forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

'ERGENEKON SHOW' HABERİ HAKKINDA HER ŞEY

Aktif .

dilek_yarasStar gazetesinin ‘’Sisi-Sabih şov’’ başlıklı haberi bir şaka gibi düştü gündemime. Gözlerime inanamadım. Daha iki gün önce yazdığım yazıda Kanal T’yi tiye aldığım konu adeta ete kemiğe bürünmüş bir haber olarak karşımda duruyordu. Ben şaşırmayacaktım da kim şaşıracaktı…

 

Hatırlarsanız Nurseli İdiz’in yatakta sunacağı programa dair Kanal T yöneticilerine bir takım önerilerde bulunmuş ve daha çok para kazanmak istiyorlarsa Sisi’nin şanından şöhretinden yararlanmalarını tavsiye etmiştim.

Demiştim ki:

‘’...Ergenekon PR Ajansı ile bağlantıya geçilip, Sisi ve İdiz ikilisi gibi ‘’Ergenekon’’ davasından göz altına alınan şüphelilerle özel geceler düzenlenmeli ve bu işin kaymağını onların da yemesi sağlanmalıdır. (Bu, kısa vadede para getirmez belki, ama kanala kazandıracağı ''siyasi'' prestij ile başka kazanç kapılarını açar.) ...‘’

...

 
Anlaşılan kanalın yöneticileri tavsiyelerimi ciddiye almışlar ve değerlendirmişler.

(En sonunda benim ''ticari'' zekamı da farkeden birileri oldu ya, artık ölsem de gam yemem. Bu vesileyle Kanal T yöneticilerini de tebrik ediyorum.)

Tevekkeli, diğer Tuncay, (hani soyadı Özkan olanı) bir zamanlar ‘’Beni de alın içeri, alsanıza, hadi alsanıza,’’ diye ter ter tepinip duruyordu. E tabi, yılların kurt medyacısı bilmez mi bu işin getireceği rantları. Show dünyasının yaldızlı ismi Sisi’ye küçük de olsa yeni bir kanalın başına geçme, Tuncay Güney’e program yapma imkanı tanıyan, ‘’Ergenekon’’ namlı dava, Tuncay Özkan’a hangi kapıları açmaz bir düşünsenize.

Star’ın ‘’Ergenekon Show’’ haberi

Hadi bu kadar gırgır yeter… Önce Star gazetesinin haberini okuyalım sonra da bu haberin aslının peşine düşelim:  :  

‘’… Ergenekon kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakılan ‘Sisi’ lakaplı Seyhan Soylu, Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaptığı Kanal T’de, Ergenekon davasını masaya yatıracağı program için, Ergenekon sanıklarının cezaevinden programa konuk olmaları için savcılardan izin istedi. Dün Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gelen Sisi, adli emanetten eşyalarını almak için müracatta bulundu….. 
….‘Ergenekon Show’ adlı program çerçevesinde tutuklu bulunan Ergenekon sanıklarını da programda konuk almak isteyen Soylu, savcılardan izin talep etti. Konuyla ilgili bir dilekçe sunan Soylu, savcılardan gerekli izni aldıktan sonra ilgili dilekçesini Silivri Ceza İnfaz Kurumu yönetimine sunacak…. 
Gazeteci-yazar Abdullah Özdoğan, spiker Gülgün Feyman ve Ergenekon’un kilit ismi Tuncay Güney programı yönetecek. İstanbul’un yanı sıra Kanada’dan da yapılacak olan programın ilk konuğu ise Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu olacak. Konuk olması istenen sanıklar arasında Veli Küçük ve Ümit Oğuztan da bulunuyor….’’

 
Kanal T’nin kurucuları ne diyor bu işe?

