Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    Ahmet Tezcan
    Ertuğrul Acar


Bir-Net

E- Mail



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA D. ARSAN
             FERZENDE KAYA
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             KORAY DÜZGÖREN
             MURAT SEKMEN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             ÜMİT OTAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN

Dördüncü Kuvvet Medya, herkesin görüşlerini rahat bir şekilde ifade edebileceği bir tartışma ortamı oluşturdu. Burada görüşlerinizi aktarabilir, düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

DKM FORUM SAYFALARI

MANŞETLER FALA MI KALDI?

Mehmet Ali Birand, hanım konuğuna soruları arka arkaya sıralıyor: Mesut Yılmaz’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bin Laden yakalanır mı? Irak savaşı çıkar mı? Konuk hanım büyük bir ciddiyetle yanıtlarını verirken Birand "pür dikkat" kesiliyor. Aslına bakarsanız hanım hiçbir şey anlatmıyor, yanıtları da "eften püften". Meğerse konuk hanım falcıymış. Mehmet Ali Bey, kim ki astrolog olan bu hanıma falcı derse onu terbiyesizlikle suçlayacağını açıklasa da biz "duymazdan gelip" sürdürelim...

İzlediğimiz sıradan bir magazin programı olsa hadi neyse. CNN Türk’de her akşam izlediğimiz “Manşet” programında günün “en önemlisini” öğrenmeye alışmışız ya, tuhafımıza gidiyor. Mehmet Ali Birand, falcı hanıma “Benim geleceğim nasıl görünüyor?” diye son bir soru soruyor ve manşetini atıyor: Astrolog bilmem kim hanıma göre Türkiye’de 2002 yılında şunlar şunlar olacak...

Aslında medyamızda öyle şeylerle karşılaşır olduk ki, biraz önce herhalde alışkanlıktan olacak kullanmak zorunda kaldığım, “tuhafımıza gidiyor” tümcesini unutmamız lazım. Artık reytingleri haberin bizatihi kendisi değil televizyonda o haberi sadece okuyan beyefendi ya da hanımefendi alıyor. Gazetelerde artık haber değil, “ahkâm” manşetlerde. Her gün okumakta olduğunuz gazetede kaç köşe yazarı, kaç haber var lütfen bir sayın. Her sayfada en az iki yazar, üç-dört ilan ve aralara kısmış kalmış, kuşa dönmüş haberler. Kendinize bir sorun, “Ben ne zamandan beri haber gibi haber okuyamıyorum?” ya da “Ben ne zamandan beri şöyle eli ayağı düzgün, 5N 1K’sı yerli yerinde bir haber izleyemedim televizyonda” diye...

“Kestaneden haber dönemi”, “Tıraş dönemi”, “Üçüncü sayfa güzelleri dönemi” artık tarih oldu. Avrupa neredeyse yüz yıl önce çark etmeye başladı bu pespayelikten. Yeni bir şey icat etmiş gibi ortaya çıkıp, artık kimselerin yüzüne bakmadığı “iletişim şaklabanlıklarıyla” prim yapıp, sonra “al gülüm ver gülüm” ödülleriyle hava atan “medya zebanileri”nden artık kurtulma zamanı gelmedi mi?

Aslında bazı gazeteciyim diye geçinenlerin umurunda değil de, tirajları her geçen gün düşen patronlar neden hâlâ direnir anlaşılır gibi değil. Oysa kolayı var: “Laf olsun torba dolsun”culardan birine verilen parayla, beş, belki on belki de 20 muhabir çalıştırılabilir. Yani haber üretecek insan olur gazetede televizyonda hiç olmazsa. Ben şahsen kapı önüne konan gençlerle, tüm sayfaları kaplayan “ahkâmcıların” patrona maliyetini çok merak ediyorum.

Mehmet Ali Birand’dan başlayıp nerelere geldik. İnanın amacım “kelle avcılığı” değil. Her hataya sakız gibi yapışmak hiç değil. Aynı kanalda, Mehmet Ali Bey’in yanında uzun yıllar çalışmış bir genç var, Cüneyt Özdemir. Bu kardeşimin 5N 1K’sını izlerken keyiften içim bir tuhaf oluyor. İnanın kapı önüne konmuş yüzlerce Cüneyt Özdemir var.

Ben diyorum ki, patronlar şu tuzu kuru “ahkâmcıları” artık sırtından atsın. Hem maliyetleri azalsın hem kaliteleri artsın. Hem de medyamız için büyük bir “sevaba” girsinler...

Ünlü Fransız Sosyolog Jean Baudrillard’ın, hocam Prof. Dr. Oğuz Adanır’ın çevirdiği “Metinler ve Söyleşiler”inde yıllarca önce okuduğum bir yaklaşımı çok abartılı gelmişti. Baudrillard, kitle iletişim araçlarının iletişimsizlik ürettiklerini öne sürüyordu. Bugün medyamızın içine düşürüldüğü duruma bakıldığında yerden göğe hak vermemek mümkün mü?

Fallardan manşet yapıldığı günleri de görecekmişiz. Ne diyelim Tanrı sonumuzu hayır eylesin...


E Mail: umitotan@ttnet.net.tr



29 Aralık 2001 Cumartesi