Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    Ahmet Tezcan
    Ertuğrul Acar


Bir-Net

E- Mail



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA DOĞRU
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             KEMAL BELGİN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             ÜMİT OTAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN


Medya konusundaki tartışmalara katılabilmek, medya eleştirilerinizi Dördüncü Kuvvet Medya'da yayınlatabilmek ve sayfalarımızdaki değişiklikleri size bildirmemiz için lütfen listemize üye olun.

Gelen Mesajların Listesi


APOLETLİ MEDYANIN KAŞARLI CİKS'İ

Ertuğrul Özkök ve kedisi - Hürriyet

Hürriyet gazetesi, Şeker Bayramında okurlarına zakkum verdi. Çalışanlar, Özkök'e sansürsüzce sorular sormuşmuş, o da geniş mezhepli söylemiyle açık açık cevap vermiş. Vahim hatta trajik çünkü yalancı, işveren müştemilatı, etik tanımayan, iş takipçisi bir gazeteci portresi çıkıyor ortaya.

Hürriyet gazetesinin Şeker Bayramına rastlayan 16-17-18 Aralık 2001 tarihli sayılarında, herbiri yaklaşık bir tam sayfa olmak üzere, Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ile yapılan bir söyleşi yayınlandı.

İlk gün 'Özkök'ü topa tuttuk' başlığı ile verilen ve Özkök'ün çalışanların sorularını sansürsüz olarak yanıtladığı belirtilen bu söyleşi, bir çok açıdan incelenmesi, irdelenmesi ve sorgulanması gereken bir içerik ve yaklaşıma sahip. Çünkü gerek Özkök'ün kişiliği, kimliği, konumu ve söyledikleri gerekse Hürriyet gazetesinin Türkiye'nin siyasal, ideolojik, kültürel ve medyatik manzarasındaki yeri ve rolü nedeniyle bu söyleşi, Türk medyasının bir tür 'insider' kartviziti, moda deyimle 'MR'ı durumunda.

Röportajı hazırlayan (Eğer bizzat Özkök değilse), giriş spotlarında söyleşinin çok hoş, çok keyifli ve zevkli olduğunu her seferinde tekrar ederek okuru koşullandırmaya biraz da kelin peruğunu övmeye çalışıyor.

Bir gazete, kendi Genel Yayın Yönetmeni ile, hele aynı zamanda haftada en az beş gün köşe yazan Yönetmeni ile, neden röportaj yapar? Ne bizde ne de Batı'da böyle bir gelenek, böyle bir tarz mevcut . Çalışanlar ile işverenin vekili arasındaki ilişki ve sorunlar normal koşullarda sendika aracılığı ile görüşülür, çözülür ya da anlaşmazlıkla sonuçlanır. Özkök'ün adeti olmadığı halde son zamanlarda sık sık TV ekranlarına çıkmasının yanısıra Hürriyet gazetesi içinden gelen kimi bilgi ve duyumlar, Özkök'ün bu üç günlük show'unun başka bir amacı olduğunu işaret ediyor. İktidar çekişmelerinin yanısıra Doğan Grubu içindeki son dönem meydana gelen değişiklikler, Özkök'ü sahneye çıkmaya, büyük çaplı bir meşrulaştırma ve iktidar konumunu koruma ve sağlamlaştırma operasyonu yapmaya zorluyor. Bu iç PR harekatının gazetenin üç tam sayfasını kaplaması, Özkök'ün söylediklerinden daha önemli ve kamu yararı içeren, bilgi, haber, yorum, değerlendirmelerin de böylelikle okura yansımamasına neden oluyor. Hürriyet gazetesi okuruna, dünyada ve ülkede gerçekten ne olup bittiğini mi verecek, yoksa bazı iç hesaplaşmaların, iktidar oyunlarının, kişisel hırsların dökümünü mü? Resmi de olsa özel çıkarın yayın organı, şimdi de kişisel çıkarın aleti olmuş.

Bu PR operasyonu, konfetiler, yaldızlar ve özel fotograf seansı ile birlikte düzenlenmiş. Senaryo belli ki Genel Yayın Yönetmeni tarafından yazılmış, casting, diyaloglar, resim seçimi ve prodüksiyon da bizzat kendisi tarafından gerçekleştirilmiş. Kısacası hakiki bir 'Cinéma d'Auteur' şaheseri ile karşı karşıyayız! İster misiniz şimdi, Özkök'ün 'Efendisi' Aydın Doğan kalkıp, 'Yahu Ertoş, bu röportaj harika olmuş, bana da bir tane böyle bir dizi hazırlatsana.Kurban Bayramında da benimki yayınlansın!' dese, n'olucak?

Bir de şunu merak ediyorum: Doğan Grubunun yazarları, bu tarihi söyleşiyi deşecekler mi? Görüş ve kanaatlarını köşelerinde ya da TV ekranları ve radyo mikrofonlarında sergileyecekler mi? Yoksa Genel Yayın Yönetmeni ünvanına sahip olanlar da, Milliyet, Radikal, Posta ve grubun diğer günlük gazetelerinde 'Topa tuttuk!' söyleşileri mi yayınlayacaklar?

Özkök'ün kimi zaman ciddi kimi zaman şakayla karışık bir uslupla savundukları, Türk medyası ve habercilik mesleği için trajik boyutlar içeriyor. Böylesine fütursuz, böylesine amiyane ve pespaye itirafları şimdiye kadar hiç bir gazeteci yap(a)mamıştı.

Aslında iktidarının verdiği rahatlıkla biraz da şımarıkça ileri sürdüğü görüşler ve itiraflar, akıllı bir işvereni bile çileden çıkaracak düzeyde. Kendini kah Hüsamettin Özkan'a kah Süleyman Demirel'e benzeten kişi, narsizmin zirvesinde.

Üç günlük söyleşide söylediklerini irdelemeden kısa bir girizgah:
Özkök, 'Dönme hızıma yetişemezler' derken önemli bir gerçeği itiraf ediyor aslında. İletişim sosyolojisi doktoru, bugün doktora tezini yeniden yayınlayamayacak kadar hicap duyuyor geçmişinden. En yakın eski arkadaşlarından biri, onun bugünkü halini görüp, 'Ertuğrul öldü!' diyor. Bukalemun o kadar hızlı ki, bugün iguana olmuş!

Şimdi, üç gün süren psikiatr divanı egzersizinden bana anlamlı gelenler:

  • Sansürsüz diye sunulan metinde Özkök, bazı sorulara yanıt vermediğini kabul ediyor. Acaba hangi sorulara? Çünkü her insanın söyledikleri kadar söylemedikleri de önemli. Mesela, Andıç operasyonunu nasıl yayınladığını anlatıyor mu? Mesela Güneş Taner'le şifreli konuşmasını açıyor mu? Ya da Hürriyet'in en çok tekzip yiyen ve tazminat ödemeye mahkum olan iki köşe yazarı Çölaşan ile Altaylı arasında nasıl bir ayrım gözetiyor?
  • Dikkat ettim, üç tam sayfa süren söyleşide Genel Yayın Yönetmeni bir kez olsun okurdan, yurttaştan, kamudan, toplumdan sözetmiyor. Varsa yoksa kendisi ve onu var eden patronu.
  • ''Sadece gazeteci değil, aynı zamanda işadamı olmak zorundayım'' diyor Özkök, iki gün sonra da ayrıntı veriyor: ''Gazete yapmak, bir genel yayın yönetmeninin zamanının yüzde 15'idir''. Demek ki yüzde 85 işadamı, TÜSİAD üyesi Özkök! Bari ikisinden hiç olmazsa birini layıkıyla yapabilse!
  • Hürriyet'in 'Third Page Boy'luğuna özenen Özkök, bu kriz ortamında şu kışkırtıcı cümleyi ne büyük pervasızlıkla ve sonradan görmüşlükle söyleyebiliyor?: ''(.) Türkiye'de iyi para kazanan insanlardan biri olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim''. Yaptınız bir kıyak, bari tam olsun, TL ya da dolar bazında bir rakkam söyleyebilir misiniz? Kaç haneli ?
  • Özkök, medya etiği gibi tayin edici bir konuda da son derece gayrıciddi. Açıkça etik kural tanımadığını ilan ediyor, kendi ürünü soslu etik ile işleri istediği gibi götüreceğini belirtiyor. Hürmet duyduğu Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi (Tencere-kapak), bu açıklamaları dikkate alacaktır mutlaka.
  • İşten atılanlarla ilgili soruya yanıt verirken 'Ama unutmayın ki, Türkiye'de bir çok patron da iflas etme paranoyası yaşıyor. Geceleri onlar da uykusuz kalıyor'' diyor. Kendisi de zaten, gerçek nedenini bilmese de, geceleri uyuyamadığını itiraf ediyor.(Sorumlusu, vicdansız TV!). Ve bir gün kendisinin de işinden olabileceğini aklına getiriyor.(Bravo!). Özkök'de hep müthiş bir yalnızlık var. Toplumdan tecrit, insanlardan uzak, dostlardan ırak bir yaşam onunki. (Ekmek kaç para? Belediye otobüsü ne ki?)
  • Düzenin savunucusu ve parçası olan herkesin yaptığı gibi Özkök de kendine, geçmişinde 'Marksistlik', şimdi de Pazar günleri 'Hergelelik' atfediyor. Hiç bir zaman Marksist olmadığını herkes biliyor. Şimdiki hergeleliği de gerçek hergelelere hüzün veriyor sadece! Döneklikle değişmeyi aynı anlamda kullanıp iyi bir şey gibi yutturmaya çalışması pek yeni ve zeki bir buluş değil. Hele 'terörist entelektüellere karşı' kendisini paratoner, hatta Don Kişotvari bir kahraman olarak tanıtması gerçeğe aykırı olsa da pek komik! Entelektüellerin 'Efendisi' yoktur, 'çok iyi para kazanmazlar', kafalarına elma koyup kendilerini hedef yapmazlar, kısacası entelektüel şaklaban, yapay ve sahtekar değildir. Aydın, siyasi-iktisadi-askeri iktidarı değil kamu çıkarını savunur. Ama Özkök'ün, Akın Birdal gibi bir entelektüelin vurulması için suç ortaklığı yaptığını da kimse unutmaz!
  • Seçilmiş ya da hazırlanmış sorularda bile Özkök'ün Hürriyet camiası içinde ne kadar sevildiği ortaya çıkıyor. Ama o, o kadar vurdum duymaz ki, kibirli Kralların özgüveniyle her eleştirel yaklaşım ve soruya bir kulp bulmakta pek mahir. Öyle bir balık ki, aşırı kaygan, tutamıyorsun hiç, yakaladığın anda elinden kaçıp gidiyor.Omurgasızlığı alameti farikası. Yüreği ve beyni ise küflenmiş millefeuille hamuru!
  • Özkök aşırı kıvrak: 'Hangi sıklıkta yalan söylersiniz?' (Ne güzel soru!) sorusuna cevaben bakın ne diyor: ''İş ilişkilerimde söylemiyorum. Ama özel hayatımda zaman zaman yalan söylediğim oluyor.Yani sık sık da diyebilirsiniz''. Mesleki iktidarı kadınlar üzerinde kullanmak, andropoz, saç boyama, küpe takma ve benzeri özel hayat konularını geçiyorum. Çünkü Özkök konuştukça batıyor.
  • Kızı, damadı, rakı ve eşi hakkındaki görüşlerinin de tartışma konusu yapılması yanlış, çünkü bu alanlar da mahremiyete girer. Özkök'ün bu alanlara taşması hep meşruiyet arayışı, sevimlilik ve içtenlik gösterisi ama sanal hatta yalan!
  • Psikolog olmayanların bile gözüne batacak derecede bir ölüm leitmotifi var Özkök'ün söylediklerinde: 'Venedik'te Ölüm' ya da 'Ölmüş Çocuklar Şarkısı'. Allah gecinden versin!
  • Sonlara doğru Özkök'ten iki müjde:
    30 yıl sonra olsa da bu işi bırakacağını ilan ediyor. Cem Yılmaz'ın Telsim reklamındaki dedeliğine mi özeniyor ne? Emekli olunca medya eleştirmeni olmayacakmış. Bu da bana bir meslektaş kaybetirir ki, başlı başına bir mutluluk!
  • Şimdilik İkinci Ertuğrul Faciasını beklemekten başka çaremiz yok!

    --------------------------------------------------------------
    E Mail: ragip137@hotmail.com

    21 Aralık 2001 Cuma

    Ragıp Duran'ın Medyamorfoz yazıları