 
Söyleyin şimdi bana, gerçekten şaka gibi bir haber değil mi sizce de… Ve ben sahiden de inanamadım okuduklarıma. İnanamadığım için de haberin detaylarını araştırma gereği duydum:

İlk konuştuğum kişi, kanalın kurucularından Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür’dü. İlkeli yayıncılık, temiz toplumun temiz medyası (Kanal T’nin T’si bu temiz toplumdan geliyor) hayalleriyle yola çıkan Övür, seçimlerden bir hafta önce Kanal T ile ilişiğini kestiğini, dolayısıyla şu an yapılan işlerle hiçbir ilgisinin olmadığını söyledi. (İlk zamanlar, kanalın genel yayın yönetmenliği koltuğunda oturan eşi Jülide Övür de ayrılmış kanaldan.)

İkinci durağım, yine kanalın kurucularından olan ama sonra ayrılan İnternethaber Yayın Grubu Başkanı Hadi Özışık oldu.

Yıllardır Özışık’ın sitelerinde yazmamdan gelen samimiyetimize güvenerek damardan girdim soruya: 

D.Y: Hayırdır, Sisiler, Veli Küçükler falan… Kanal T, Ergenekoncular’ın eline mi geçti? 
H.Ö: Yok canım, öyle saçma sapan işler işte.  
D.Y: Ticari bir durum mu yani? 
H.Ö: Öyle görünüyor. İlgi çeksin diye olabilir.

Star gazetesinin yanlışları

Dedim ya, ben bu haberin gerçeğinin peşindeydim. Bu konuda, Mahmut Övür’den de Hadi Özışık’tan da -kanalla ilgileri kalmadığı için- dişe dokunur bir bilgi alamayacağımı anladığım için  de programın baş sorumlusu olarak görünen gazeteci-yazar Abdullah Özdoğan’a ulaştım.

Özdoğan, Star gazetesinde yer alan ‘’Sisi-Sabih şov’’ başlıklı haber için: ‘’Sadece bu tarz bir program olacağı ve benim Tuncay Güney ile beraber sunacağım doğru ama geri kalan her şey yanlış,’’ dedi.

(Medya Tekzip Merkezi’ne bir katkımız olsun diye özellikle belirtiyorum bu durumu. Star’ın düzeltilecek yazı hanesine bir haber daha eklendi böylece. Bu konuda Star gazetesinden farklı bir bilgi ulaşırsa onu da aktarırım sizlere.)

Konuya iyice vakıf olmanız ve -olabildiğince- haberin gerçeğine ulaşabilmeniz için Abdullah Özdoğan ile yaptığımız söyleşiden edindiğim bilgileri aynen aktarıyorum:

Önce Star’daki haberin yanlışlarından başlayalım:

Programın ismi ‘’Ergenekon’’ değil.  
  
Doğrusu: Karakutu.

İsmin ilham kaynağı da Ergenekon’un karakutusu Tuncay Güney. Zaten bu fikir de Özdoğan ile yaptıkları bir sohbet sırasında Güney’den çıkmış.

Sisi’nin (Seyhan Soylu) ise programla hiçbir ilgisi yok. Ayrıca, kanalın Genel Yayın Yönetmeni de değil Sisi. Sadece (!) Medya Grup Başkanı

Adı programın spikerlerinden biri olarak anılan Gülgün Feyman’ın da Karakutu ile alakası yok. Feyman, Kanal T’nin ana haber bülteni sunucusu.

İlk konuğun Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu olacağı ve Veli Küçük ve Ümit Oğuztan'ın konuk olması istenen sanık isimleri olduğu bilgisine de ‘’Kesinlikle yalan,’’ diyor Abdullah Özdoğan.

İlk programın konusu ise: Gladyo.

Gladyo'da, -adından da anlaşılacağı gibi-, Gladyo oluşumunun özellikleri,  ‘’Ergenekon’’ davası ile olan  benzerlikleri ve farklılıkları işlenecek.

Konuk olarak, Kurtlar Vadisi’den Ergenekon’a kadar her şeyin arka planını bilen çok önemli iki isimle görüşüyorlarmış. Bu iki ismi öğrenmek için epey ısrar ettim ama Abdullah Bey ser verip sır vermedi. (E, ben de MİT' kökenli bir gazeteci olmadığım için muatabımın ağzındaki lafı kerpetenle söküp alamadım. Sadece isim kesinleşince haber vereceğine dair söz alabildim.)

