Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    Ahmet Tezcan
    Ertuğrul Acar


Bir-Net

E-Mail



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA D. ARSAN
             FERZENDE KAYA
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             KORAY DÜZGÖREN
             MURAT SEKMEN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             ÜMİT OTAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN

Dördüncü Kuvvet Medya, herkesin görüşlerini rahat bir şekilde ifade edebileceği bir tartışma ortamı oluşturdu. Burada görüşlerinizi aktarabilir, düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

DKM FORUM SAYFALARI

Dokuz köyden kovulan gazeteci

Ahmet Tezcan 20 yıllık meslek geçmişine sahip ünlü bir gazeteci. Geçtiğimiz ramazan ayından bu yana da işsiz. Yani en azından yazılı ve görsel basında aktif gazetecilik yapamıyor. Bugüne kadar ülkemizde faaliyet gösteren 27 ayrı basın kuruluşunda çalışmış ve hepsinden de ayrılmak zorunda kalmış. Özellikle son dönemlerde bir basın kurumundaki çalışma süresi ise toplam 1 ayı geçmiyor. Kısacası dokuz köyden kovulan bir gazeteci!

Kendisi böyle olduğu halde Ahmet Tezcan'ın 4. Kuvvet Medya'da 'gazetecilerin dramına yönelik yazılarını da okumaya devam ediyoruz. Sürekli meslektaşlarıyla ilgili olumsuzlukları dile getiriyor ve problemlere yakın plan yapıyor. Bizde bu kez Ahmet Tezcan için bir yakın plan yapalım istedik. Sanırım onun hayatındaki kesitlerden genç gazeteciler için önemli dersler var.

Tezcan'ın basın kurumlarında tutunamamasının temel sebebi, etik değerler konusundaki tavizsiz duruşu, dilinin kemiği olmaması ve çalıştığı ortamlarda kirli çamaşırları ortaya sermekten vazgeçmemesi. Tezcan'ın en büyük düşmanı Asparagas yani yalan habercilik. İşte bu sebeple artık ülkemizdeki hiçbir basın kurumu Tezcan'la çalışmak istemiyor. Yani kimse dertsiz başına dert alma niyetinde değil. O ise halinden şikayet etmiyor; 'durumu idare ederek hiç değilse geçimini sağlama' niyeti ise hiç yok. "Benim patronum benim rızkımı verendir" felsefesi ise kendisi için tek patronun Allah olduğunu vurguluyor.

Peki Ahmet Tezcan gibi gerek yazılı, gerekse görsel basında isim yapmış, önemli meslek ödülleri almış bir gazeteciyi, bu noktaya getiren sürecin hikayesi nedir?

İlk işim Masalcı Dede

Ahmet Tezcan'ın mesleki geçmişinin ilk yarısı aslında bugün hayata geçirmek için mücadelesini verdiği değerlerin tam tersi bir çizgide ilerlemiş. Tezcan aslında Türk Medyası'nda tam bir asparagas haber uzmanı. Ve o şimdi gazetecilik yaşantısının bir döneminde yaptığı hataların ve işlediği günahların keffaretini ödediğini söylüyor. Tezcan ilk gazetecilik dönemini kendi ifadelerinden öğrenelim:

"Biz gazeteciliğe başladığımızda 12 Eylül'ün ağır sansür dönemi vardı. Bir nöbetçi onbaşı haberlere ambargo koyabiliyordu. Bu nedenle gazetelerde de ağır bir magazinel tavır söz konusuydu. O dönemde 3. sayfa güzelleri vardı. ABC ajansından Mustafa Küçük çantasında, Avrupa ülkelerinin otuzuncu , kırkıncı sınıf fotomodellerin çıplak fotoğrafları ile dolaşır, bunları basın kurumlarına pazarlardı. Bu kızların fotoğraflarında isim dahi olmazdı. Biz fotoğrafları alır, kızın tenini rengine göre bir isim bulurduk. Esmerse İtalyan veya İspanyol, sarışınsa Alman veya İsveçli gibi değerlendirmeler yapardık. Hatta çok komik, dış haberler servisinden isim için yardım isterdik. Foto altlarını da arkadaşlar tamamen mizansen olarak, bilmem kim rahibeydi, fotomodel oldu türü şeyler yazardı. Ben ise bunun tersini yapardım. Yani fotomodelken rahibe oldu gibi. Kızlara gece rüyalarında Mozart'ı gördürüyor ve sonra da 'Mozart'tan etkilendi ve fotomodelliği bırakıp kendini müziğe adadı' diye yazıyordum. O dönem bab-ı ali de bu fotoğraf altı yazarlarına, 'Masalcı Dede' denirdi."

Asparagasçılıkta dramatik son!

Ahmet Tezcan'ın bir asparagas ustasıyken, kendini bu tarz ile mücadeleye adaması yani masalcı dedenin ölümü son derece dramatik bir olayın sonucu.

1989 yılında Ahmet Tezcan, Hürriyet Grubu'nun bir gazetesi olan (Hürriyet o zaman Simavi ailesindeydi) Gazete Gazetesi'nden, Asil Nadir'in Güneş gazetesine transfer olur. Sami Başaran ise Tezcan'ın ayrıldığı Gazete Gazetesi'nin redaktörlerinden ve Tezcan'ın yakın arkadaşıdır.

Tezcan'ın Güneş'e geçmesinden kısa süre sonra, Gazete Gazetesi'nde bir aşiret reisi ile bir sinema sanatçısı arasındaki ilişkiyi anlatan mizansen bir haber yayınlanır. Güneş'teki habere göre aşiret reisi gazeteye verdiği demeçte, 'Ünlü bayan sanatçının içkisine uyku ilacı koyarak kendisine tecavüz ettiğini' belirtmektedir. Haber bu başlıkla yayınlanır. Tabi ondan sonra da olanlar olur. Aşiret ayaklanır. Haberin düzeltilmesi istenir. Bunun üzerine Gazete Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni (merhum) Orhan Olcay haberi düzeltmek için gazetenin en mülayim adamı olarak bilinen Sami Başaran'ı görevlendirir. Başaran yanında bir foto muhabiri ile gider. Ancak intikam almayı kafasına koyan aşiret reisi, Sami Başaran ve arkadaşı Ahmet Altunkaya'yı kurşun yağmuruna tutar. Başaran ölür, arkadaşı ise ağır yaralanır.

Olayı televizyondan öğrenen Tezcan çok etkilenir. En yakın arkadaşlarından 32 yaşındaki Sami Başaran asparagas bir haberin kurbanı olmuştur. Tezcan, "O gün bir daha asparagas haber yapmayacağıma ve hayatım boyunca basın etiği için mücadele edeceğime yemin ettim" diyor. İşte Tezcan'ın 'halen ödüyorum' dediği keffaret bu. İçinde halen Sami Başaran'ın acısını taşıyor.

Masalcı Dede'nin ölümü

Bu kadar da değil elbette. Bu olay onu geçmişle muhasebeye de götürüyor. Rahmi Turan'ın yönetimindeki Günaydın gazetesinde çalışırken resimlerin altına yazdığı yalanları hatırlıyor. Tezcan şöyle devam ediyor:

"Günaydın'da 3. sayfa haberleri yaparken Rahmi Turan haberlerin sayfalarını belirlerdi. Sayfa sekreteri verilen haberi alıp başlık atar ve redaktöre verirdi. Redaktör de atılan başlığa göre haberi dizayn ederdi. Bir gün 3. sayfanın sekreteri bana geldi attığı başlığı gösterdi: 'Patron odaya pantolonsuz girince kendisini pencereden attı' Bu işyerinde patron tacizine uğramış bir genç kızın intihar haberiydi. Ben o gün bu başlığa güle oynaya yazı yazdım. Ama genç kızı ölüme götüren dramla hiç ilgilenmedim. Çünkü bir fanusun içindeydik. Toplumdan ve insanlıktan o kadar uzaktık ki, bir genç kızın intiharından espri üretmeyi bile beceriyorduk! Sami öldürülünce yaptığım bu ve bunun gibi davranışlar gözümün önünden geçti. Benim mesleki değişimimdeki dramatik dönüm noktası işte bu olaylardır."

Tezcan daha sonra bu duygularını Güneş'in Genel Yayın Yönetmeni Metin Münir ile paylaşır. O da Güneş'e bunları yazmasını ister. Ve Tezcan, 'Sami Başaran Asparagas kurbanı' diye yazar. Bunun üzerine bazı gazeteciler Güneş'in önünde eylem yapar ve gazeteye siyah çelenk bırakırlar. Tezcan'ın aldığı tehdit ve küfürlerin haddi hesabı yoktur. Çünkü asparagasçıların ekmeği ile oynamıştır!

Tezcan' ı bu olaylar daha da mücadelesinde kararlı hale getirir. "Mücadelem tamamen kişiseldir" diyen Tezcan'ın şu ifadeleri halen o günlerin acısını yansıtıyor: "Ben bugün o genç kızın dramına karşı espri üretme alçaklığının keffaretini ödüyorum. Vicdanen halen rahatlamış değilim. Sami'in ölümü benim içimdeki Masalcı Dede'nin de sonu oldu"

'En büyük destekçim eşim'

İnsanın aklına evli ve 4 çocuğu olan bir gazetecinin, bu tavrına ailesinden ne gibi bir tepki geldiği sorusu takılıyor. Ahmet Tezcan, "Benim yaptığım don kişotluk değil, 4 çocukla donkişotluk yapılmaz" diyor ve eşinin tavrını anlattığı bir olay ile özetliyor:

"Kanal 7'de 4. kuvvet medyayı yaparken, o zamanki Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak bir yayın için cevap hakkı kullanmak istedi. Ancak Sazak'ın konuşması yönetim tarafından yarıda kesildi. Bunun üzerine canlı yayında istifa ettim. Program sonunda eşimi aradım. Bana, 'Bizim bir sermayemiz var o da haysiyetimiz. Haysiyetimizi de satacaksak hiç yaşamayalım daha iyi' dedi. Eşimin böyle tavırları benim mücadelemi güçlendiriyor."

Tezcan bu aralar borçla ve arkadaşlarının yardımları ile geçindiğini de belirtiyor. Bazı gazete yöneticileri veya yazarları gibi lüks bir yaşantı peşinde de olmadığının altını çizen Tezcan'ın en büyük gurur kaynağı, 4. kuvvet Medya programının kasetlerinin halen Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde yardımcı ders kaynakları olması.

RTÜK yasası onaylansaydı...

Tezcan mücadelesini sürdürmekte kararlı. Bu noktadaki son örenği ise Meclis'ten geçen ancak Cumhurbaşkanı Sezer'den dönen RTÜK yasası ile ilgili olarak veriyor. "Eğer Rtük yasası çıksaydı" diyor Tezcan, "4. kuvvet Medya internet sitesinde İngilizce bir metin yayınlayıp, herhangi bir Avrupa ülkesinden ahlaki iltica talebinde bulunacaktım. Çünkü o yasa onaylansaydı bu gün artık gazeteci olarak bu ülkede benim gibilerin nefes almasına dahi imkan verilmeyecekti."

Gönüllü Medya 4. Kuvvet

Ahmet Tezcan'ın bir başka yönü de internete olan ilgisi. Türkiye'nin sanal ortamdaki ilk medya eleştiri sitelerinden olan 4. kuvvet medya, 3 yıllık bir maziye sahip. Tamamen gönüllü katılım esası ile yürüyen 4. Kuvvet medyayı, ilk iki yılında tek başına götüren Tezcan'a şimdilerde genç Gazeteci Ertuğrul Acar destek veriyor. Siteye gönderilen yazılar tamamen gönüllü katkı olarak değerlendiriliyor.

Televizyonlarda artık tutunamayan 4. kuvvet medya programının 2 kez aldığı Cengiz Polatkan ödülünün yanısıra, sanal ortamadaki 4. kuvvet sitesi de Türkiye Yazarlar Birliği'nden 'en iyi alternatif medya' ödülüne sahip. İşte Türkiye'de bir gazetecinin, sadece işini meslek kuralları içinde yapmak isteyen bir gazetecinin 20 yıllık meslek geçmişinin kısa özeti. Sanırım onun hayatından yaptığımız bu alıntılar, zor bir dönemden geçen Türk Medyası'nın genel durumu için de sizlere bir fikir vermiştir.


E Mail: zaferozcan@hotmail.com



09 Kasım 2001 Cuma