Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    Ahmet Tezcan
    Ertuğrul Acar


Bir-Net

E-Mail



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA D. ARSAN
             FERZENDE KAYA
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             MURAT SEKMEN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             ÜMİT OTAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN


Medya konusundaki tartışmalara katılabilmek, medya eleştirilerinizi Dördüncü Kuvvet Medya'da yayınlatabilmek ve sayfalarımızdaki değişiklikleri size bildirmemiz için lütfen listemize üye olun.

Gelen Mesajların Listesi


    BİZ KENDİ İŞİMİZE BAKALIM

    *** Koray Düzgören'in, BRT Televizyonu'ndan kovulmasından sonra Ahmet Tezcan'a gönderdiği aşağıdaki mektup, taşıdığı önemli mesajlar nedeniyle kendisinin izni dahilinde yayınlanmaktadır. Bu vesile ile "kovulma olayından sonra" Ahmet Tezcan'a destek mesajları gönderen çok sayıda meslektaş ve okurlarımızla, konuyla ilgili olarak üzüntülerini bildiren Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcılığı'na teşekkür ederiz.

Sevgili Ahmet,

Bir anlamda yeniden geçmiş olsun, bir anlamda kutluyorum demek lazım.

Nedeni su: Yepyeni bir dönemin başındayız bana göre. Çok acılı yeni bir döneme girdik, ama bu dönem, sanıyorum medyanın su anki tükenmiş halinden, çökmüş yapısından daha iyi olacak. Şartları zorlayacak ve bağımsız yayıncılık, sadece gazetecilik yapılarak satılan gazetelerle özgür gazetecilik yapılacak.

İnsanlar dürüst, tarafsız, çıkar çevrelerine satılmamış, devletin borazanı olmamış gazeteleri bekliyor.

Farkında mısın, adamlar can havliyle yayın kapatıyorlar. Bölüm kapatıyorlar, ek kapatıyorlar, bölge baskılarından vazgeçiyorlar. Yani aslında o okuyucuları gözden çıkarıyorlar. Gazetecilikten vazgeçiyorlar.

Bildikleri tek şey devletten nemalanmak olduğu için gazetecilik yapmak zor geliyor onlara. Öyle olmasaydı ellerindeki ultra modern tesislerle milyonlara çıkarabilecekleri tirajlarını yükseltmezler miydi? Hayır yükseltmek istemediler. Çünkü bu küçük tirajlar da siyasetçiler, bürokratlar üzerinde baskı yapmalarına yetiyordu, onları korkutmaya ya da belli bir kesim halkı etkilemeye yetiyordu.

Dünyaya ve ülkesine at gözlüğü ile bakan, sonradan olma gazeteci patronların, "sözde" gazete imparatorlarının ufku da küçük olur. Ben inanıyorum ki, bu kaosun sonunda biz gazeteciler belki de daha da özgürleşeceğiz.

Medya feodalizmi yıkılacak, gazetelerin, içindeki insanlarla alınıp satılması, kiralanması, siyasilere peşkeş çekilmesi, haberlerinin, yazılarının çarpılarak, emeklerinin kullanılarak, siyasi mesaj içeren, tetik görevi gören manşetler haline dönüşmesi dönemi son bulacak.

Yine, gazetecilerin köle gibi sadece patronlarının izin verdiği is yerlerinde, izin verdiği şartlarda çalışması dönemi de bitecek. Belki daha küçük örgütlenmeler, daha küçük medya grupları olacak, ama bağımsızlıklarını da koruyacaklar. Devletle ilişkileri olmayacak.

Medyanın da, gazetecilerin de kurtulması için başka çare yok. Bu şekilde bir yeniden yapılanma aslında sadece gazetecilerin, sadece okurların yararına değil, bütün ülkenin yararına olacak. Hatta gerçek denetim ve eleştiri görevini yapmaya başlayan basın sayesinde basta devlet olmak üzere kurumlar, kuruluşlar da denetlenebilecek.

Ve aslında bu sorunların çözümü için de devlet kapısına gitmeye gerek yok. Ama bir heyecandır, bir tepki fışkırmasıdır, gazeteci arkadaşların çaresizliğidir. Gidip Ankara'da devlet büyüklerimizle görüştüler. Oysa sorunun kaynağı asil onlar. Onların bu ülkenin yönetiminde bir etkileri ve yetkileri yok ki...

Şimdi bu yaklaşımım nedeniyle yine beni devlet düşmanlığı ile suçlayanlar olabilir gecen sefer olduğu gibi. Ama fark etmiyor bu artık benim için. Ben bu konuda bedeller ödemişim, hala da ödüyorum. Bu devlet yapısını değiştirmeden Türkiye'de hiçbir şey yapmanın mümkün olmadığını artık biliyoruz. Devlet bu medyayı yemlemeseydi, devletin trilyonlarını akıtmasaydı durum böyle olur muydu? Ya medyayı denetlemeyen, yaptıkları yasadışılıklara göz yuman kim?

O nedenle bu kaosun sorumlu taraflarından biri de devlettir...

Biliyorsun gecen sefer de, üç yıl önce 24 Temmuz'da da, yaptığım konuşmada, 'böyle bir bayram kutlanılamaz' dediğim ve Gazeteciler Cemiyeti yöneticilerini eleştirdiğim için bana kızmışlardı. Oysa o toplantıya ceket kravat gelen bazı arkadaşlar, daha toplantının basında hemen alelacele oradan, sahte bir törenin yapıldığı Cemiyet'in, 'basın Özgürlüğü asığı! Demirel'e ödül vermesi töreninin yapıldığı Dolmabahçe Sarayı'na koşmuşlardı.

