forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

Alkımın altından kimse geçemez: KÂFİRUN

Aktif .

HASAN ÖZSAN

Ahmet Tezcan’ın bir üçlemenin ilki olan  “Alkımın altından kimse geçemez – KÂFİRÛN” romanını bir solukta  okuyup bitirdiğimde kitap elimde uzun süre öylece kalakaldım.

İçimde iyileştiğini sandığım o derin yaranın aslında hiç iyileşmediğini,  için için hâlâ kanamakta olduğunu anladım ve, “bu ülke asırlardır kendi çocuklarını yemiş ve hâlâ yemeğe devam ediyor…” diye acı içinde düşündüm. 

Gelip geçen her nesil sanki Homeros’un Sisifos (Sisyphus) ’u… olmuş (*) 
Gücü ele geçiren her birimizi “alkımın altından” geçirmek için elinden geleni ardına komamış… Sonu getirildi sanılan her zulüm, çile her dönem yeniden başlatılmış… 

“İçinde bir yerlerde; Komünist Doktor Hikmet Bey, Kafirûn suresi üzerinden Nurcu Şoför Çerkes Hikmet Usta ile çekişiyor “senin dinin sana, benim dinim, bana” diyordu. Syf 167

Romanın insanda yarattığı eziklik bu kadarla kalmıyor.  Artık geçmişte kalan insanlığımızı hatırlatarak rahatsız ediyor insanı… Romandaki   kişiliklere bakarak  “o iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler” diye düşünmeden edemiyor insan…  Onca yoksulluğa rağmen  birbirimize en yakın yerde olan  o sıcak ve  gizemli çizginin nasıl olup da kalınlaşıp soğuyarak aşılmaz bir kale duvarı haline gelmiş; nasıl bu kadar hızla, bu kadar kısa zamanda insanlığımızın ötelerine savrulmuşuz  hayret...

 

Ahmet Tezcan  KÂFİRÛN’la “bir dönemin”  romanını yazmış diyenler var… Bana göre, bu roman sadece bir dönemin değil tüm dönemlerin romanı aslında…
Romandaki şu satırlar bir Meşrutiyet Anası için de, bir Cumhuriyet Anası için de söylenebilir:

 

“…Çünkü bir Komünist  Doktor’un Anası’ydı o!
Çünkü bir komünist ana’ydı!
Çünkü düşünebileceği şeyler sonsuz olsa da söyleyebilecekleri çok sınırlıydı. Hapisteki oğlu kadar  kendi dili de tutukluydu. Oğluyla beraber yaşadığı onyedi yıllık hapis ve sürgün çilesi, kapılardan kovulmanın, sokaklardan atılmanın, karakollarda sabahlamanın, mapusanelerin duvar diplerinde gölgelenmenin, şehir dışına mevcutlu çıkartılmanın, ana iken itilmenin, kadın iken dövülmenin, kızıp da bağıramamanın, bilip de söylememenin, düşünüp de konuşmamanın tahsili olmuştu ahir ömründe!” Syf 120

Sahi siyasi suçlular yüzünden ünlenmiş bu kadar çok mapusanesi olan başka bir ülke var mı acaba?
Anemas Zindanı, Yedikule zindanları,  Sultanahmet, Sağmalcılar, Ümraniye, İmralı,  Mamak, Ulucanlar, Metris, Buca, Bursa , Sinop Diyarbakır Cezaevleri, Eskişehir Hücre Tipi hapishanesi (Taputluk)  say sayabildiğin kadar… 
Hele  folklöründe bu kadar çok mapusane ezgileri olan başka bir ülke var mı?
Aydını bu kadar çok içeri atılan?...
Nurcu Şoför Çerkes Hikmet Usta boşuna, “Beni hapse atsalar ne olacak? Atacaklarsa bir âlimi atsınlar da hapisanedekilere ders versin” demiyor.(syf 143)  
İşin traji-ironik yanı bizde en güzel düşün ve edebiyat eserleri hapishanelerde yazılmış…  İçerdeki aydınlar bu arada diğer adi suçlardan yatan mahkumlara eğitmenlik de yapmışlar…

