forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

ASKER KALSIN BEN GİDERİM

Aktif .

dilek_yarasDİLEK YARAŞ 

Gördük ki oyun oldukça iyi kurulmuş… Mavi Marmara’daki katliam dünyanın dört köşesindeki insanları  -sofu Museviler dahil- isyan ettirdi ama bizim kafası karıştırılmış, beyni yıkanmış ‘’çağdaş’’ insanlarımızın gönül tellerini titretmeyi başaramadı.

***

Ben profesyonel bir aktivist değilim. Başkalarının organize ettiği eylemlere pek katılmam. Ömrüm boyunca hep bireysel ve bağımsız aktiviteleri tercih ettim.

Hâl böyle iken hayatımda ilk defa organize bir eyleme katılmadığım için hayıflandım.

Keşke, dedim, ben de katılmış olsaydım Mavi Marmara’nın cesur yüreklerine…

Yürek, dedim de aklıma geldi… Gazze’de insanlık kıyımı sürerken ve oradaki mazlumlara  ‘’insani’’ yardım götüren gemideki insanlarımız bütün dünyanın gözü önünde İsrailli rambolar tarafından katledilmişken bizim yüreğimizdeki ve dilimizdeki bu çatallaşma nedendir acaba?

Neden, tüm Türkiye tek yürek ve tek ses olamadı bu olayda?...

Neredeydi sahi Hrant Dink katledildiğinde ‘’Hepimiz Ermeniyiz’’ diyerek sokağa dökülen binlerce ‘’laik’’ görünümlü duyarlı yurttaş?...

Onları organize eden güç ya da toplumsal refleks nereye kayboldu?...

Ya küresel savaş karşıtları?.... Onlar neredeydi?...

İsrail’in Gazzelilere uyguladığı zulüm ve Mavi Marmara gemisinde yaptığı katliam -sadece- hayatı din merkezli algılayanların problemi miydi?...

Değildi tabii ki…

Gazze’deki zulüm, dünyanın en ücra köşelerindeki tüm zulümler gibi insanlığın ortak problemiydi ve ırk, dil, din, ideoloji ayrımı  olmadan tek yürek olunup mazlumların yanında saf tutmak gerekiyordu. En azından insan olmak bunu gerektiriyordu.

Ama böyle olmadı ne yazık ki… Bizim insanlarımızın, yazarlarımızın ve hatta aydınlarımızın bir kısmı, apaçık ortada olan bu zulüm ve eşkiyalık karşısında Vikingler kadar bile birlik içinde olamadılar.

İşlerine gelen meselelerde hiçbir ‘’ama’’ yı kabul etmeyen sözde demokratlar, söz konusu İsrail zulmü olunca ‘’ama’’larla konuşmaya başladı…

Ama İsrail devletini de anlamak lazımmış… ama o gemi dincilerin gemisiymiş… ama geminin asıl amacı yardım değil, ambargoyu delmekmiş…  ama bu bir  provokasyonmuş… ama olayı protesto edenler şeriatçılarmış…vs.vs…

Aslına bakarsanız  çok da şaşılacak bir durum yok ortada. Çünkü, Siyonist propagandanın en yoğun ve karanlık olanı on yıllar boyu bizim ülkemizde sergilendi. Türkiye halkına şok üstüne şok, travma üstüne travma yaşatıldı.

Derin ve uzun vadeli, Türkiye’yi zihinsel bölünmeye götüren bir projeydi bu.

Önce köklerimizden, kadim kültürümüzden ve değerlerimizden kopardılar; hurafelere mahkum ettiler bizi.

Elit olmak, aydın ve modern olmak, yani ‘’batılılaşmak’’ için, ortak tarih ve coğrafyayı paylaştığımız kültürlerden uzaklaşmak ve hatta onlara düşman olmak, başkalaşmak gerekiyordu.

En incelikli ve en yaman İslam düşmanlığı, en paranoyakça ‘’ Müslüman terörist’’ algısı bu topraklarda oluşturuldu.

O kadar ki insanlarımız birbirini düşman olarak değilse bile ‘’öteki’’ olarak görmeye başladılar. Bunun bir adım ötesi ise tam da bu günler için lazım olan ‘’düşman’’ algısıydı…

Görünen o ki kısmen de olsa başarılı olmuş bu proje. Olmasaydı eğer, Mavi Marmara olayı –hiç istisnasız- tüm Türkiye’yi galeyana getirirdi. Toplumsal bilincimizi yükseltirdi.

 

Şimdi anlıyorsunuz değil mi bu topraklarda itinayla oluşturulan laikçi-şeriatçı algısının ve çatışmasının gerçek nedenini?...

Her şey bu günler ve bu tür durumlar içindi. Güzel ama mahzun ve yalnız  ülkemiz kendisine biçilen maşa rolünü  sürdürmeli, haramilerin Ortadoğu’daki kirli emellerini gerçekleştirmeliydi.

Gördük ki oyun oldukça iyi kurulmuş… Mavi Marmara’daki katliam dünyanın dört köşesindeki insanları -sofu Museviler dahil- isyan ettirdi ama bizim kafası karıştırılmış, beyni yıkanmış ‘’çağdaş’’ insanlarımızın gönül tellerini titretmeyi başaramadı.

En bilinçlileri, en solcuları ve hatta en hümanistleri dahi ‘’Yesinler birbirlerini bana ne, bir tarafta İsrailli yobazlar, diğer tarafta Arap yobazlar,’’ diyebildi.

Yıllar boyu şeriat korkusu ile yıkanmış beyinlerin izdüşümü de böyle oluyor işte.

İsrailli Haaretz Gazetesi yazarı Gideon Levy, ‘’İsrail’in propaganda makinesi yalnızca beyni yıkanmış İsraillileri ikna edebilir,’’ derken bizimkileri unutmuştu anlaşılan.

Sahi, İsrail’in namuslu ve vicdanlı aydını Gideon, bizim sözde aydınlarımız ve gazetecilerimizin, Netanyahu’nun dahi dillendirmeye cüret edemeyeceği kadar kara bir propagandaya ön ayak olduğunu bilseydi ne derdi acaba?...

İsveçli yazar Henning Mankell dahi (kendisinin traş bıçağını göstererek) gemide silah bulduklarını söyleyen yüzsüz arsız İsrailli askerleri ’’korsan’’ olarak tanımlarken ve o korsanların silahlı saldırısına karşı kendini müdafanın meşru olduğunu vurgularken bizimkiler, ’’İsrail’i de anlamak lazım... Gemidekiler de İsrailli askerlere saldırmış,’’ diyebildiler...

En gelişmiş silahlarla katledilen silahsız insanları, kendilerini İsrail askerlerine öldürttükleri ve İsrail’in başını derde soktukları için suçlayabildiler.

Öyle ya, bizim vicdansız hainlerimiz için öldürende değil ölendeydi kabahat. İsrailli askerler provoke edilmemeliydi.  Çaresiz, her türlü hakkı gaspedilmiş 1,5 milyon insana ’’insani’’ yardım götürmek de ne demekti?... Hele hele amborguyu delmeye çalışmak kimin haddineydi... Bırakınız ölsünlerdi; ölmeyi beceremiyorlarsa sürünsünlerdi.  Yeter ki ’’sevgili ve dost’’ İsrail devleti kızmasındı. Küsmesindi...

...

Her neyse, söylenecek çok söz var ama ciltler dolusu kitap da yazsak içimizdeki yangını söndürmeye yetmez.

İsrail’in, zulmüne engel olmaya çalışanlara neler yapabileceğini, vahşetini hangi boyutlara vardırabileceğini yedi düvele gösterdi Mavi Marmara...

İşte ben, tam da bu nedenle ve inadına ve elbette ölümü de göze alarak -benimle aynı vicdani duyarlılığa sahip binlerce, hatta belki de milyonlarca insan gibi- Gazze’ye gidecek ’’ikinci’’ insani yardım filosuna katılmaya karar verdim.

Şu lanet olası yangına, küçük, küçücük bir karınca gibi bir damla su taşıyabilmekten başka da bir derdim yok.

dilekyaras@gmail.com

DKM ARŞİVİ