C. Meriç’in ifadesinde olduğu gibi insanların üzerlerine giydirilen deli gömleğinden farksız ideolojilerin nosyonunu tamamladığı yerden, kendini kimliklerin kucağında buluşuyla kimliklerin mertebesi demir kafeslerden, plastik kartlara dönüşen bir dünyanın mertebesine dönüştü. Bu bağlamda, günümüz kimlik tartışmalarından belki daha önemli bir kategoride yerini alan “daha iyi hayatlar” fikri, bir üst söylem hakimiyetinde insan politikalarının oluşumuna zemin hazırlamakta; farklılaşan kimliklerin insan yüzlerini görmemize de bir fırsat oluşturmaktadır.

Daha iyi hayatlar için, sosyal sermayeyi bulunduğu atıl konumdan çıkarmak, onu hayat alanına ve hayat stratejilerine dahil etmek gerekir. Onlarca proje içinde New Hampshire Charitable Vakfı (N.H.C.F) tarafından hazırlanan “birlikte daha iyi”(better together) projesi oldukça dikkat çekici (bkz.www.bettertogetherNH.org) olanlardan sadece biri. Proje, değişen sosyal politikalar çerçevesinde, bireylerin gündelik hayatlarındaki yüzlerce eyleme bağlı olarak kendi sosyal sermayelerini inşa edebileceklerine dair geliştirilmiştir: “saygı”, “güven” ve “karşılıklılık/mütekabiliyet”e dayalı sosyal sermayeyi geliştirecek 100 madde (şey) sıralanmış. İşte, onlardan birkaçı: “yürüyüşe çıkarken komşunu da davet et”, “gerçekçi ol, mütevazi ol, başkalarını tanı”, “samimiyetle yerel gazeteni oku”, “politik kampanyalarda yer al”, “kütüphanelerde gönüllü çalış”, “çocuklarının öğretmenini tanı”, “araba paylaşımına katıl”, “ailenle ve arkadaşlarına sosyal sermayenin nasıl da önemli olduğunu konuş”, “dedikodu yapma”, vs.

İhtiyaç duyulan şey, sosyal sermayenin üretilmesi, sürdürülmesi ve geliştirilmesidir; süreçte, ağlar (networks), güven, normlar ve toplumsal aktörlerin başkalarıyla kurduğu ilişki, iletişim ve katılım önemlidir. Kabul edelim ki, çağa adını veren enformasyon ve bilgi ve bunlara dair teknolojileri kullanan bireyler yeni ağlarla hayat alanlarını genişletiyor, yaygınlaştırıyor; yeni enformasyon ve yeni bilgiye ortak oluyor ve onları paylaşıyorlar. Bireylerin paylaşımı konusunda enformasyon ve bilgi ne kadar doğru, kaynaklar ne kadar sahih ise “sosyal sermayenin en önemli unsuru “güven”de o denli sağlanmış olacaktır. Aksi, güven yerine kaosu, daha da beteri paylaşımcı alandan uzaklaşmayı ve bireylerin kendi mevzi cemaatlerinde yaşamayı tercih edişini hakim kılar. Usta kalem Alev Alatlı’nın Schrödinger’in Kedisi, Kabus’ta zikrettiği gibi kabus, insanların kendi mevzi cemaatlerine çekilişine dairdir. Kaos ve geri çekilme kısmı ayrı bir yazı konusu olsa da, konu hakkında çalışanlar özellikle bu hususları da dile getirerek birlikte hareket etme, paylaşım ve güvene dayalı sosyal sermayenin işlerliğine dikkat çekerler.

‘Tek başına bowling’ metaforu

Son yıllarda yerli dizi sarmalına kapılan tv kanallarımızın ve onların haberciliğine soyunan gazetelerimizin izler/okura verdiği şey, daha iyi hayatlar değil daha iyi hayatları seyretmek/okumak bab’ındaki illüzyonlar niteliğinde. Olumlu ve olumsuz yönleri dışında, normlara gelince, onların önemli vasfı “insanları bir arada hareket alanına” çekme gücüne sahip olmaları.

Norm geliştirebilmek önemlidir. Batı dünyasında/ cephesinde gelişen bir şey yok ya da S. Amin’in dediği gibi “Batı cephesinde gitgide daha az yeni şey görünse” de Batı hala norm koyma gücünü elinde bulunduruyor ve bunları küresel dünyaya sunuyor: insan haklarına ait normlarda olduğu gibi. Devletleri dönüştürmenin en büyük aygıtı olarak insan hakları söylemi, demokrasinin gelişimine eşlik ederken, Batı-dışı demokrasileri müzakere etmede de en güçlü denetim pratiği olma yönünü koruyor. Bir toplumda haksızlığı yasaklayan normlar, haklıların güven içinde olmasını sağlar, bir toplumda kayırmacılığı reddeden unsurlar “adil” olanın sağlandığı kanaatini pekiştirir. Başarılı olanların ödüllendirilmesi, başarı eğrisini yükseltir, vs.