(Komünistler “Hayat Üniversitesi” diyordu buna, Nurcular ise “Medrese-yi Yusufiye”… syf 144)

İçerde kendini salıverip  ölenler, intihar edenler olmuş olmasına ama çoğunluğu yazarak, düşünerek, çalışarak, diğer mahkumları eğiterek yıllarca dayanmış.
Doğrusu onlarda “Eyüp sabrı” olmasaydı bu kadar dayanabilirler miydi? Komünistlikten yıllarca hapis yatmış olan Hasan İzzettin Dinamo bir şiirinde
"Bir Eyüp sabrıyla bekledim
Sabahı olmayan gecelerde.
Gül dalları yerine demir çubuklar vardı
Münzevî-münzevî pencerelerde." 
“…."
Öğrenme, istemem,
bir Eyüp sabrı nedir
torunlarımın torunu.
Say ki dedelerin bir masal yaşadı
say ki acılar masaldı,
Öttür ölümsüzlüğe doğru borunu!..”

Bütün bunların ötesinde romanın çatısını tutan ana direk  toplumdaki sözde ayrışmanın aslında “birlik” olduğu gerçeğinden başka bir şey değil.

“Nurcu  Hikmet’in misyonerlik hevesiyle gözleme arasında Komünist Hikmet’e verdiği Said-i Nursi’nin, “silsile-i  felsefe, silsile-i diyanete, dehâlet edip itâat ederek hizmet etmişse; âlem-i insâniyyet parlak bir sûrette bir saadet , bir hayat-ı içtimaiye geçirmiş” sözüne karşılık Komünist Hikmet’in Nurcu Hikmet’e propaganda kaygılı cevab-ı mesajında eski bir yazısından bir alıntıdaki,“ bilgi-akıl, bilim geliştikçe Allah, genelde din bilimi geriler. Ama bilinçaltına bastırılarak geriler. Onu bilince çıkarıp kültürümüzde sentezleştirirsek toplumsal ve doğasal uyumumuzu zenginleştirir” sözlerini yan yana  getiren Komünist  Hikmet, “Kâfirûn Suresi’nden  Tarihi Materyalizm’e atlayışının resmi..” ni görür. Sonuç, “Senin dinin sana, benim dinim bana” ya çıkmaktadır. Çünkü “iki deniz karşılaşmış, karışmamışlar; çünkü aralarında görünmez bir perde vardır”  (sizi yanıltmamak adına syf 170-171’e bknz)

Ahmet Tezcan’ın bir solukta okunan romanının zor  yanı içeriğinde konuşulacak, tartışılacak pek çok şeyi barındırması ve bunların her birini düşünmek, konuşmak, tartışmak için hem birikimin, hem zamanın gerekmesi… Lâkin bu sarmalı çözmek için eyleme  yaman ihtiyacımız var…

Diyeceğim  benim gibi,  kitapçıları işgal eden fast food  türü romanlardan uzak duranlardansanız , KÂFİRÛN romanını elinize aldığınızda kağıdın ve mürekkebin o hoş kokusunu içinize çekerek yeni bir roman okumanın hasretini gidererek  sayfalarını çevireceksiniz. Umarım bu roman yakın Türk edebiyatında bir yol olur da okuyucuyu bir müşteri olarak görmekten vazgeçilir.

Gözümüz, gönlümüz  üçlemenin tamamlanmasında… Ahmet TEZCAN  bu merakı hak ediyor.

 
---------------------------------

 

(*) Sisifos (Sisyphus ): Homeros`a göre ölümlülerin en bilgesi olan Sisifos. Tanrıları kızdırınca koca bir kayayı dağın tepesine çıkarmakla cezalandırılır. Ama her yukarı çıkarışında kaya aşağıya yuvarlanır. Sisifos aşağıya inip kayayı yeniden dağın tepesine çıkarmak için uğraşır. Tam tepeye ulaştırdığında kaya yine aşağıya yuvarlanır…

 

hasanozsan@gmail.com

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN