forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

Daha ne olsun!..

Aktif .

HASAN ÖZSAN 

Radyo Agos’ta Rober Koptaş ve Karin Karakaşlı’nın bu haftaki konuğu olan  Cengiz Çandar’ın etiği sözler karşısında içimde acılar içinde bir şeyler çatlamadı değil…

Çandar’ın şu sözleri bir çığlık gibiydi:

“Bu konuda bağışıklığım var; şaşırmıyorum. Birkaç vesileyle yazdım, 28 Şubat’ta ‘andıç’a maruz kaldıktan sonra kendi meslek ortamımın manzarasını gördüğümde duyduğum hayal kırıklığı, o gün bugün bende Türkiye’deki medya ortamından bir şey beklememek gerektiği duygusunu uyandırdı”
“…”

 

“Geçen günkü bir yazımda ‘Medya, benim için, (28 Şubat) o gün bitmişti’ dedim. Medya benim işimi iyi yapmaya çalıştığım bir alan, saygınlık ölçüsü değil. Tam da medyanın Hasan Cemal’in başına gelenler sonrasında gösterdiği  performansı nedeniyle öyle değil. Hasan Cemal’in yazamıyor oluşu sıranın bana geldiği duygusunu veriyor.” 

Bu sözler bana, ister istemez Bertolt Brecht’in  herkesçe bilinen şiirini hatırlattı; hani, şöyle diyordu o şiirinde:

 

“Naziler önce komünistleri tutukladılar; komünist değilim diye ses çıkarmadım. Sonra yahudiler’i tutukladılar, yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım. Sosyal demokratları tutukladılar, savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!”

Ha, H.Cemal’in ve C.Cengiz Çandar’ın hakkını yememek lazım.  Seslerini çıkarıyorlardı çıkarmasına ama Kürt meselesi, Balyoz ve Ergenekon tutuklamaları dahil pek çok konuda hükümetin  icraatlarını  destekler biçimdeydi.  Bu yüzden ulusalcılar gözünde “yandaş” birer gazeteciydiler. Her ikisinin seslerinin böyle çıkaracağına  keşke sessiz kalsaydılar diyesi geliyor insanın. Öyle ya, Bertol Brech’tin şiirinde anlatılan durumdan çok daha içler acısı duruma  düştüler, düşürüldüler.

 


Başbakanın kendisine “Hasan Abi” diyecek kadar yakın bulan  
Hasan Cemal’in ardından yazılanlara bakıldığında, aslında onu 15 yıldır emek verdiği gazetesinden kimin işareti ile kapı önüne konduğu herkesçe malum iken, kimse bunun üzerine gitmiyor, gidemiyor; sadece, “sıranın kendilerine geleceği” kaygısıyla en cesuru bile ancak cılız bir sesle “Bu H.Cemal’e yapılmamalıydı” diyebiliyor…

Başkaca anlamlı, çarpıcı, vicdanları harekete geçirici bir tepkiyi araki bulasınız. İşin tuhafı , köşe ahkâmcılarının, düşmanını görünce  ölü taklidi yapan hayvan türünün tavrına bürünmesi de görmezden geliniyor. Oysa her biri demokrasi konusunda nasıl da heyecanlanıyorlardı, 28 Şubatlara, andıçlara, darbecilere, demokrasiye ara verenlere nasıl da  ver yansın ediyorlardı? (Hoş, onları o ara rejimler sırasında da görmüştük. Bu yüzden  Çandar neden bu kadar kahrediyor ona şaşmıyor değilim…)

Basın-yayının Hasan Cemal’i kapı önüne konması karşısında bu silik, etkisiz, pasif tavrı karşısında hükümetin icraatlarını çoğu kez agresifleşecek kadar savunan, adına “demokratik açılım” denilen tartışmalı tasarrufları bile açıktan desteğini esirgemeyen Cengiz Çandar’ın isyanı haliyle görmezden, duymazdan gelindi; onun karamsar duygularını, görüşlerini paylaşan olmadı. 

Oysa daha düne kadar, onun hükümetin icraatlarını (özellikle Kürt meselesinde, tutuklamalarda) destekleyen yazıları ve açıklamaları ses getirirdi, köşe yazıları referans alınırdı.  

İşte gazetecilikte öyle ya da böyle onca yıl emeği geçmiş, onca sancılı dönemlere tanıklık etmiş, zorluklara göğüs germiş iki gazetecimizden birinin düştüğü durum; diğerinin bu olay nedeniyle demokrasimiz ve basın-yayın adına yaşadığı büyük hayal kırıklığı ve şok nasıl bir dönemden geçtiğimizin acı bir kanıtı değil mi?
Daha ne olsun?...

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN