Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    Ahmet Tezcan
    Ertuğrul Acar


Bir-Net



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA D. ARSAN
             FERZENDE KAYA
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             KORAY DÜZGÖREN
             MURAT SEKMEN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             ÜMİT OTAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN

Dördüncü Kuvvet Medya, herkesin görüşlerini rahat bir şekilde ifade edebileceği bir tartışma ortamı oluşturdu. Burada görüşlerinizi aktarabilir, düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

DKM FORUM SAYFALARI

MEDYANIN EĞİTİM İŞLEVİ VE BİR TAKINTI ÜZERİNE İRDELEMEİ!

    İnsanoğlu hayatın her alanında, anında öğrenir ve eğitilir. Bu kimi zaman ailede, okulda, işyerinde, sokakta ve topluca bir arada olunan yerlerde, kimi zaman da okunan gazete, dergi ve kitaplar aracılığıyla olur. Gazeteler nesnel, doğru, tarafsız, şeffaf habercilik yaparak, demokrasiden asla taviz vermeden, politik ayrımcılığa yüz vermeden, ırkçılık ve şovenizme bulaşmadan, içi dolu haberlere ve makalelere yer vererek, rüşvet ve yolsuzlukları kendi patronları bile yapsa bunları yayınlamaktan çekinmeyerek itibarlı olurlar ve okurlarını da bu özellikleriyle bilgilendirir ve eğitirler. Aksini düşünmek sorumluluktan kurtulmak için işin kolayına kaçmak olmaz mı?

Rahmetli Çetin Emeç, Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmeni’ydi, Sedat Simavi de babasından tüm işleri devralmıştı. Anlatılanlara göre, Erol Simavi ipleri, kendisine sürekli olarak “Bana yetki vermeden etkili olmamı istiyorsun” diye yakınan oğlu Sedat’a bırakmıştı.

Ancak bu arada gazetenin satışı 500 binlerin altına inmeye başlamıştı. Genel ortalama daha yüksek olsa da hafta içi satışların düşük gelmesi Sedat Simavi’nin canını çok sıkmış olmalıydı ki Hürriyet’in satışını yine eskisi gibi 700-800 binlere tırmandıracak atağı nasıl yapabileceğini düşünüyordu. Sonunda karar verdi ve babasının tüm muhalefetine rağmen Çetin Emeç’i görevden alarak yerine büyük paralarla Rahmi Turan’ı getirdi. Rahmi Turan’ın ne yaptığına ve ondan sonra olanlara girmek yazının konusu değil.

Bugün, Hürriyet’in satışı 400 binlere hatta daha da altına indi. Dağıtım tekeli ve Doğan Grubu’nun şirketi Yay-Sat verilerine göre bu böyle. Ancak bu rakamların abartılı olduğunu söyleyenler de dikkate alındığında durum gerçekten içler acısı. Gelinen noktayı görünce ben de nedense 10 yıl önceki bu hikayeyi anımsadım ve bilenlere, bilmeyenlere belki bir ders olur diye aktardım.

Sadece Hürriyet mi? Gazetelerin tamamı satılmıyor. Satışını artıran tek gazete Zaman. Onlarınki biliyorsunuz biraz da cemaat kültürüyle ilintili bir satış. Milliyet düşük fiyat politikası uygulayarak satışı bir ara 500 binlere kadar yükseltti ama şimdi fiyat yine 200 bin lira olmasına rağmen satış 250 binlerde. Toplam satılan gazete sayısı 2,5 milyonu bile bulmuyor 65 milyon nüfuslu Türkiye’de. Yani rezalet!

GAZETELER NEDEN SATILMIYOR?

Bana göre bunun 6 nedeni var.

1- Gazeteler önemli ölçüde itibar yitirdi ve güvenilmez bulunuyorlar.
2- Gazetelerde doyurucu haber ve araştırma yok. Mevcut haberlerin doğruluğuna halk tarafından sürekli kuşkuyla bakılıyor. Manipülasyon kuşkusu hep hissediliyor. Hem politikada, hem ekonomide.
3- Halkta okuma ve buna bağlı olarak da gazete alma alışkanlığı yok. Yukarıdaki sebepler okuma alışkanlığını kaldıran diğer önemli faktörler.
4- Ekonomik kriz. Özellikle eğitimli insanların işsiz kalması ve düşük maaşlarla çaılşması. Emeklilerin maaşlarının çok az olması. Artık gazeteye bir ayda verilebilecek 20-30 milyon lira kahvaltılık malzemeye harcanarak yaşam savaşı veriliyor.
5- İnternetin yaygınlaşması. Medyanın kışkırtmasıyla internete bağlanma ücretleri artırıldıysa da yine yüzbinlerce kişi gazeteleri internetten izliyorlar. Bana göre eğer okunmaya değer bir şey bulabileceklerine inansalar gazeteleri hiç durmaz alırlar.
6- Tüm bunlara bağlı nedenlerle gazete almayanlar, gazetelerde yazılı olan her şeyi televizyonlarda izleyip öğrenme şansına sahip olabiliyorlar. Ya da tam tersi, televizyon haberlerini izleyenler ertesi gün hiçbir analitik değeri olmayan kötü ve spotlarla yazılmış haberlere itibar etmiyorlar.

