forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

YURTTAŞ GAZETECİLİĞİ VE BLOGGERLAR

Aktif .

kamil_eryazarKÂMİL ERYAZAR -

Dünyanın dijital seyir defteri ve birer hayat günlüğü olan Facebook, Twitter gibi paylaşım siteleri ve bloglardan oluşan sosyal medya, bırakın geleneksel medyayı, profesyonel dijital gazeteciliğin bile tahtını sallamaktadır.

 

Kurumsal haber portallarıyla adeta yarışan ‘blog’lar ve Twitter yazarları var.

Her ne kadar bloggerlar hiçbir zaman gazeteci olma iddia ve hedefinde olmamışlarsa da, bazı kişisel bloglar bugün dijital gazetecilikten pay alacak kadar birikim ve izlenme/okunma oranına sahiptirler.

Dijital gazetecilik, profesyonel haber portalları ile sosyal medya ve birer mikrosite olan blogların sentezidir.
Global İletişim Aktivistleri: “Game Over!” (Oyun Bitti!)

Söylemleri yeni, biçemleri hep eleştirel sivri dilli ve alaycı, argo sözcükleri kullanmaktan çekinmeyen, sokak ağzıyla yazan, gözünü budaktan sakınmayan ‘bloggerlar’, geleneksel medyanın kapsamı dışında kalan konulara değinerek büyük ilgi görüyorlardı. Böylece yepyeni bir dijital-kitlesel iletişim platformu oluşuyordu.

Kaiser geziye çıkmadan önce, “Bütün kuşbeyinli uyruklarını yıkanmış paklanmış olarak” görsün diye nazırları, gözcüleri, teşrifatçıları Almanya’nın dört yanına haber saldığında, Kaiser’in buyruklarına göre düzenlenmiş uydurma bir hayatı yaşamaktansa, kendi oyunlarını sürdürmek isteyen çocuklar direnir, yıkanmak istemezlermiş. İşte bugün bloggerlar, tam da kendilerini hayatın ‘nesnesi’ değil, ‘öznesi’ olarak gören “yıkanmak istemeyen çocuklara” denk geliyor. (Ünsal Oskay Hocamızı, saygı ve sevgi ile anıyorum)

İlk kez Adorno tarafından, henüz internet ve cep telefonlarının olmadığı bir dönemde dile getirilen “kültür endüstrisi”, bilgi teknolojileri gelişimi ve internetin ortaya çıkıp yaygınlaşmasından sonra büyük boyutlara ulaşmıştır. Dolayısıyla buna “teknoloji kültürü endüstrisi” de denilebilir.

Dijital Alemin Kralı: Blogger

İnternet ile paralel bir süreçte gelişen ‘dijital görüntüleme ve düzenleme’ teknolojisi ürünü araçlar, kitlesel iletişimi topluma indirmiş, herkesi potansiyel gazeteci, sanatçı, yazar durumuna getirmiştir! Sarsıntı azaltıcı, yüz tanıyıcı, vb. otomatik ayarlar sayesinde kullanım bilgisi ve deneyimi gerektirmeyen, film-banyo-kart baskı gibi giderleri olmadığı için ekonomik ve pratik dijital kamera ve akıllı cep telefonları, herkese kullanıcı kaynaklı içerik (user generated content) üretme, erişime sunma ve paylaşma olanağı sağlamıştır. Böylece kişilerin toplumda ‘kendini ifade etme’ gereksinimi ve ‘ego tatmini’ sağlamaları gerçekleşmiştir.

Bu süreç doğal olarak ‘seçkinci kültür’ karşısında ‘popüler kültürün’ daha da yaygınlaşmasını ortaya çıkarmıştır.
Günübirlik üretilip tüketilen, derinlik yerine sığ bir yaklaşımı benimseyen, nitelik yerine nicelikle ölçümlenip değerlendirilen içerik sunumları ‘popüler’ olmuştur. Çünkü üretmesi ve tüketmesi kolaydı. İçine birazcık mizah, bir tutam cinsellik, biraz da argo konularak, kulak memesi kıvamında yoğrulup, pembeleşinceye kadar kavruldu mu tadından yenmiyordu.

Eskiden ağzı olan konuşuyordu! Şimdi ise klavyesi ya da dokunmatik ekranı olan yazıyor!

