ANA SAYFA
AKTÜEL
  Medyascope
  Medyajans
   Yazarlar
  Röportaj/Sohbet
  Tirajedi Raporu
AKADEMEDYA
  Araştırmalar
  Media Studies
  Medya Kitaplığı
  Media Net Link
  Köşelerde Medya
  Meslek İlkeleri
KO'MEDYA'
  Tezcanlık
  Karikatür
  Meslek İlkelleri
  MedyaRazzi
FORUM
  Sizden Gelenler
  MedyaKritik
  Chat/Sohbet
  Tekzip-Açıklama
MESLEK ÖRGÜTLERİ
  TGC
  TGS
  Basın Konseyi
  Örgütlerden
İLETİŞİM
  E-Mail Adresimiz
atezcan@bir.net.tr
ICQ:25171964


Ev Sahibimiz
Bir-Net
TEŞEKKÜRLER

Özgür Gazeteciler Platformu

 

Necef Uğurlu
Kimliklerimiz ve hemşo kardeşlerim

Necef Uğurlu

‘Jakoben, totaliter ve topluma/halka karşı olmadan söylenebilecek herşey, kimliklerimize aittir. Modernite adına konuşmayla ya da buna benzer şeyleri ima etmeyle kimlik icat edilemez ; çünkü kimlikler ; tekçi ve nedensel dünyanın sonuçları değildir; onlar çoklu ve sembolik dünyaların etkileşimleriyle inşa edilen sosyal  tasavvuri süreçler veya kavramsal oluşumlardır.’

Prof. Dr. Edibe Sözen’in  Birey Yayıncılık’dan  çıkan ‘Demir Kafesten Plastiğe Kimliklerimiz’  adlı kitabının pek çok çarpıcı saptamalarından biri ile başladım yazıma.   Bu kitabı, kitabın getireceği tarışmayı uzun süredir , kendi adıma Bekliyordum. Bu önemli çalışma umarım gazetelerin  kültür köşelerinde medyatik roman imalatçılarının ‘eserleri’  kadar yer bulur, tarışmaya açılır .

Özellikle yabancı formatlardan alınan yarışma, show programlarında sunucuların yerleştirmeye çalıştıkları kulağımıza yabancı  nidalar, acaip gelen tavırları, yolun başındaki , şöhret ve acele para beklentisindeki genç show-man’lerin masum denemeleri olarak değerlendirip geçiştirmek, acınası hale gelmekte olan binlerce yıllık bir kültüre haksızlık olur.

 Yabancı programlardan aşırma kamera hareketleri, dekorlar, (Avize) toplumun unutkanlığına güvenerek çalınan, ve amacından uzaklaştırılarak

Telif haklarına ilişkin geleneksel saygısızlığa sığınılarak fütursuzca  çalınan harcanan yerli malzeme  aleni biçimde satışa sunuluyor televizyonlarda.

Ahmet Uğurlu ile birlikte hazırladığımız, ‘Herşeye Karşıyız’ adlı programımızın, siyasi içeriği ile , 12 eylül sonrası kurulan siyasi ortamda , suskun toplumun feryadı olmuş, meslek yaşamımızda seyircimiz ile bizi bütünlemişti. Bizler, halkın dili olmanın bedelini yaşamımızda zaman zaman maddi, zaman zaman manevi kayıplar vererek ödedik. Pişman mıyız, değer miydi , ayrı bir konu.  Bedeli tarafımızdan, hayli ağır ödenen bu eser bize aittir. Bu eserden parçalar kopartmak, ucuz, magazin merkezli programlara malzeme sağlama telaşındaki muhayyelesiz parogram yapımcıları için kolay ama kolay olduğu kadar da  kimliksiz, tasarımsız, sözü olamayan ve medya pompalarına dayanan  bir ‘plastik’  televizyon yapımcılığını işaret ediyor ki ; bu nokta bence en vahim olanıdır.  Yoksa, bu yola tevessül edenlerin, bahçemizden elma çalmaya gelen çocuklardan farkı yoktur bizim için. Afiyet olsun der, geçip gideriz. Bu elma hırsızı masum çocuklardan; ciddi, özgün, evrensel ölçeklerde üretim  beklemek beyhudedir. İstedikleri kadar kameraları jimmy jiplerde sallayıp titretsinler, istedikleri kadar  ‘karşı’ olmaya çalışsınlar, parodisini yaptıkları müesses nizamın (establishment ) ta kendisidirler ve karşı olmayı beceremezler. Ağız karşıyım diye açılır, ama lafın sonu gelmez, başıda yoktur çünkü.  Esasen, bu biçimde özellikle televizyon ve sanat dünyasında varlık gösteren  bir tarikattan söz edebiliriz.  Hoş, ülkemizde artık kimin tarikatı yok ki ?

Muhafazakarların dini tarikatlara bağlı olduğunu düşünürsek, (bu konuda da ciddi şüphelerim var ! ) modern, ay ay ay, aaa, ses iniş çıkışları ile batılı, anonsları mecburen yerli , her programında ‘güzeller’ güzeli Banu, Gülben, Mülben birileri olan seküler tarikatlardan da bahsetmek mümkün.  Çünkü bütün bu programlar metrelerce uzunluktaki, aynı don lastiğinin  değişik uzunlukta kesilmiş parçaları  gibi birbirinin aynı . Al sana 30 cm, al sana 75 cm, al sana 45 cm şeklinde muhtelif televizyonlara dağıtılmış sanki.  Bu bağlamda baktığımızda, artık görelim ki, örneğin ; ATV ile, Kanal 7’nin birbirinden gerçekte hiçbir farkı yok.  Kimler daha iyi televizyoncu ?

Kendine yol gösterici olarak Spinoza’yı seçenler mi? Yoksa Arabi’yi tercih edenler mi? Onun için seküler tarikat mensubu televizyonların, zaman zaman efelenip, dini tarikat mensubu televizyonlara açtıkları  savaş, haçlıseferleri etkisi yaratıyor izleyicide. Ben buna  salak yayıncılık derim, başka hiçbir şey değil.

Sekülerizm adına  da affedilir bir hata değil.  Yayıncı rasyonel olmak zorundadır,  Cumhuriyetimizin şekli, ve tercihimiz açısından da bu önemli bir noktadır. Tarikatçılık Cumhuriyetin tercihi değildir, mürşid kim olursa olsun .

Rasyonelleşme olmaksızın, sekülerleşme, sekülerleşme olmaksızın  laikleşme özümsenebilir mi ? 

Prof. Edibe Sözen’in kitabını özellikle televizyon üst düzey yöneticilerine, programcılara, yazarlara tavsiye ederim. Ciddi bir çalışma.  Talk-show’cu kardeşlerimizden, geceleri medya malzemesi olmaktan  vakit bulup okuyanlar olursa, ayrıca sevindirici olur.  Anlamadıkları yer olursa Prof. Edibe Sözen’in e-mail adresi şöyle , edibesozen@usa.net

Küçük elma hırsızlarına,  kulaklarının birinden girip, öbüründen çıkma ihtimali yüksek olmasına rağmen, hatırlatmak isterim; televizyonda en kolay kazanılacak şey paradır. Para için her şeyi yapmanıza lüzum yok.  Paranın razı getiremediği insanlara iyi bakın, onların aptal oldukları değil, tam aksi yenilmeyi sevmedikleri için para çöplüğünden  kovalarını doldurmadıklarını anlayacaksınız.

Sözlerimi Prof. Sözen’in kitabından, Cemil Meriç’den alıntı yaptığı  şu cümlelerle bitirmek istiyorum;

‘Altınlarını cam karşılığında dağıtan Kızılderili’yi hiçbir zaman gülünç bulmadım. Cam, altından çok daha asil. İsrail peygamberlerinden beri lanetlenmiş bir maden altın. Adı tarihin bütün cinayetlerine karışmış..Cam güzel, çünkü kalbi var, kırılıverir.’

Bilmem anlatabildim mi benim ‘Hemşo’ kardeşlerim !