Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    Ahmet Tezcan
    Ertuğrul Acar


Bir-Net

E-Mail



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA DOĞRU
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             KEMAL BELGİN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             ÜMİT OTAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN


Medya konusundaki tartışmalara katılabilmek, medya eleştirilerinizi Dördüncü Kuvvet Medya'da yayınlatabilmek ve sayfalarımızdaki değişiklikleri size bildirmemiz için lütfen listemize üye olun.

Gelen Mesajların Listesi


SORMA TAYYİP'İN KARISINI
SORARLAR SANA DA KARINI

Recep Tayyip Erdoğan Dördüncü Kuvvet Medya'nın İsveç temsilcisiyim ya onun için söze İsveç basınında kişilerin özel hayatlarına müdahale edici, küçük düşürücü yayın yapmama kuralının en önemli etik kurallarından biri olduğunu belirterek başlayayım ki olası ''Sen oralardan ne karışıyorsun, bizim iç hallerimizi biliyor musun ki?'' gibilerinden eleştirilerin önüne keseyim.

Türk basınında görülmemiş bir Tayyip Erdoğan fırtınası var şu anda. Haklı haksız eleştiriler, sorular, tartışmalar almış başını gidiyor olayın şirazesi kaymak üzere.

Sezar'ın hakkı Sezar'a, Milliyet gazetesi güzel hatta gerekli bir anket yapmış ve gazetecilere Erdoğan'a neler sormak istediklerini sormuş. Yanıtların, daha doğrusu soruların hemen hepsi doğru dürüst sorulardı, bir tek Yeni Şafak'tan Fehmi Koru ilke olarak başka gazetelere konuşmadığını söyleyerek yanıt vermeyi reddediyor bir de Milli Gazete'den Afet Ilgaz ''Merhaba nasılsınız? Aileniz nasıl?'' soruları ile kinâye yapıyordu.

Olay sadece Milliyet'in anketindeki soru ve yanıtlarla kalsaydı fazla bir sorun yoktu ortada ama bu konuda -adlarını vermeyeyim zaten biliyorsunuz- çok daha ileri giden gazeteciler oldu.

Ülkeyi yönetmeye soyunan bir insanın bütün düşünceleri, hatta niyetleri elbette sorgulanmalı ve açığa çıkarılmalı. Tabii ki İran'daki ilericilerin aymazlığına düşmemek için her türlü önlem alınmalı ve toplum uyarılmalı ama her şeyin bir âdâbı olduğunu -moda deyimle basın etiğini- unutmadan.

Sabah gazetesinden Erdal Billaller dünkü(31 Temmuz 2001) köşe yazısında Tayyip Erdoğan'a şöyle soruyor:

''Mademki partinize başı açık kadın alacak kadar değiştiniz, modernleştiniz, neden önce eşiniz hanımefendinin başörtüsünü çıkartmıyorsunuz? Değişime neden o örtüden başlamıyorsunuz?''

İşte bu noktada biraz durup düşünmek lazım. Bir insana bu soruyu yöneltmek bırakın basın etiğini en temel demokrasi kuralıyla bile çelişir. Erdoğan'ın eşi bir cisim, ona ait bir mal mıdır ki siz ''Neden eşiniz hanımefendinin başartörtüsünü çıkartmıyorsunuz?'' deme cüretini gösteriyorsunuz.

Erdoğan'ın eşinin başörtüsü, onun ''yani eşinin'' özel hayatıdır, tamamen kendisini ilgilendirir ve hiç kimsenin insanların özel hayatına, inancına karışmaya hakkı yoktur, o kimse gazeteci bile olsa. Ayrıca, bu sorunun muhatabı da Erdoğan değil eşidir. Sorunun adresi de yanlış anlayacağınız.

Takiye yapıldığını kanıtlayacağım diye seviyesizleşmenin, insanların bireysel haklarına tecavüz etmenin hiç anlamı yok. Başörtüsünün politik malzeme olarak kullanılmasına tavır alacağız diye kantarın topuzunu bu kadar çok kaçırırsak sonunda biz de başörtüsüzlüğü politik bir malzeme olarak kullanma noktasına düşeriz. Daha da fenası Türkiye'deki sırf inancından ya da alışkanlığından dolayı başını örten binlerce kadını ve onların yakınlarını rencide etmiş oluruz. Laik, demokrat gazetecilerin görevi benim Türkiye'de başı açık gezme özgürlüğümü korumaktır, annemin hayatı boyu taktığı başörtüsünü açmak değil.

Aslında bu zihniyetin kökleri Türkiye'de aşırı uçlardaki sol militanların yıllardır yaptığı bir yanlışa kadar gidiyor. Çok güvendiğim bir kaynaktan birkaç yıl önce dinlediğim bir olayla açıklamak istiyorum durumu:

İki solcu birbirleriyle hızlı devrimcilik günlerini yad ediyorlar. Bir tanesi iyice coşuyor ve böbürlenerek İstanbul'un varoşlarındaki bir ''halkı bilinçlendirme'' eylemini anlatıyor:

''Mahalleli çoluk çocuk toplanmıştı. -Getirin şu Kur'an'ı- dedim. Getirdiler. Aldım yere koydum sonra da bir güzel işedim üzerine. Ardından, 'Hadi şimdi Allah varsa gelsin beni taş etsin de görelim.' dedim.''

Bu anlatığım olay, İstanbul'un varoşlarının solcuların egemenliğinde olduğu dönemde geçiyor. Kur'an'a işeme eyleminin halkımızı nasıl ve ne yönde bilinçlendirdiğini gördük/görüyoruz hep beraber.

Kur'an'a işeyen bir militanla, oruç tutmadığı için adam döven biri arasında ne fark var söyler misiniz? İkisi de yobaz ve zorba değil mi?

Demokrasiyi, laikliği bu yöntemlerle koruyamayız. Dini eleştirebilirsiniz, hatta reddetiğinizi söyleyebilirsiniz. Kur'an'ı birebir sorgulayabilirsiniz, eleştirebilirsiniz ama üzerine işeyemezsiniz.

Sırf politikacı diye adamın karısının özel hayatına, seçimlerine, inancına -hem de kocası vasıtasıyla ve kadını yok sayarak- dil uzatamazsınız. Erdoğan'ın karısı kocasının laikliğini kanıtlamak için ne başını açmak zorundadır ne de kocasının yanında parti mitinglerine katılmak.

Tayyip Erdoğan'ı köşeye sıkıştırmak ya da eğrisiyle doğrusuyla açığa çıkarmak için elde bu kadar malzeme varken -hem de tamamen onun ve yandaşlarının söylediklerine, yaptıklarına ve en azından bir zamanlar savundukları sisteme dair- işi bu kadar ucuzlatmanın ve ''Karının başını neden açmıyorsun?'' noktasına getirmenin alemi ne. Bu tavırla, bu mantıkla karşı olduğunuz sisteme en büyük hizmeti kendinizin yaptığınızın farkında değil misiniz acaba?

Bir gün Türkiye'de şeriat sistemini savunanlar başa gelirse bu onların becerikliliğinden dolayı değil, demokrasi adına zorbalık yapanların aymazlığından ve densizliğinden dolayı olacaktır.

01 Ağustos 2001 Çarşamba


E-Mail: dilekyaras@chello.se