forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

KAPİTALİZMİN NİMETLERİ

Aktif .

gurkanhaydarkilicarslanGÜRKAN HAYDAR KILIÇARSLAN: Geçenlerde Devlet Bakanı Egemen Bağış kapitalizmin çökmeyeceğini, iPhone’u olan bir kapitalizmin çökmesinin mümkün olmadığını, çünkü sosyalizmin veya başka bir düzenin iPhone’u icat edemediğini söylüyordu. 
   
  
Her ne kadar kötü bir model olmasına rağmen uzaya ilk gidenin bir sosyalist rejim ülkesi olan S.S.C.B. olduğunu, bu ülkenin ivme kazandırdığı uzay yarışı sayesinde Batı dünyasında bilişim teknolojilerine yoğun bir yatırımın başladığını, bu yarışa paralel giden silahlanma yarışından çekilen S.S.C.B.’nin yarattığı rekabet boşluğu sayesinde 90’larda bilişim teknolojileri yatırımlarında bir patlama yaşandığını ve bu sayede kapitalizmin en nihayet iPhone’u icat ettiğini bilmeyen bir devlet bakanına sahip olmanın bizi AB’ye dahil edeceğinden yana şüphelerim ciddi biçimde artsa da, yine de sosyalizmin içinden doğacağı kapitalizmin nimetleri hakkında bundan böyle takipçi olmaya karar verdim. 
   
  
Ama bu takibim bireysel mülkiyet esasına yönelik olmayacak. Benim iPhone’um yok mesela. Olsaydı da, bunu kapitalizmin nimetleri hanesine yazmazdım da. Yazsaydım da bunu uluorta herkesle paylaşmazdım. Çünkü bu tür bir nimet değerlendirmesinin eşitlikçi, hakkaniyetçi, adil olmadığını bilir ve herkesin bu nimete sahip olmadığına dikkat ederek kapitalizmi savunayım derken kapitalizm düşmanları yaratmamak için bahsetmezdim bile. Üstelik Egemen Bağış gibi ismi “Adalet ve Kalkınma” olan bir parti mensubu da değilim.
   
Üstelik işime din, dinime iş karıştırmıyorum. Onun yerine, toplumsal yönü olan kapitalist nimetleri sergilemeye karar verdim. Böylece insanlar kapitalizmi sevsinler ve yaratılacak olan “diyalektik çelişki” sayesinde bir gün kitlesel sosyalizm veya hadi ona da razı olalım hakiki sosyal demokrasi hareketleri doğsun bu ülkede. Niyetim, kapitalizmi aklamak olmadığı halde kapitalizmin sosyal hayatlarımıza neler getirdiğini vurgulamak istiyorum sadece. Öte yandan içimde birde uhde var.
   
  
Bilirsiniz, gavs-ı medya hazretleri Hıncal Uluç sık sık gittiği yeni mekanları anlatır, gittiği yeni mekanları ve yediği yemekleri hem de isimler zikrederek yazar. Bunu her zaman yapmak istemişimdir. İşte bundan böyle sizlere yeni mekanları hem tanıtmak, hem de kapitalizmin biz tüketici sınıfına hangi nimetleri sunduğunu sizlerle zaman zaman paylaşmak istiyorum Ve ilk nimet olarak sizlere, geçenlerde karşılaştığım olağanüstü güzellikte bir umumi tuvaleti anlatmaya karar verdim.
İstanbul’dan Ankara’ya doğru otoyol boyunca henüz kendilerinden bir kuruş alamadığım, bedavaya çalıştığım bir şirketin aracıyla gidiyordum. Hendek civarında, af buyurun, her zaman olduğu gibi yola çıkmadan önce çok çay içmek nedeniyle çişim geldi. Eskiden pek uğramadığım bir tesiste durmak zorunda kaldım. Birdenbire o dinlenme tesislerinde yepyeni başka tesislerin hizmete sunulduğunu fark ettim. 
  
