forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

KONUĞUN KOKUSUNDAN RAHATSIZ OLMAK

Aktif .

dilek_yarasDİLEK YARAŞ /

Baştan söyleyeyim; Bahar Feyzan’ın konuklarına dair incitici ifade kullandığı gerekçesiyle işten çıkarılmasını onaylamıyorum. Eğer yaptığı hata sadece buysa bir uyarı verirsiniz ve tekrarlamamasını istersiniz.

Yok başka hataları da varsa çıkartma gerekçenizde bütün o sebepleri kanıtlarıyla açıklarsınız.

Öte yandan, bu durumun Feyzan için şerden hayır çıkacak bir sonuç getireceğini ve ona ''parfüm kokulu'' büyük kanallarda daha ‘’şık’’ bir imkan sunacağını tahmin ediyorum.  

Kendisinin medyayı haftalarca meşgul eden ‘’kolonya kokusu’’ tartışmalarından ve bu tabirin, görev yaptığı kanala hakim olan kesimi dışlamak, küçümsemek için kullanıldığından haberi yokmuş. Garip ama gerçek kategorisine giren durumlardan biri olabilir bu da... İnanmak durumundayız.  

Ne yalan söyleyeyim, Feyzan’ın kullandığı  ifadeyi ilk duyduğumda bunu merkez medyaya gönderilmiş bir ''sinyal'' gibi algıladım. ‘’Ben buraya ait değilim, parfüm kokulu kanallardan teklif bekliyorum,’’ der gibi mesela…  

Çok rica ederim böyle bir algıya kapıldığım için beni suçlamayınız. Algılayana değil algılatana bakın önce. Medyamızın genel hal ve gidişatı tam da bu tür algılara yol açacak durumda çünkü.  

Her neyse, herkesin günahı kendi boynuna, diyerek işi algı, niyet boyutundan çıkaralım ve somut durum üzerinden ele alalım konuyu.  

Bahar Feyzan kendisiyle yapılan söyleşide, ekran karşısında ağırladığı konukların kokusundan rahatsız olduğunu söylemiş midir söylememiş midir?... Ha sarımsak kokusundan rahatsız olmuş, ha kolonya… Ne farkeder?... Önemli olan kokudan olan rahatsızlığını alenen ifade etmesi.

Peki bu etik midir?... Hayır, değildir…   

Durun durun, hemen itiraz etmeyin. Biraz daha derin ve farklı açılardan düşünün meseleyi.  

Mesela siz, evinize gelen konukların kokularından rahatsız olduğunuzu umuma açık bir toplantıda dile getirir misiniz?...

Büyük bir çoğunluğunuzun, ‘’Hayır canım, olur mu öyle şey, ne ayıp...’’ dediğinizden eminim.  

Böyle bir durum varsa ve siz de illa ki paylaşmak istiyorsanız bu rahatsızlığınızı, en fazla çok yakın ve samimi olduğunuz bir dostunuzla paylaşırsınız bunu. Normal bir insan, böylesi dar alan bir paylaşımda bile konuğunun arkasından –yüzüne karşı diyemeyeceği bir şeyi- konuştuğu için rahatsız olur, kendini kötü hisseder.  

Gelelim işin mesleki boyutuna: Hepimiz gazeteciyiz burda, birbirimizi biliriz. Yüzlerce, binlerce söyleşi yapmışızdır... Hanginiz söyleşi yaptığınız konuklarınızın arkasından ulu orta konuşmuşunuzdur peki?... En basit etik kurallardan biridir yahu bu. Hem de hayatın her alanında geçerli olan cinsinden.   

Kendi adıma konuşayım... Mesleğe ilk başladığım günlerden itibaren, söyleşi yaptığım insanların mahremiyeti her zaman için çok özel ve ‘’kutsal’’ olmuştur benim için. Karşımdakini seveyim sevmeyeyim, hiç farketmez.  

Gazeteci, kariyerinin en doruğunda olanından tutun, ilk söyleşisini yapan muhabire kadar ‘’tanrı’’  konumundadır. Üstelik, kendisi de, ‘’eline düşen’’ insanların kaderinin kaleminin ucunda olduğunun farkındadır. Söyleşi yaptığı kişiyi, bir kalem darbesiyle rezil de edebilir vezir de… Söyleşi yayınlandıktan sonra ise, geçmiş olsun…  

İşte bu güç, gazeteciye büyük bir sorumluluk yükler. Bilinçli ve vicdanlı bir gazeteci, söyleşi yaptığı insanların özelini hiç kimseyle paylaşmaz. Onların arkasından -çok affedersiniz- mahalle karısı gibi dedikodu yapmaz...   

Hele hele herkesin duyabileceği, görebileceği ortamlarda konuk ettiği insanlar hakkında tek bir aşağılayıcı  ve kırıcı laf etmez.  

Ayıptır, günahtır, güven sarsıcıdır….

dilek@dorduncukuvvetmedya.com
Not: Bu yazı gazeteciler.com'dan alınmıştır.

DKM ARŞİVİ