Belki tüm bunlara bir-iki ilave yapılabilir ama temel nedenler bunlar. Oysa Türkiye’de milyonlarca potansiyel gazete alıcısı var. O halde neden almıyorlar? Yukarıdaki sebeplerden yalnızca biri ekonomik. Diğerlerini bir araya topladığımız zaman aslında iyi gazeteye ihtiyaç duyulduğu çok açık ortada. Radikal’in iç sayfalarında dış basından yapılan çevirileri okuduğunuzda Türk gazeteleriyle batı gazeteleri, Türk muhabirleriyle batılı muhabirler, Türk yazarlarıyla batılı yazarlar arasındaki farkı rahatlıkla görüyorsunuz.

Evet, iyi gazete nasıl olmalı?

MEHMET YILMAZ’IN EĞİTİMDEN NE ANLIYOR?

Geçen gün TRT 2’de Yaprak Özer’in sunduğu bir programın konuğuydu Mehmet Yılmaz. Yani Milliyet’in Genel Yayın Yönetmeni. Yanındaki diğer konuk Meltem Cumbul’du. Program bir üniversitede ve öğrencilerle gerçekleştirilen workshop’la devam ediyordu. Bir ara ne olduysa, öğrencilerden biri gazetelerin eğitim verme niteliği üzerine bir soru sordu, buna Mehmet Yılmaz hemen yanıt verdi.

“Medyanın eğitmek gibi bir görevi yok. Gazeteler de eğitim aracı değildir. Düşünsenize New York Times’ta otoyollarda alt ve üst geçitleri kullanılmasını öğütleyen yazıların çıktığını. Gazetelerin tek amacı bilgi vermektir.”

Yılmaz’ın söyledikleri mealen ve kısaca böyleydi.

Acaba bu doğru mu? Gazetelerin eğitim niteliği yok mu? Yoksa Mehmet Yılmaz eğitim ile öğretimi mi birbirine karıştırıyor? Gazetelerin tek amacının bilgi vermek olduğunu söylerken, bilginin de aynı zamanda bir eğitimi içerdiğini bilmiyor mu Sayın Yılmaz? Mutlaka biliyordur. Oysa insanoğlu hayatının her anında öğrenir ve eğitilir. İnsanoğlu hayatın her alanında, anında öğrenir ve eğitilir. Bu kimi zaman ailede, okulda, işyerinde, sokakta ve topluca bir arada olunan yerlerde, kimi zaman da okunan gazete, dergi ve kitaplar aracılığıyla olur.

TÜRK BASINI VE BİLGİLENDİRME

Mehmet Yılmaz madem bu denli basit bir örnek verdi, alt geçit üst geçit türünden, ben de hemen asıl önemli olan meseleye girmeden iki basit örnek vereyim. Madem medyanın(yazılı basının) eğitici bir niteliği yok, o halde neden her gün sağlık sorunlarıyla ilgili sayfa sayfa yazı ve haberler, eğitici köşeler yer alıyor gazetelerde? Güzin abla bir eğitmen değil mi kendine göre. Peki okurlarının sorunlarına yanıt veren doktorlar, vergi ve sigorta uzmanları ne yapıyorlar acaba? Yaşar Nuri Öztürk her gün Hürriyet’te dini eğitim vermiyor muydu? Mehmet Yılmaz’ın fazla düşünmesine ve New York Times’lara dek uzanmasına gerek yok. Bütün bu saydıklarım buz gibi okurları eğitmek amacıyla yapılıyor. Ama kendisi çıkıp da “Yok hayır biz bilgi veriyoruz” diyorsa demek ki insanlar hayatları boyunca sürekli bilgi ediniyorlar, öğreniyorlar ama tüm bunlar, onların eğitimi için hiçbir şey ifade etmiyor.

Daha ötesine gidelim. Medyanın eğitim işlevi vardır. Aynı zamanda bu işlevin içinde okurlarını geliştirmek, onlara yeni ufuklar verebilmek de önemli bir yer tutuyor. Bu nasıl oluyor peki. O zaman New York Times’a dönebiliriz. Dünyanın bu en saygın gazetelerinden birinde gazetecilik bihakkın yapılıyor. Haberleri yazan muhabirler Türkiye’deki değme köşe yazarlarına taş çıkartacak denli eğitimli, bilgili ve donanımlı insanlar. Gazetede çeşitli araştırmalar yer alıyor. Bu gazetenin dünyanın dört bir yanında muhabirleri var ve her gün gazetelerine bulundukları yerlerden çok detaylı makaleler ulaştırıyorlar. Yazıların her birinin edebi değeri var ve anlatımları çok güzel.