Gönüllü yaratılıp üretenlerin çoğu egosu ve vicdanlarını, çok az bir bölümü de cüzdanlarını tatmin ederken, tüketiciler de bu içeriği genellikle bedelsiz okuyup izliyorlardı. Yani bir tür alan razı, veren razı durumu!
Bu arada en çok kazanan da kuşkusuz teknoloji üreticileri, servis sağlayıcılar ve popüler kültür endüstrisi yani “yeni ekonomi” oluyordu.

Dünyanın en etkili haber dergilerinden Time, her yılsonu dünyada “yılın insanı”nı seçer ve fotoğrafını kapağında yayınlar. Time 2006 Yılı başında bir sürpriz yapıp kapağına, bakanların kendilerini görmelerini sağlayan ayna işlevini görecek gümüş varak yaldız basıp, Yılın İnsanı “Sizsiniz” diyordu! Milyonlarca aktif – etkileşimli internet ve sosyal medya kullanıcısını “yılın insanı” ilan ediyordu.

Aynı Time Dergisi, aradan beş yıl geçtikten sonra 2010 yılı sonunda da, bu kez ‘yılın insanı’ olarak, dünyada sosyal medyanın fenomeni olan Facebook’un kurucusu 1984 doğumlu Mark Zuckerberg’i “yılın adamı” seçiyordu.
İletişim yöntemlerinin hızla geliştiği bir dönemde, internet bağlantısı ve sosyal paylaşım siteleri kullanıcısı olan her yurttaş, kendisini bir haberci gibi görmektedir. Herkesin verecek bir haberi, verecek haberi olmayanların bile anlatacakları, paylaşacakları mutlaka bir ‘hikayeleri’ var.

Yurttaş Gazeteciliği

Dünyada olup biten ve haber niteliği taşıyan her olay artık haber portalları ve televizyon haber kanallarından önce sosyal medyaya düşmektedir. Metinler 140 karaktere sığdırılıp ‘tweet’ olarak Twitter’dan, metin ve görüntüler Facebook’tan, videolar You Tube’dan, fotoğraflar ise Flickr gibi sitelerden aynı anda tüm dünya ile paylaşılmaktadır.
Türkiye’de internet çok pahalı olmasına karşın, bağlantı hızı ve kalitesi çok düşük olduğu için videoları izlemek zor olmaktadır. Sık sık “loading” uyarısı ile bölünen videolar, bir süre sonra izleyiciyi bu isteğinden vazgeçirmektedir.
Gelişmiş iletişim teknolojisinin hızlı bireysel kullanımı, bilgi akışının denetimini devlet tekelinden çıkarmaktadır.
İnternet ve sosyal medya sonrası oluşan, ceplerindeki multimedya özellikli akıllı cep telefonları ve dijital fotoğraf+video kameralarla donanmış yurttaş gazeteciler, bir zamanlar, önce İHA (İhlas Haber Ajansı), sonra da CHA (Cihan Haber Ajansı) nın yaygın olarak kurduğu ‘sokak muhabirleri’ ağını bile bugün artık geride bırakmışlardır.
Önceki yıllardaki, Olacak O Kadar programının fenomeni ‘tam teçhizatlı kameraman’ Cevat Kelle’yi bile kıskandıracak bu sosyal medya muhabirleri, internete 7/24 haber/içerik yüklemektedir.

Üstelik bu amatör haber/içerikler, sonradan büyük televizyon haber kanalları ve internet haber portalları tarafından da kullanılmaktadır.

Dijital Enternasyonal!

Harvard Üniversitesi’nde iletişim toplumbilimleri araştırmaları yapan Berkman Merkezi’nin Yöneticisi James F. Moore’ye göre, günümüzde blogger’lar ‘birinci güç’ olan ulus-devletlere karşı, global/dijital ölçekte örgütlenmiş ve aydınlanmış yurttaşı temsilen ‘ikinci güç’ü oluşturuyorlar. Moore, ayrıca bu global bilinç ve gücün dünyayı değiştirebileceğini de ekliyor.

Coğrafi sınırlar giderek işlevini yitirirken, ‘ulusal yurttaşlık’ bilinci, yerini yavaş yavaş ‘global yurttaşlık’ bilincine bırakmaktadır. İletişim çağında oluşan küresel ağ ve bilgi toplumu, insanın varolduğu günden bu yana, toplumsal yaşamın en önemli unsuru olan bölgesel kültürel özellikleri de nötralize etkileyerek, ortak dünya kültürüne dönüştürmesi olasıdır.