Parkshop Outlet’ten bahsediyorum. Sakın bana “ama bizim arabamız yok” demeyin. Orada bazı otobüs firmaları mola veriyorlar. Biletinizi alırken “otobüs, Parkshop Outlet”te duruyor mu” diye sorabilirsiniz. Bence bu tuvaleti görmek için Ankara’ya gitmeye değer. Ben arabayı park edip doğruca kendimi outlet’e attım. Tabi sıkışmış olduğum için tesiste ne var ne yok bunlara dikkat etmedim ve doğruca kendimi tuvaletlere yönlendirdim. Gerçi beni yönlendiren levhaların duvar rengiyle yarattığı uyumsuzluk nedeniyle yanlışlıkla tuvalet yerine önce “mescit” tarafına yönlenmiş, arkasından yine yanlışlıkla az daha “bayanlar tuvaletine” girecekmiş gibi olduysam da en nihayet “baylar tuvaletine” ulaşmayı başardım. Tuvalet çok temizdi. İçeriye girdiğinizde hoş bir lavanta kokusu sizi karşılıyor. Pisuvarlara doğru ilerlerken lavaboların en son teknoloji ürünleri olduğunu ne kadar sıkışmış olursanız olun, fark etmemeniz imkansız. Fakat o da ne! Af buyurun yine, tam fermuarımı açmış ve rahatlamak üzereyken gözlerimin önünde bir ekran belirdi. “Ne ekranı bu” diye düşünürken işimi görmeye, yani işemeye başladım. İlk anlık rahatlamanın ardından kafamı sağa sola döndürdüm ve aynı ekrandan diğer pisuvarların önünde de olduğunu fark ettim. Allahtan benden başka işeyen yoktu. Yanlış saymadıysam 8 tane pisuvar ve 8 tane televizyon ekranı vardı. Yalnız bir sorun vardı ve hepsinde de aynı kanal vardı. CNN Türk açıktı o sırada. Ben işerken Tayyip Erdoğan meclis grup toplantısında konuşuyordu. O kadar çok sıkışmıştım ki Deniz Baykal’a da yetiştim. İşemem bittiği ve fermuarım kapandığı sırada Deniz Baykal hala konuşuyordu. İlk aklıma gelen “Yahu burada bari rahat bırakın” demek oldu. Ama sonra, kendi evimde klozette geçirdiğim zaman dilimlerinde kimleri kimleri okuduğumu hatırladım ( Bu arada bu yazıyı şu anda klozette okuyan varsa ne kadar haklı olduğumu anlıyorsunuzdur. İnsan hiçbir zamanını boş geçirmemeli. ). Fakat elimi yıkarken bu defa “bayanlar tuvaletini” merak ettim. Bayanlar tuvaletinde pisuvarlar olmadığına göre oraya televizyon konulmadıysa bu durum “bir cinsiyet ayrımcılığı olmuyor mu?” diye düşünmeden de duramadım. Yanımda bir bayan arkadaş olmadığı için bayanlar tuvaletinin durumunu öğrenemedim. Sadece meraktan bay tuvalet kabinlerinden birisine baktım ve erkekler tuvaletinde televizyon ayrıcalığının sadece pisuvarlara özgü olduğunu anladım. Her şey güzel ama bence her pisuvarda farklı bir TV kanalı olsaydı sanırım daha şık olacaktı. 
  
Gerçi bir otobüs mola verdiğinde hep beraber pisuvarlara giden yolcular olması durumunda istenen kanal önünde işemek mümkün olmayabilir ama en azından “ne çıkarsa bahtımıza” durumu da olabilir. Tabii her kanal uygun olmayabilir. Sözgelimi dindar kanallar pek uygun olmayabilir ama en azından tüketiciye bir şans tanınmalı diye düşünüyorum. Elbette bireysel olarak kanal değiştirme olayı da düşünülebilir. Gerçi ben bir tuvalete girdiğim zaman elimi, kendi bedenim dışında hiçbir şeye sürmüyorum. Muslukları ve kapı kollarını kağıt mendil veya havluyla açıyorum. Hatta bu nedenle bazen zor anlar yaşıyorum. Şöyle ki; bazen cebimde kağıt mendil kalmamış olabiliyor. Girdiğim tuvalette kağıt havlu ve hatta tuvalet kağıdı bile kimi zaman olmayabiliyor. 
  
Eğer böyle bir tuvalete girmişsem içerde mahsur kalabiliyorum. Birisinin içeri girmesini bekliyorum. Biri içeri girer girmez ayağımı kapıya koyuyorum ve kendimi dışarı atıyorum. Hatta bu yüzden bir keresinde birisine çelme taktım ve adam az daha düşüyordu da zor tuttum. Allahtan adam benim gibi birisiymiş de bana anlayış gösterdi. Ama düşünün ki, bu kimse tuvaletten elini yıkamadan çıkan ve beni asla anlayamayacak, hatta ilaveten kazmanın biri olabilirdi ve benden bu çelmenin hesabını da sorabilirdi. Kapitalizmin halen çözemediği sorunlardan bir sorun bu. Batı kapitalizminde bu konuya çözümler üretiliyor. Umumi tuvaletlerin çoğunun genel bir kapısı yok. Musluklar tamamen ve hem de bizdekilerin aksine “% 100 çalışan” sensörler yardımıyla açılıyor ve kapanıyor. Bir bay olarak tuvalete işemek maksadıyla girmişseniz, girmeniz ve çıkmanız süresi dahilinde sadece eliniz münasip yerinize değiyor Batı dünyasında... Sonra sensörler sayesinde elinize sabun damlıyor, su akıyor ve yalandan değil, hakikaten elinizi kurutan kurutucular veya yine dokunmadan “zırt” diye inen koparabileceğiniz kağıt havlular sayesinde elinizi kuruluyor ve yine tek bir nesneye dokunmadan, kapı olmadığı için içeride mahsur kalmadan özgürlüğünüze kavuşuyorsunuz. Ben henüz G-20 üyesi ve dünyanın 17. büyük ekonomisi olan Türkiye’de, üstelik bu son denediğim televizyonlu tuvalette dahil olmak üzere elimi kurutmayı başaran bir kurutucu görmedim. Aslına bakarsanız İngiltere dışında gerçekten el kurutan tuvaletlere sahip bir ülke de yok neredeyse. Bir tek İngiltere’de, çalıştığı zaman sadece benim elimi değil, o an elini yıkayan insanların bile ellerini kurutan kurutucu makineler gördüm. Bizdekiler tırışko... Saç kurutma makineleri bile daha kısa sürede elinizi kurutur. Adamlar kurutmak için değil, elinizdeki su damlaları üstünüze sıçrasın diye bu makineleri yapmışlar adeta. Sizi bilmem ama ben bu durumun kapitalizmin ciddi bir başarısızlığı olduğunu düşünüyorum. Yine de işin başında sayılırız aslında. Sensörler dünyası, işin gerçeği yeni yeni hayatımıza giriyor. Bir keresinde muhafazakar illerimizin birinde, sanıyorum Konya’ydı, bir alışveriş merkezinin tuvaletinde neler yaşadığımı bir ben bilirim, bir de şimdi siz bileceksiniz. Şehir muhafazakar olunca tahmin edileceği üzere pisuvar yoktu tuvalette. Ayakta işemenin yasak olduğu bir tuvaletti anlayacağınız. Adamlar biz erkekleri mekruha girmekten koruyorlar yani. Ben bu tuvalete girdikten sonra içerisi aydınlandı. Bildiniz. Sensörlerle aydınlanıyordu. Sonra mecburen çişimi yapmak üzere tuvalet kabinine girdim ve alaturka tuvaleti görür görmez aslında büyük bir işimin olduğunu anladım, eğilerek çömeldim. Fakat aniden ışık söndü. Tuvaletlerde benden başka kimse yoktu ve işimin uzun olması nedeniyle bacaklarım uyuştuğu için artık ben de hareket edemez hale gelmiştim. Önce elimi, kolumu filan havaya kaldırdım, nafile... Sensörler tarafından dikkate alınmayacak kadar ufalmıştım. Hafifçe kalkayım dedim. Yok, işe yaramadı. Geriye kalan işimi karanlıkta tamamlamak zorunda kaldım. Deliği tutturmak için akla karayı seçtim ama ışık olmadığı için akın da bokun da karadan bir farkı kalmamıştı. Hatta başka bir seferinde, laik bir tuvalette, bu defa bir pisuvarda ayakta işerken yine sensör kurbanı oldum ve yine işimin ortasında karanlıkta kaldım. Fakat o sensörler daha duyarlıydı. Fermuarımı kapatmadan önce ışıklar yanmıştı. Neyse uzatmayalım. Tuvalet hikayelerim bitmez benim. Çok şükür Parkshop Outlet’in tuvaletlerinin aydınlatması sensörlerle yapılmıyor. Karanlıkta kalmadan ışıl ışıl bir ortamda keyifle işinizi görebilirsiniz.

 İşte böyle, değerli Medyalog dostları. Parkshop tuvaletini mutlaka denemelisiniz. Yalnız sahiplerinden bir ricam var. Bu pisuvar üstü televizyonlarda elimizi kullanmadan bir şekilde kanal değişimi olmalı. Ne bileyim harekete duyarlı sensörler yardımıyla hijyen gerekçesiyle dokunma olmaksızın kanal değişimi sağlayacak teknolojiler üretilebilir. Vücudumuzun bir yerini sağa veya sola döndürerek kanal değişimi olabilir mesela. Kafamızın bu işte kullanılması sakat. Eğer o an tuvalet kalabalıksa yanlış anlaşılma ihtimali var ve dramatik sonuçlara yol açabilir. Başka bir şey lazım ama onun da riskleri var.

Canım, her şeyi de ben düşünecek değilim ya. Biraz da kapitalizm çare bulsun. iPhone’u bulan kapitalizm çökmek istemiyorsa bu sorun için ergonomik bir çözüm bulur kanımca. Hem de üstümüze sıçratmadan...

NOT: Bu yazı YeniHarman Dergisi'nin Mayıs sayısında yayınlanmıştır.

DKM ARŞİVİ