Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    Ahmet Tezcan
    Ertuğrul Acar


Bir-Net

E MAİL



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA D. ARSAN
             FERZENDE KAYA
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             MURAT SEKMEN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             ÜMİT OTAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN


Medya konusundaki tartışmalara katılabilmek, medya eleştirilerinizi Dördüncü Kuvvet Medya'da yayınlatabilmek ve sayfalarımızdaki değişiklikleri size bildirmemiz için lütfen listemize üye olun.

Gelen Mesajların Listesi


"Haber kaynağına Fahişe ikram etmek" kötü de, "dolar ikram etmek" iyi mi?

TEMAS VE MESAFE SORUNU!

İki gazetecinin haber kaynakları olan PKK itirafçılarına, "Fahişe ikram ettikleri" haberleri üzerine başlayan tartışma yanlış bir zeminde son buldu. Star gazetesi yazarı Saygı Öztürk tarafından gündeme getirilen konu daha önce de tartışılmıştı. Sözü edilen gazetecilerden İrfan Bozan, yazılı bir açıklama yaparak kendini savunuyor ve kendisine iftira edildiğini söylüyor.

Tartışılan konu eski olmasına rağmen, gazeteci ile haber kaynağı arasındaki ilişki açısından son derece güncel bir boyutu var. Türkiye'de 80'lerden bu yana gelişen bir habercilik türü var. Adı konulmamış. Bir isim babası çıkıp, daha iyi bir kavram önermediği sürece biz, "Dolar gazeteciliği" diyebiliriz buna.

"Dolar gazeteciliği"ni anlamak için, 80'li yılların başında "devlet ile gazeteciler" arasında başlayan ilişki tarzına göz atmak gerekiyor. Bahse konu yıllarda darbeci generallerle veya devletin üst düzey yetkilileriyle görüşmek için bir "etiket sahibi" olmak gerekiyordu. Söz konusu ilişki tarzı daha sonra çok gelişti. Örneğin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile sona eren "Köşk gazeteciliği"de bu dönemin ürünü. Cumhurbaşkanı veya Başbakan bir açıklama yapacağı zaman, bir basın toplantısı düzenlemesi gerekirken, kendisine yakın bulduğu, istemediği soruları sormayacaklarına emin olduğu, istediği gibi başlıklar atacaklarını bildiği isimleri çağırır ve onlarla bir kahvaltı yapmayı tercih ediyorlardı. Bu ilişki şekli Köşk için zayıflamış gözüküyor, ama Başbakan ve bürokratlar için halen geçerli. (Özellikle Demirel'in gazetecilerle ilişkisi, bu anlamda araştırılmaya muhtaç bir konudur.)

Asıl konumuz olan "Dolar gazeteciliği"de 80'li yılların başında gündeme geldi. Gazeteciler; (rekabetten mi veya başka bir nedenden mi bilinmez) haber kaynakları ile ilişki tarzlarını bayağı bir ilerlettiler. Dünyanın hemen her yerindeki basın meslek örgütlerinin meslek ilkelerinde bu konu hakkında benzer şeyler söyleniyor: Gazeteci haber kaynağına mesafeli durmak zorundadır.

Gazetecilikte, "temas ve mesafe" denilen bir olgu vardır. Gazeteci haber kaynağına, en sağlıklı bilgiye ulaşmak adına temas etmek zorundadır, ama aradaki mesafeyi her zaman koruması gerekiyor. Aksi durumda, meslek ilkelerini çiğnetecek ilişki tarzları gelişir. Gazeteci, haber kaynağı tarafından yönlendirilme tehlikesiyle karşı karşıya gelebilir.