Karl Marx’ın özlemi olan, bütün ülkelerin işçileri birleşerek ‘proleterya enternasyonalizmi’ni gerçekleştirememişlerse de, bugün internet ağı üzerindeki sosyal medya oluşumu sayesinde ‘dijital dünya yurttaşlığı’ gerçekleşmiştir.
Bu global yurttaşlar yaşadıkları tüm toplumsal olayları anında birbirleri ile dijital ekosistemde paylaşmakta ve böylece dünya üzerinde olup bitenlerden yine anında haberdar olmaktadırlar. Üstelik öğrenmekle de kalmayıp, sosyal medya üzerinde çok hızlı örgütlenip olaylara yön bile vermektedirler.

Mızrak Çuvala Sığmıyor!

Ulus-devletlerdeki egemen güçlerin yanlışları karşısında gerçekleştirilen sivil toplum itaatsizlik eylemleri öncelikle sosyal medyada örgütlenip, gelişmektedir. Sözlü başlayan eleştiri ve sitemler, paylaşıldıkça büyüyerek, kimi zaman siyasal-toplumsal eylemlere bile dönüşebilmektedir.

Ülkemizde ekşi sözlük, inci sözlük, İTÜ sözlük, uludağ sözlük gibi örneklerini gördüğümüz sözlük blogları, her hangi bir konuda yazarlarının kişisel yaşam deneyimlerini de kattıkları özgür, bağımsız, otosansürsüz bilgilere ulaşmada önemli bir dijital kaynak işlevini görmektedirler. Dolayısıyla bu sözlükler, dijital yurttaş gazeteciliğinin ilginç bir türünü oluşturmaktadır.

Ancak Twitter çıkıp yaygınlaşmaya başladıktan sonra, blogların sayısı ve sunulan içerik azalmaya başlamıştır. Hatta bazı bloggerlar bloglarını kapatıp, Twitter’da ‘140 karaktere’ sığmaya çalışmışlardır.

İnternet, önce büyük bir hevesle açılıp, her gün yazılıp içerik eklenerek güncellenen, sonra yük gelmeye başlayıp, yazı ve güncellemeler giderek seyrekleşen, en sonunda da unutulup giden bloglarla doludur.

Yasama, yürütme, yargı güçlerini elinde bulunduran ulus-devletler karşısında ‘dördüncü güç’ olarak bağımsızlığını yitirerek zayıf düşen geleneksel medyanın yardımına dijital medya yetişmiştir.

Ulus-devletlerin geleneksel medyaya uyguladıkları baskı ve yaptırımları, dijital medyaya uygulamaları, gelişmiş iletişim teknolojisi ve yaygınlık özelliklerinden dolayı tümüyle mümkün olamamaktadır.

Yerel İnternet Haberciliği

İnternet ile birlikte yerel habercilik daha da ‘yerelleşerek’, “semt haberciliği” ortaya çıkmıştır. Çünkü sistemin teknolojik yapısı ve kullanıcı portföyü buna olanak sağlamaktadır.

“Hyperlocal News” yani ‘ultra yerel habercilik’ olarak da adlandırılan bu alan, internetten önce de zaten köklü bir yerel radyo televizyon geleneği olan Amerika’da hızla yayılmaktadır. Amerika’nın yanı sıra son yıllarda Avrupa’da da ilgi görmektedir. Artık tüm büyük haber kuruluşlarının aynı zamanda ‘yerel blogları’ da var. Buralarda insanlar kendi hayatlarına, yörelerine yönelik ‘semt gazeteleri’ni oluşturuyorlar. Bu bloglarda halkın da etkileşimli olarak “içeriğe” katkıda bulunmasına, ortak olmasına olanak sağlanmakta, böylece ‘okur/izleyici bağlılığı’ da arttırılmaktadır.
“Semt gazeteciliği”, bizdeki yüksek tirajlı gazetelerin İstanbul, Ankara, İzmir dışında diğer bazı büyük şehirlerde de günlük olarak verdikleri “bölge ekleri”nin daha yerelleştirilmiş içeriğinin online internet ortamına aktarılması ile oluşmaktadır. İlgi gören bu mikro yerel haberler de, dijital gazetecilik de kendisine bir yer açmıştır.

Diğer benzer konulardaki yavaş gelişme süreçlerinde olduğu gibi, bu ‘trend’in de Türkiye’de henüz yeterince önemsenmediğini görüyoruz.

 

kamileryazar@gmail.com

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN