forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

Bu tipik bir fişlemedir... Arzolunur...

Aktif .

HASAN ÖZSAN

Giderek muhafazakarlaşıyoruz ya, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun tütün ve alkollü içkilerin satışına ve sunumuna ilişkin usul ve esaslar hakkındaki yeni yönetmelik muhafazakarlığımızın hakkını verdi geçti.


Bilmeyenler için kısaca yazıp değinelim:
Alkollü içeceklerin reklamlarına yasaklar getirildi, satışına bir dolu kısıtlamalar kondu vs... Yönetmeliğin en can alıcı yasağı ise: “Yetkili satıcılar tarafından satış belgesinde belirtilen işyeri adresi dışında satış veya sunum yapılamaz” hükmüyle geldi.
Yani bundan böyle dağda, bayırda, kırda, deniz kıyısında içki satılamayacak, içilemeyecek.

Gelelim hadiselere:
CHP'li Kadıköy Belediyesi Kadife Sokak'taki eğlence mekanlarının önlerindeki masaların sokağa taşması ve gece yarısı tekel bayilerinin önünde açıkta içki içenlerin sayısının artması yüzünden  mahalle sakinlerinin şikayetleri artınca, ilçe merkezinde içkili mekanların kapanış saatini 24.00'e, tekel bayilerinin kapanış saatini ise 22.00'ye çekti.

Afyon Valiliği de 2012 yılında yayınladığı bir genelgeyle 'kamunun istifadesine açık park, bahçe ve üzerinde tesis bulunmayan açık alanlarda veya mesken mahallerde karayollarında umuma mahsus yerlerde, umuma mahsus park ve bahçelerde ören yeri gibi alanlarda her çeşit taşıma araçlarının içerisinde açıkta alkol içilmesi veya satışını…” yasaklamıştı.  Ancak, yargı bu yasağı anayasaya aykırı buldu…

 Başbakanımız Hürriyet Gazetesindeki söyleşisinde konu hakkında şöyle demiş: “
Afyon’daki konuyu içeriği ile bilmiyorum. Bunu Afyon Valisi mi yaptı tam detayını bilmiyorum. Bilmediğim için değerlendirme yapmam doğru olmaz. Bugün bir şey duydum. Kadıköy’de CHP Belediyesi belli bir saatten sonra alkol satışı ya da alkollü yerlerin kapatılması konusunda yasak koymuş, Bunu AK Parti yapsaydı kıyamet kopardı.”

Biliyorsunuz, Isparta Valiliğinin de açık alanlarda içki içilmesini yasaklayan genelgesi var. Bu tür genelgelerden bakanlığın ve haliyle başbakanlığın haberinin olmaması elbette düşünülemez.

Basın-yayın ise içki yasağı ile ilgili olaylar ancak yargıya taşınırsa haber yapıyor. Yani üzerinde durduğu yok.

Başbakanımız daha önce bir grup toplantısında,
CHP Genel Başkanı bir röportajında ne içtiklerini söylemiş, meğer rakıyı sulu içiyorlarmış” diyerek CHP’ye sataşmıştı.

Bu sataşmadan çok önce,  “… (AK Parti olarak) kimin yaşam tarzına müdahale ettik? Herkes istediği gibi giyiniyor. Herkes istediği gibi içiyor. Iksırıncaya tıksırıncaya kadar içiyorlar…” da demişti.

Başbakanımız kimsenin yaşam tarzına müdahale olmadığını, alaycı ve tahrikkar bir uslupla herkesin istediği gibi içtiğini söylemiş olsa da aslında durum öyle görünmüyor gibi…

Örneğin, Isparta Valiliğinin de, ’Isparta İl Sınırları İçinde Açıkta Alkol Almanın Engellenmesine Dair’  genelgesi var.  Pek çok kasabada ve beldede  içki yasağı öyle ya da böyle uygulanır halde. 

Ankara Büyükşehir Belediyesi dahil pek çok Belediye yetkisi olmadığı halde kendisine bağlı park ve işletmelerde  içki yasağı getirmiş durumda. Bu yasak pek çok kamu kurum ve kuruluşlarının misafirhanelerinde de uygulanıyor.
Öyle ki yasak lokantalara, lokallere kadar girmiş vaziyette.

Ankara'da polisin , "Buranın içki ruhsatı yok, suç işlediniz’" diyerek bir balıkçı lokantasında içki içen  bir ailenin kimliklerini alarak tutanak tutması olayı Hürriyet Gazetesi yazarı Yalçın Bayer sayesinde basın-yayında yer almış ve ardından meclis  gündemine taşınmıştı. 