Amerikalı Siyaset Bilimci R. Putnam, 2000’deki Bowling Alone (Tek Başına Bowling) adlı eseri, başta medya dünyası olmak üzere, siyaset dünyasını da yakından ilgilendirmiş; dönemin ABD Başkanı, çalışmasına ilişkin Putnam’ı Camp David’e davet etmişti. Bowling metaforunu kullanarak Putnam’ın anlatmak istediği şey, Amerikalıların önceleri birtakım rakiplere karşı, resmi takımlarla oynadıkları Bowling, sonraları sadece aile ve arkadaş gruplarıyla oynanan bir oyuna dönüşmüştü. Elbette ki bu bir geri çekilmeydi. Rekabetten geri çekilme, toplumsal olandan geri çekilme vs. Eserde, Amerika’nın sosyal sermayesinin uzun vadeli düşüşüne ve bu düşüşün en önemli suçlusunun televizyon olduğu düşüncesine yer verilir. Putnam’ın sosyal sermaye analizlerinden sonra, konu hakkında yapılan çalışmalar daha çok normlar ve toplumların sermaye kazanımlarını teşkil eden sivil katılım ağları veya yerel kurumlara yönelmiştir.

Sosyal sermaye ve etik

Alana ilişkin bir diğer önemli çalışma Fukuyama’nın Trust (Güven,1998) adlı eseridir. Güven, sosyal sermayenin en önemli unsurudur. Putnam ve Fukuyama sosyal sermayenin bir bütün olarak demokrasi ve sanayileşmeyi etkilediğini öne sürmüşler ve bu bakımdan ulusların sosyal sermaye düzeylerinin farklılığına dikkat çekmişleridir. Ayrıca,1990’ların ikinci yarısından itibaren sosyal sermaye kavramı Dünya Bankası, IMF, UNDP ve benzeri uluslar arası örgütlerin başlıca ilgi alanlarından biri olmuştur. “Dünya Bankası çalışmalarında” sosyal sermaye, belirli bir toplulukta bireyler arasındaki iletişim veya bağlantı ağlarının sıklığı ve doğası şeklinde tanımlanmıştır.”

Elbirliğiyle kayırılarak sivriltilecek bir konu olmasa da, sosyal sermaye ülkelerin kalkınma hamlelerini ortaya koyan kalemlerde tartışmasız bir şekilde öncelikli bir sermaye olarak yerini ve önemini korumaya devam edecek.

Gündelik hayatın ağırlığından kaçıp, kendilerine sığınma alanları seçenler, sosyal sermayelerini de bir anlamda toplumsaldan, sivil hayattan ve örgütlü yapılardan uzaklaştırıyorlar. Sığınaklar belli: alışveriş merkezleri, popüler gündemler üzerine kurulan sohbetler, ertelenmiş ve ötelenmiş zamanlar... İnsanların toplumsal, sivil, örgütsel iletişim ağlarına üyeliği, ortak değerler, toplumsal olana katılım, değer paylaşımı ve karşılıklılık ilkesiyle sosyal sermaye, toplumsal olandan kaçan, uzaklaşan ve bir yerlere sığınmaya çalışan insanları zamanın ruhuna uygunlukla bir araya getirmeye çalışan bir hayat stratejisi ve bir sosyal politika aygıtı.

Kabul edildiği gibi, insanların bir arada yaşaması bir ontolojik (varoluşsal) durumdur. Ahlak ve etik ise, başkalarıyla bir arada yaşamak için bir arada olmayı vaaz eder. Bu anlamda sosyal sermaye üzerinde düşünmek, sadece bir sermaye kaybını önlemek değil, aynı zamanda da bir etik mesele!
Ortak değerlerimizin heba olmaması, paylaşımcı tutumlarımızın elimizden kaçıp gitmemesi, toplumsal olandan uzaklaşılmaması ve insani olan bir sermayenin atalete itilmemesi için, sosyal sermayeyi konuşmalıyız!

edibesozen@hotmail.com

 

NOT: Bu yazı Star Gazetesi'nin Açık Görüş ekinde yayınlanmıştır. 

DKM ARŞİVİ