Bu tehlikenin özellikle siyasi konularla ilgilenen gazeteciler için geçerli olduğu sanılıyor. Örneğin, "derin devlet uzmanları", "şiddet yanlısı örgütler üzerinde çalışanlar" ve "istihbarat servisleriyle ilgilenenler"in üzerinde duruluyor. "Temas-mesafe" konusu mesleğin bütün alanlarını ilgilendiriyor aslında. Magazin basınını tutun da (dergilere kapak olmak için yayın yönetmenleriyle yatmaya razı olan mankenler vs...) ekonomiye kadar (şirketlerden "hediye" adı altında teklif edilen rüşvetler...) her alanda bu olguyla karşı karşıyayız.

Bu yaklaşım tarzından dolayı haber kaynağıyla olan ilişki, tamamen ticarileşti. Cüzdanı en şişkin gazeteci, haber kaynağına en rahat ulaşan gazeteci oluverdi. Özel televizyonculuğun başlaması üzerine bu durum daha da pervasızlaştı. Üstelik bu ilişki artık gizli değil, açıktan açığa ve kamuoyunun gözleri önünde kuruluyor. Haberciliğe önemli bir darbe vuran "dolar gazeteciliği" kamuoyunun medyaya olan güveninin yitirilmesinde de büyük pay sahibi. Kamuoyu da bu konuyu öyle bir kanıksadı ki; trafik kazası geçiren insanlar bile haber bültenine konuşmak için para ister duruma geldi.

Yakın zamanda bunun kavgası bile yaşandı. PKK üyelerinden Şemdin Sakık yakalanarak Türkiye'ye getirildiği dönemde Sakık'la konuşmak için yarışan gazeteciler, kendileri tarafından örülen bir duvara tosladılar. Şemdin Sakık kendisiyle röportaj yapılması karşılığında çok büyük paralar istiyordu. "En çok parayı veren röportajı kapar" hesabına getirip adeta bir açık arttırmaya dönüştü durum. Gazeteciler, Sakık'ın avukatını arıyor ve kendisine daha önce teklif edilen rakamın üstünde bir rakam teklif ediyordu. Sakık yarışını Güneri Civaoğlu kazandı. (Bu konu daha öncede tartışılmış ve Civaoğlu Sakık'a kesinlikle para vermediğini açıklamıştı.) Şemdin Sakık kendisiyle söyleşi yapmak için irtibata geçen bir sürü gazeteci arasından Civaoğlu'nu tercih etti. Bizim gibi sade gazeteciler yarıştan hemen elenmişlerdi. Bunun nedeni de, bizim para vermeyi teklif etmememiz. (Kaldı ki para vermek istesek bile istenen para bizim 10 yıllık maaşımıza bedeldi.)

Hangisi daha iyi?

"Gazeteci haber kaynağına fahişe ikram eder mi?" tartışması CNN Türk muhabiri İrfan Bozan'ın, Saygı Öztürk'ün yazısındaki bilgilerin gerçeği yansıtmadığına dair açıklamayla son buldu bulmasına ama asıl önemli olan ve tartışılması gereken taraf hiç gündeme gelmedi. Saygı Öztürk, "Gazetecilerin haber için bu kişilere para vermiş olabileceğini fazla yadırgamıyorum" diyor. İşte asıl felakette burada başlıyor. Gazeteciler ile haber kaynakları arasındaki ilişkinin bu derece gayri ciddileştiği bir ortamda, bir gazetecinin; kendisine bilgi vermek için Anadolu'dan kalkıp İstanbul'a gelmiş haber kaynağının otel parasını karşılaması ve onun "gönül eğlendirmesini" sağlaması mı daha kötü, yoksa haber kaynağına dolar dolu bir çanta vermesi mi? Habercilik ilkeleri açısından her ikisi de. Haber kaynağına para verilmesini yadırgamıyorsak, para yerine fahişe ikram etmeyi hiç yadırgamamız gerekiyor. Burada yapılması gereken bu ikilem arasında bir seçim yapmak değil, gazeteci - haber kaynağı ilişkisini yeniden gözden geçirmektir.

26 Şubat 2001 Pazartesi