Şimdi durum ortada.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı arkadaşımız Nail Güreli su sıralarda Mehmet Yılmaz'ın kendisini ne zaman isten çıkartacağını bekliyor olmalı.

Ne kadar acı değil mi?

Ama tersi de çok acı biliyor musun, bunca olay olurken Nail Güreli'nin hala orda olması da. Belki de Mehmet Yılmaz bu nedenle Nail arkadaşımıza dokunmayabilecektir.

Bu krizin sorumlusunu ararken devleti ıska geçersek bir yere varamayız. Tabii tepkilerimizi devlete de iletmemiz doğrudur.

Ama bakin Ecevit ne diyor? Elimizden bir şey gelmez diyor.

Niye sormuyorlar o zaman ona arkadaşlarımız. 'Peki Fikret Bila'nın işten atılması söz konusu olabilir mi, eğer yanlışlıkla atılırsa müdahale eder misiniz?' diye.

212 sayılı basın Yasası'nın uygulanmasını kim sağlayacak? Tabii ki devlet. Uygulamayan basın kuruluşlarına kim müeyyide uygulayacak? Yine Ecevit ve hükümetinin bakanları.

Ben, Hürriyet Grubunda 1475 sayılı yasa ile çalışan yazı işleri müdürü biliyorum. Düşünün artık. Sadece basın Yasası'na mi aykırı? Her kurala aykırı.

Netice olarak, bunca değerli gazeteci arkadaşımız işsiz kaldı, yarin bunların arasına yenileri de katılacak. Binlerce işsiz gazeteci ciddi bir geçim sıkıntısının içine girecek, zor günler geçirecek, bu kaçınılmaz. Onlara direnme gücü, sabır diliyorum. umutlarını yitirmesinler.

Belki de bu durum onlar için daha iyi bir geleceğin başlangıcı olacak. Ben 33 yıldır bu mesleğin içindeyim, böyle bir kaos yasamadım. Ama meslekte de böyle bir alçalma, böyle bir kirlenme, bu boyutta bir ruh ve vicdan satılması olayına da rastlamadım.

Atılan bazı üst düzey arkadaşlarıma bakıyorum. Bir sure önce ayni kurumun basındaydılar ve gözünün yasına bakmadan adam atıyorlardı. Merak ediyorum su sırada o gazetelerin basında olsalardı ne yaparlardı? Bu onursuzluğa karsı çıkıp istifa mi ederlerdi? Yoksa yerlerini koruyabilmek için gereken neyse onu mu yaparlardı? Şimdiye kadar yaptıkları gibi?

Tabii zaman bu hesapların yapılma zamanı değil. Herkes bu olaylardan kendine göre bir ders çıkarmalıdır.

Ama ben medyanın bu olaylardan sonra bundan daha da kötü olacağını sanmıyorum.

Zaman yeniden örgütlenme, bağımsız, bağlantısız düşük maliyetli yayınlar çıkartmak üzere çalışmalar yapmak zamanıdır.

Unutmamak gerekir, insanlar hala doğru haber, dürüst yorum, herhangi bir çıkar çevresinin denetiminde olmayan bağımsız gazeteler, dergiler, radyolar, televizyonlar istiyor.

Devlet imkanlarıyla antigazetecilik yapan bu medya kuruluşlarının yeniden gazetecilik anlayışına yönelmeleri zordur. İsteseler de o yapıyı yeniden normal gazetecilik anlayışına göre düzenlemeleri zaman alır. Bunları dahi yapsalar, halk gözünde yiten prestijlerini, imajlarını düzeltmeleri kolay değildir.

Kimse kimseyi aldatmasın, yedek parçacı yedek parçacılıktan, inşaatçı inşaattan anlar.

Onlar en sonunda kendi mesleklerine dönerler. artık, gazetecilik yapıyormuş gibi davranamazlar.

Ama asıl, gazeteci olarak işe başlayıp da onlara özenenlerin işi zor. Onlar, bu nedenle hem gazetecilikten vazgeçtiler hem de ellerindeki medya gücünü devletin ve çıkar odaklarının hizmetine vererek kolayca zengin olma meselesini onlar kadar incelikle beceremediler. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar.

Bu nedenle onların da toparlanmaları hayli zor.

Ayrıca onlar ne yaparlarsa yapsınlar. artık bizlerin o müesseselerde çalışması bu şartlarda tabii ki söz konusu değil.

Biz kendi işimize bakmalıyız.

Biz gazeteciyiz, dürüstlükten şaşmadık, kalemimizi ve vicdanimizi kimselere satmadık. doğru bildiğimiz yolda gerekirse bedeller de ödeyerek yürüdük. İnanıyorum ki acılar, sıkıntılar çekmiş ve hala çekmekte olsak da, bu yoldan dönecek değiliz.

Gazeteciliğin diğer mesleklerden farkı yani da bu. Bu bir çeşit fazilet mücadelesidir. dürüst olmak ve bu mesleğin etik ilkelerini titizlikle korumak mücadelesidir. Geriye baktığımız zaman yaptıklarımızdan onur duyma uğraşıdır. Önemli olan vicdanımızın rahat etmesidir.

İşte sevgili Ahmet, sana bu duygularla geçmiş olsun diyorum ve yeni mücadele dönemini kutluyorum.

01 Mart 2001 Perşembe