O kadar…

İçki yasaklarının uygulanış biçiminin kişilik ve insan hakları acısından nasıl sakıncalı olduğuna, demokrasiye yeni derin yaralar açılmasına yol veren bir uygulama olduğuna dair basın yayında ciddi anlamda bir değerlendirme yapılmadı. 


Ha şunu itiraf edeyim; ben de  meselenin vehametini ancak benzer bir olay başıma gelince anladım.  

Olay bir sahil kasabamızda geçti:
Hava iyice kararmıştı.  Briç lokalindeki bütün müşteriler gitmişti. Sadece biz kalmıştık. Dört arkadaşımız okey oynuyordu..İki-üç arkadaş birer bira aldık, sessiz sakin aramızda sohbet etmeye başladık.  Biralarımızdan bir-iki yudum aldık almadık birden kapı açıldı içeri  üç sivil kişi daldı.
Hiçbir şey söylemeden masayı ve bizi  videoya çekmeye başladılar.
Şaşırdık...
İşletmeci arkadaş, kim olduklarını sordu.
“Polis” dediler.
 “Hoşgeldiniz ” dedi işletmeci arkadaş, “ Peki ne yapıyorsunuz, bir açıklama yapmayacak mısınız?” 

- Hakkınızda ihbar var?

-     Ne ihbarı?

-     Açıkta bira içiyormuşsunuz.
“Açıkta” kelimesini “açıp da” anlayan işitme arızalı emekli öğretmen, “ Ne yani, “ dedi “açmadan mı içecektik.” diye itiraz etti.
Polislerden biri kızdı, “açıp da demedim açıkta dedim..”

Emekli öğretmen arkadaşımız bir şaşkınlığı halledemeden  başka tür şaşkınlığa geçişte zorlanmış olmalı ki bu defa, “açıkta olur mu? Görmüyor musun birader her taraf kapalı” dedi.
Polis sabır çekerek,”kardeşim açıkta demek umuma açık olarak demektir…” diye konuya açıklık getirdi.

Oysa, bu hâl emekli öğretmen arkadaşımızın başına ilk defa gelmiyordu.. Yazın, gece vakti deniz kıyısında ailece oturup bir şeyler yer, içerken masada bira bulunması yüzünden devriye gezen polisler tarafından haklarında tutanak tutulmuştu. Bu deneyimine rağmen içimizde en çok aklı karışan da o olmuştu.

Biz üç polisle tartışırken içeri üç polis daha girmez mi?.
Ettiler mi altı…
Hepsinin belinde nal gibi tabanca ve kemerlerinden sallanan kelepçeler var. Biz ise topu topu yedi kişiyiz… Yedi emekli vatandaş. Yani adam başına neredeyse bir polis düşüyor. Yedimizin de sabıkası yok, yedimizin de sicilleri ak pak… Kısaca o ana kadar  vatandaşlık literatüründe “temiz vatandaşlar” olarak yer alıyorduk. Ama hayır, bundan sonra bira içmek gibi bir sabıkamız, karakolda kimliğimiz, kasabada çıkacak olan dedikodulardan dolayı alemde ismimiz olacak artık. 

Polislerden biri tarafından kimliklerimiz toplandı, vatandaşlık numaralarımız telsizle bir yere bildirildi ve künyemiz tutanağa geçirilip tek tek tek tarafımıza imzalatıldı…

İçtenlikle söylüyorum, devletin onca ciddi işinin arasında altı polisini (belki de yediydi) sırf bira içtikleri için her biri  kendi halinde olan yedi emekli vatandaşın üzerine salmış olması karşısında donup kalmıştım. Polislerden birisine böyle tuhaf bir uygulama yapmayı mesleki olarak yadırgayıp yadırgamadıklarını soracak oldum ama fena halde terslendim. Neden yadırgayacaktı ki?.. İş işti!.. 

Böyle bir uygulamaya  yetkililerinin olmadığını söylemeye çalıştık ama verilen yanıt daha da üzücüydü: Emir il emniyet müdürü tarafından  bizzat verilmişti. Yapabilecekleri bir şey yoktu.

Oysa bu iş polisin işi hiç değildi.
Uzaktan yakından ilgisi de yoktu.
Çünkü Polise,  “Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu'nun 13. Maddesi  ancak ,‘Halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk halinde başkalarına saldıranlar' hakkında işlem yapma görev ve yetkisi tanıyordu.
Bu kadar…

Peki bize;  yani, her biri kendi halinde olan sabıkasız, sicilleri ak pak, vatandaşlık literatüründe “temiz” olarak yer alan  yedi emekli vatandaşa sırf masalarında bira şişesi var diye yapılan bu uygulamanın, bu  işlemin adı neydi o zaman?

Cevabı çok basit efendim…
Bu tipik bir fişlemedir…
Arzolunur… 

hasanozsan@gmail.com

DKM ARŞİVİ