Programın genel konseptinin Ergenekon olmadığını ısrarla vurgulayan Özdoğan, ‘’Devletler arası stratejileri ve bunların Türkiye bağlantılarını, ülkemiz üzerinde oynanan oyunları irdeleyen bir program olacak,’’ diyor. (Ergenekon davası sadece dolaylı yoldan ve konu gerektirirse işlenecekmiş.)

Tuncay Güney ile Abdullah Özdoğan aşağı yukarı yedi-sekiz aydır gerek telefonda gerekse msn’de bu programın konseptini konuşuyorlarmış.

 
Karakutu’nun fikir babası Tuncay Güney

 
D.Y: Peki, Abdullah Bey, Tuncay Güney ile ilişkinizin boyutu nedir? Arkadaşınız mı?

A.Ö: Hayır. Arkadaşım değil. Bir gazeteci olarak, bilgi almak için görüştüğüm bir kişi.

D.Y: Bu kadar kolay mıdır Güney’e ulaşmak?

A.Ö: Tabii ki, iki yüz gazeteci var listesinde. Ama hepsiyle ve her zaman konuşmuyor tabii ki. Çünkü güvenmiyor çoğuna.

D.Y: Böyle biri size nasıl ve niçin güvendi ki?

A.Ö: Ben ona en başından bir insan olarak yaklaştım. Diğerlerinin yaptığı gibi bir haber nesnesi olarak görmedim. Neler yaptığını, nerede ve nasıl yaşadığını, ülkesinden uzak olmanın psikolojisi üzerindeki etkilerini merak ettim. Ruh halini anlamaya çalıştım. Bu şekilde iletişim kurunca da güvenini kazandım ve uzun uzun sohbet etme imkanı buldum.

D.Y: Bu sohbetleriniz sırasında mı çıktı ''Karakutu'' fikri?

A.Ö: Evet, bir gün, medyanın olayları çarpıtmasını, ülkemiz üzerine dönen olayları konuşurken Tuncay ‘’Ah, ben yapmalıyım bu konularda bir program ki görsünler,’’ dedi.

D.Y: Yani ''Karakutu programı Tuncay Güney’in fikriydi,'' diyebilir miyiz?

A.Ö: Başlangıçta öyle. Sonra beraberce geliştirdik konsepti.

D.Y: Nasıl olacak bu iş? Siz burada, o Kanada’da…

A.Ö: Program sırasında Kanada ile bağlantımız olacak. Ben çekim mekanında o da ekrandan konuklarla sohbet edeceğiz. Tuncay, olayların arka planları hakkındaki bilgilerini de paylaşacak bizimle.

D.Y: Ama, en azından medyadan bize yansıdığı kadarıyla, Güney’in pek de itibarlı bir imajı yok Onun sözlerine nasıl güveneceksiniz?

A.Ö: Onunla aynı fikirde olmamız da gerekmiyor zaten. Emre Kongar-Mehmet Barlas ikilisi gibi tamamen zıt fikirleri de temsil edebiliriz.

D.Y: İyi de, Kongar da Barlas da kamuoyu tarafından bilinen, saygı duyulan ve geniş kesimler tarafından güvenilen isimler... Siz, yirmi yılı aşkın gazetecilik geçmişiniz, aldığınız Sedat Simavi ödüllerinizle güven veren bir isim olabilirsiniz ama partneriniz -çok afedersiniz- biraz ‘’kaçık’’ muamelesi gören biri.

A.Ö: Onu, en başta Hürriyet gazetesi öyle yaptı. Tuncay’ı çok köşeye sıkıştırmaya ve ezmeye çalıştılar. Başaramayınca da bilinçli bir stratejiyle böyle bir imaj yarattılar. Ciddiye alınmaz biri demeye getirdiler.

D.Y: Ama onun da bu imajı hakedecek bazı tuhaf söylemleri ve tavırları da yok değil hani...

A.Ö: O insanın ruh halini de anlamak lazım. O kadar olay yaşamış. Yurt dışına kaçmış. Her taraftan üzerine geliyorlar. Sıkıştırıyorlar. Bu durumdaki bir insan bazen tutarsız laflar edebilir. Ama bu her bilgisinin yalan olduğu anlamına gelmez.

D.Y: Siz anlattıklarınızla Star gazetesinin haberinin çoğunu yalanlamış oldunuz. Ne Sabih Kanadoğlu’nun ne de Veli Küçük’ün ya da Ümit Oğuztan’ın konukluklarını kabul ettiniz. Peki, bu kadar kesin gibi görünen bir olayda bu yanlışlar nasıl olabilir?

A.Ö: Olay köpürtülmüş. Başka bir şey değil.

D.Y: Acaba, Sisi sizin haberiniz olmadan savcılardan ''Ergenekon programı yapacağız'' diyerek izin istemiş olabilir mi?

A.Ö: Olay köpürtülmüş diyeyim ve siz anlayın. Bazıları çok meraklıdır köpürtmeye. Sisi oraya eşyalarını almak için gitti. Oradayken  de savcılara bizim programdan bahsetmiş olabilir... İzin almaya niye ihtiyaç duyalım ki. Biz gazeteciyiz. Programımızı yaparız, suç unsuru varsa o zaman dava açılır. Süregiden bir davanın tutukluları, sanıkları ile görüşmemiz söz konusu bile değil.

D.Y: Peki Sisi’nin Ergenekon sanıklarıyla görüşme izni istediği ''dilekçe'' meselesi nedir?

A.Ö: Dedim ya haberi köpürtmüşler. Sadece ben dün Silivri’de çekim yapmak için bir dilekçe verdim savcılara. Onun cevabını bekliyorum.  İzin çıkarsa çekimlerimizi orada yapacağız.

D.Y: Anladım galiba... Silivri ceza evini mekan olarak kullanacaksınız. Peki neden?

A.Ö: Konseptimize uygun, ilginç bir mekan çünkü.

D.Y: Bahçesinde mi yapacaksınız çekimleri?

A.Ö: Artık neresi için izin çıkarsa orada. İçinde, dışında, kapısında… Neresi olursa.

D.Y: Seyhan Soylu’nun, yani Sisi’nin kanalın başında olması size tuhaf gelmiyor mu? Bu kadar kolay mıdır Medya Grup Başkanı olmak ve kanalın mali idaresinden, programlarına kadar her şeyinden sorumlu olmak. Bildiğim kadarıyla, Sisi gösteri dünyasından bir isim.

A.Ö: Orası, patronların bileceği iş. Ben karışamam. Sisi, bundan önce Antalya’daki bir yerel televizyonda da genel müdürlük yapmıştı.

D.Y: Ergenekon davası ile ilgili bildiklerini bir yana bırakalım ama sizce, Tuncay Güney isminin programın köşe taşlarından biri olmasının en önemli faydası ne?

A.Ö: .Popüler bir isim... Programda soru soran, yorum yapan kişilerden birinin de Tuncay Güney olması geniş kesimlerin ilgisini çekecektir.

***

Doğrusunu isterseniz, Abdullah Özdoğan ile yaptığım görüşmeden sonra programa karşı bir merak oluştu bende.

En baştan şakayla karışık söylediğim, ticari olarak çok başarılı bir program olabileceği düşüncesinden de emin oldum.

Gündeme çok uygun bir genel konsept ve Tuncay Güney ismi ile ticari başarı yakalanmış.

Gazetecilik ve gerçeklere katkısı açısından başarısı ise tamamen seçilecek konuklara, sorulacak sorulara ve tabii ki yapılacak yorumlara bağlı olacak.

Bize düşen: Ön yargılarımızı bir yana bırakıp izlemek, görmek ve anlamaya çalışmak.

 
  

İlgili haber: Sisi-Sabih şov 

 
Dilek Yaraş’ın Kanal T'ye önerilerini sunduğu yazısı:
Nurseli İdiz’i bırakın, Banu Alkan’ı alın 


 
 

----------------------------------------
E-Mail:
dilek@dorduncukuvvetmedya.com

NOT: Bu yazı  www.gazeteciler.com'dan alınmıştır.

DKM ARŞİVİ