forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

KESTİRMEDEN 'ŞÖHRETLİ' YAZAR OLMANIN YOLU...

Aktif .

dilek_yarasDİLEK YARAŞ

Vuracak ki adı medya sitelerinde manşet olsun, aylık medya istatistiklerinde kendisinden en çok söz edilen yazar olarak üst sıralara yükselsin. Bu listelerdeki üstünlükleri(!)  maaşlarına yansıyor mudur bilemiyorum ama, çıkardıkları rezillikler  ve/veya yazdıkları ‘’seviyesiz’’ yazılarla doğru orantılı olarak şöhretlerinin büyüdüğünü çok iyi biliyorum…

 ***

Yazılarımı takip edenler bilir, 31 Mayıs tarihinden beri Mavi Marmara ile ilgili konularla ilgileniyorum.  Anlayacağınız, bize gündem diye dayatılanlarla işim kalmadı epeydir. Hele hele medya sitelerine hiç bakmıyorum. Ama bugün bir değişiklik yapıp ‘medyada neler olup bitiyor’ diye şöyle bir göz gezdireyim dedim. Ardından da ‘’hay gezdirmez olaydım’’ demem bir oldu tabii ki.

Değişen hiçbir şey yoktu, yine herkes birbirine –çok affedersiniz- ana avrat düz gidiyordu. Fatih Altaylı ‘’yavşaklar’’ diyerek kendisine ‘’saydıran’’ meslektaşlarına geri saydırıyor; Ahmet Hakan, adını vermediği bir meslektaşına ‘’7 ölümcül günahın 7'si de sende var’’ başlığı altında akıl almaz hakaretler sıralıyordu. Gazeteciler sitesindeki arkadaşlar ‘’Adını vermemiş ama kimin için yazdığı o kadar aşikâr ki...’’ demişler; oysa ki en azından benim için hiç de aşikar değildi Hakan’ın öldürücü oklarına hedef zat.  Kim bilir kime kızmıştı, kiminle kapışmıştı ne bileyim ben. Hem, yakın ya da uzak gazeteci tanıdıklarımdan böyle yoğun bir hakaret yumağını hak edecek kimse de yoktu. Zaten, bu tür ifadeleri hiç kimseye yakıştıramam. Tanıyayım ya da tanımayayım hiç fark etmez,  Zanda dahi bulunamam. Günah almaktan korkarım zira.  Ayrıca, kazara böyle bir su-i zanda bulunmaya kalksam  öncelikle kendimi sorgularım ve çevremdeki insanlarda bu kusurları görebiliyorsam aynıları az çok bende de vardır derim.

Zaten, Gazeteciler.com’da da Hakan için, ‘’Adını vermediği yazar için saydığı 7 günahtan "Oburluk" hariç diğer altısını kendisi de "her gün" işliyor...’’ diyerek taşı gediğine koymuşlar. Ama ben, hiç tanımadığım, kişiliğine dair bilgilerim medya dedikodularından ibaret olan  Ahmet Hakan’a da böyle bir yakıştırmada bulunmak istemem doğrusu…

Her neyse…

Bugünkü rastlantısal medya gezintimden sonra, hanidir yazmayı düşündüğüm bu konunun zamanının geldiğini hissettim. Ve uzun yıllara dayanan deneyimlerimden ötürü ‘’medya siteleri’’ konusunda  uzman sayılabileceğim için şu gözlemimi kayıt altına almakta yarar var diye düşündüm:

Tam anlamıyla bir ‘yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar’ durumunu yaşıyoruz. Mesele gün geçtikçe içinden çıkılamayacak bir hale geliyor. Üzerinde düşünmemiz gereken soru şudur belki de: Köşe yazarlarının üsluplarındaki  ‘gitgide alçalan seviye’ sorunu mu medya sitelerinin bu hâlde olmasının sebebidir; yoksa bu sitelerin varlığı mı yazarların her geçen gün biraz daha irtifa kaybetmesine sebep oluyor?

Ben, bir yandan medya sitelerinin bir sebep değil sonuç olduğunu düşünürken bir yandan da iyice pespayeleşen ve sıradan okuyucuyu hiç ilgilendirmeyen ‘’sözde’’ polemiklerin  en önemli nedenlerinden birinin internet sitelerinin bunlara rağbet etmesi olduğunu tahmin ediyorum.

Esasında biraz insaflı olmak ve yazarları da çok suçlamamak lazım. Hepinizin bildiği gibi, efendi ve edepli yazarlar, allame-i cihan da olsalar, fikir ve yazıları kalite açısından pek çok yazardan üstün de olsa dikkat çekmiyorlar ve öne çıkarılmıyor.

Sistem gereği, bir yazarın işvereninin gözündeki değeri de yazısının ve düşüncelerinin kalitesi ile değil, adından çok söz ettirip ettirememesiyle ölçülüyor. Durum böyle olunca, bir köşe yazarının en kolay gündeme gelme yolu olarak, tanınmış kişilerle ve meslektaşlarıyla düzeysiz kavgalara girmeyi seçmesini anlamak kolay.

Hele hele o yazar, nefsini ihtirasından arındıramamışsa, illa ki herkes beni tanısın, bir gün bile gündemden düşmeyeyim,  namım yürüsün diye ne yapacağını şaşırmış bir hâlde ise doğal olarak zekâsı ve kaleminin gücü yettiğince küfür ve kişisel hakaretlere başvuracak. Vuracak ki adı medya sitelerinde manşet olsun, aylık medya istatistiklerinde kendisinden en çok söz edilen yazar olarak üst sıralara yükselsin. Bu listelerdeki üstünlükleri(!)  maaşlarına yansıyor mudur bilemiyorum ama, çıkardıkları rezillikler  ve/veya yazdıkları ‘’seviyesiz’’ yazılarla doğru orantılı olarak şöhretlerinin büyüdüğünü çok iyi biliyorum. İnşallah, gelecek nesil bu günleri ‘Türk basın tarihinin kara günleri’ diye okur iletişim fakültelerinde. İnşallah, dedim çünkü, eğer bu olmuyorsa, tam tersi şu içinden geçtiğimiz çamurlu günlerden iyi bir dönemmiş gibi bahsederlerse iyice bitmiş ve bitirmişiz demektir.

Bakın; burada ahlak bekçiliği, ya da etik jandarmalığı yapmak gibi bir niyetim hiç yok. Haddim de değil zaten. Amma velakin bu duruma ciddi bir biçimde üzülüyorum. İnanın bana, düşüncelerine itibar ederek okuduğum ‘kaliteli’ yazar sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azaldı. Ne yazık ki çevremdeki herkesten de aynı şeyi duyuyorum. Okuyucu zannettiğiniz kadar saf ya da koyun sürüsü bilincinde değil. Bu internet çağında, artık hiç kimse beynini beslemek için eve giren bir-iki gazetenin köşe yazarına muhtaç değil. Hiçbir yazar, hiçbir yayın organı okuyucu gözünde vazgeçilmez değil. Her yazarın bir tıklık canı var artık. Onun için bırakın şu tanrı ve tanrıça havalarıyla birbirinize karşı esip gürlemeyi de okuyucunuza nasıl daha kaliteli yazılar sunabilirsiniz onun üzerine kafa yorun biraz. Hem kendinize yazık ediyorsunuz, hem de okuyucunuza. En önemlisi de gazetecilik mesleğinin canına okuyorsunuz.

Ha, beni fazla tutucu bulabilirsiniz ve okuyucunun asıl böyle yazıları sevdiğini, sitelerde tıklanma oranlarının da bunun kanıtı olduğunu ileri sürebilirsiniz.

Olabilir ama en azından benim çevremde hiç itibar eden yok bu tür yazılara. Hadi diyeceksiniz ki ben biraz fazla seçiciyim, çevrem de benim gibilerden oluştuğu için sayılmaz. İyi de güzel kardeşlerim, siz o kalitesiz, küfürden argodan geçilmeyen yazılarınızın fikir düzeyinde mi okunduğunu sanıyorsunuz. Bilmez misiniz ki insanlar o tür yazıları en düşük duygularının boşalımı için bir nesne olarak kullanırlar. Ha yazılarınızın böyle bir tatmin aleti olmasını mideniz kaldırıyorsa bir şey diyemem tabii ki. Benim bildiğim, yazı kutsaldır, yazanın kimliğini, karakterini, ruhunu gösterir. Dolayısıyla bir yazar yazdığı her satırın, her cümlenin ardında utanmadan durabilmeli.

Bu dediklerime gülüp geçecek kadar duyarsız ve gurursuz şahısları pek etkilemeyeceğini bilsem de son bir sözüm var:

Bir insan, düşünceleri ya da yapılan işi değil de doğrudan şahısları hedef alıyorsa; hedef aldığı, kişiliğine hakaret ettiği şahıslara yönelttiği tüm sıfatlar kendisinde de var demektir. Dolayısıyla, bir dahaki sefere karşınızdaki insanı aşağılarken kendinizde olan özellikleri de açığa çıkardığınızın bilincinde olun bence. Hani derler ya, ‘’ben seni ‘ben’ kadar bilirim, sen de beni ‘sen’ kadar bilirsin,’’ işte o misal… Bilmem anlatabildim mi?...

***

Not: Ben de hemen şimdi kendi yazılarımın arşivine dalacağım ve fikir eleştirisi yaparken kazara şahısların kişiliklerine yönelik ağır ifadeler kullanmış mıyım diye inceleme yapacağım. Bu konuda oldukça dikkatliyim ama belli mi olur, beşeriz, şaşabiliriz... Eğer, herhangi birine bir hakarette bulunmuşsam da bileceğim ki o kişiye uygun gördüğüm sıfatlar bende de var. Ardından da nefsimi terbiye etmenin yollarını bulmaya ve arınmaya çalışacağım. Size de aynı işi yapmanızı öneriyorum. Ama benim yazılarıma değil, kendi yazılarınıza bakacaksınız tabii ki…

dilekyaras@gmail.com

DKM ARŞİVİ