Bir de “bizim gazeteleri” hatırlayalım ve orada duralım. Demek ki gazeteler aynı zamanda nesnel, doğru, tarafsız, şeffaf habercilik yaparak, demokrasiden asla taviz vermeyerek, politik ayrımcılığa yüz vermeyerek, ırkçılık ve şovenizme bulaşmayarak, içi dolu haberlere ve makalelere yer vererek, rüşvet ve yolsuzlukları kendi patronları bile yapsa bunları yayınlamaktan çekinmeyerek itibarlı olurlar ve okurlarını da bu özellikleriyle bilgilendirir ve eğitirler. Aksini düşünmek işin kolayına kaçmak olur. Bugünün yöneticileri böyle diyerek sorumluluktan kurtulduklarını sanıyorlarsa bence yanılıyorlar.

METE ÇUBUKÇU VE BURAK ERSEMİZ’E TEBRİKLER AMA...

Neyse, biz eğitimden haberlere doğru yatay bir geçiş yapalım yine.

Bilmiyorum yazdıklarımız mı etkili oldu nedir, Star’dan Mete Çubukçu ile Kanal D’den Burak Ersemiz Filistin’deki çatışmaların en şiddetlendiği dönemde bölgeye gittiler ve oradan gerçekten de çok güzel haberler verdiler. Her ikisinin ve kameramanlarının(Adlarını maalesef bilmiyorum, özür diliyorum) ateşin ve çatışmaların ortasından ilettikleri görüntüler, haberler mükemmeldi. Ben her iki arkadaşımı ve onları görevlendiren haber merkezlerini yürekten kutluyorum. Amaa...

Bir genel yayın yönetmeninin kulakları çınlasın, bir “ama” maalesef var.

Bu başarılı arkadaşlarımızın ve onların yöneticilerinin yabancı televizyonları zaman zaman izlediklerini biliyorum. Ancak, izlerken sadece onlar hangi haberi vermiş, biz geri kalmayalım mantığıyla değil de onlar haberleri acaba nasıl yapıyorlar, hangi türden röportajlara yer veriyorlar diye dikkat etmelerinde büyük fayda var.

Filistin-İsrail çatışmasıyla ilgili olarak, örneğin Fransız TV 5 kanalında çok mükemmel görüntüler, çatışmanın içinden haberler yer aldı ama onların bir artıları vardı. O da TV 5 muhabirlerinin bölgeden insan manzaraları aktarmaları, ilginç röportajlar yapmalarıydı.

MUTLAKA İNSAN HİKAYELERİ

Bir iki örnek vermek gerekirse, geçen akşam İsrail’de intihar eylemi düzenleyen bir Hamas militanının hayat öyküsü ve ailesiyle yapılan röportaj vardı. Aynı şekilde İsrail tarafında da benzer röportajlar yayınlandı. İki gün önceki haber bülteninde ise bir Filistinli aile haber bülteninin konuklarıydı. Ailedeki iki kardeşten biri Hamas militanı, diğeri de Filistin polis teşkilatındandı. Filistin polisinin Hamas bürolarını kapatması ve çatışmaların çıkmasıyla birlikte yayınlanan bu haber çok ilgi çekiciydi. Ailede, anne baba ve diğer kardeşlerin de katılımıyla hep birlikte yenen yemekte, polis olan, diğer kardeşi için “Yasalara aykırı davranırsa onu tutuklamak zorunda kalırım” diyordu. Hamas militanı olan kardeş ise politik konuşmalar yaparak İsrail karşıtı şeyler söylüyordu.

Yani özetle söylemek istediğim, bu tür çalışmalarda insan hikayeleri çok önemli. Çünkü biz onların aracılığıyla bölgedeki havayı daha iyi teneffüs edebiliyor, anlayabiliyoruz. Ama bunun için önce düşünmek, sonra da araştırıp bulmak gerekir. Yoksa yalnızca Reuters’den alınan görüntülerle televizyonculuk yapıldığı dünyanın hiçbir yerinde vaki değil.

MİTHAT BEREKET’E BRAVO!

NTV’den Mithat Bereket gerçekten büyük bir gazetecilik başarısı gerçekleştirdi ve sonunda Türk basınının Afganistan’daki yüzakı oldu. Günlerdir sunduğu canlı yayınlarda Rabbani’den Kanuni’ye kadar birçok üst düzey yetkiliyle söyleşiler yapan, sokaktaki insanın nabzını tutan, röportajlar gerçekleştiren Mithat Bereket, oradaki havayı ve gelişmeleri öylesine özümsemiş ve yaşanan olayların içine nüfuz etmiş ki, anonslarında su gibi akan duru Türkçesiyle bize çok değerli bilgiler verdi. Yeniden teşekkürler ve bravo!

fugur@anet.net.tr


E Mail: fugur@anet.net.tr



30 Aralık 2001 Pazar