Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    Ahmet Tezcan
    Ertuğrul Acar


Bir-Net



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA D. ARSAN
             FERZENDE KAYA
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             KORAY DÜZGÖREN
             MURAT SEKMEN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             ÜMİT OTAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN

Dördüncü Kuvvet Medya, herkesin görüşlerini rahat bir şekilde ifade edebileceği bir tartışma ortamı oluşturdu. Burada görüşlerinizi aktarabilir, düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

DKM FORUM SAYFALARI

CANLI YAYINDA RÜŞVET OLAYI
MESLEK İLKELERİ AÇISINDAN TARTIŞILMADI

Show Tv'de yayınlanan Ateş Hattı programının sonuncusunda, Show Haber ekibinin iş adamı rolü oynayarak gizli kamera ile gerçekleştirilen canlı yayında rüşvet verdikleri memurların polis tarafından gözaltına alınışlarını ben de seyrettim. İzleyici psikolojisi içinde ben de heyecanlandım, nefesim ve nutkum tutuldu. Sadece bir izleyici olsaydım ve gazeteci kimliği taşımasaydım, Reha Muhtar ve ekibini ben de yürekten alkışlardım, bana böyle bir show seyretme imkanı tanıdıkları için.

Heyecanım geçtikten sonra kalktım, bilgisayarın başına geçip internete girdim ve Dördüncü Kuvvet Medya ana sayfasını açtım. Logomuzun hemen yanındaki 'Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumlulukları Bildirgesi'nin linkini tıkladım. Bildirge'yi yeniden okudum. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından son derece titiz bir çalışma ile kapsamlı olarak hazırlanan bu bildirgenin 6. Maddesi aynen şöyle:

"Gazeteci, bilgi, haber, fotoğraf, görüntü, ses, belge elde etmek için yanıltıcı yöntemler kullanamaz."

Dördüncü Kuvvet Medya'nın Forum sayfasında İstanbul İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Veysel Batmaz'a ait "Reha Muhtar Rüşvetçiliği-RTÜK Başkanı" başlıklı mesaj dahil hiç kimse, Show TV'deki canlı rüşvet yayınını 'ilkeler' çerçevesinde ele almadı. Prof. Batmaz; mesajında olayın "haber değeri" unsuruna işaret ediyor şöyle diyordu:

"Yahu (ulan demek istemiyorum), herkesin hergün verdiği veya aldığı şey olan rüşvet ne zaman 'haber' oldu? Bu vakıayı adiyenin neresinde 'haber değeri' var? Rüşvet vermek de suç değil mi? Polis rüşvet veren adama destek verir mi; bu muhabirler polis mi? Bunu gazetecilik başarısı diye alkışlayan andavalları hakikaten iyi bir eğitimden geçirmek gerekli. RTÜK Başkanı Kayış, uyuyor musunuz? Bunlar kamusal frekanslarımızı kullanıyorlar... Kamu otoritesi adına dur demiyecek misiniz...Nuri Bey? Bu soruma cevap verin...Alo RTÜK'e şikayet etmiş farzedin beni. Bilirkişi olarak da çağırabilirsiniz..."

Prof. Batmaz'ın ilim adamı kimliğine ve hitap ettiği kitleye yakışmayan üslubunu benimsemediğimi belirtmekle yetinerek sorularına değinmek istiyorum. İlk soru önemli: "Bu olay haber midir? Haber değeri var mıdır?"

Prof. Batmaz'ın cevabı içinde; "herkesin her gün aldığı veya verdiği şey olan rüşvet haber değeri olmayan bir olaydır".

Oysa bize gösterilenin haber değeri taşıyıp taşımadığının ölçüsünü, olayın "vak'a-yı adiye" niteliğine bağlamak yerine, yapılanın meslek ahlakına uygun olup olmadığına bakmak gerekiyor. Rüşvetin haber değeri'nden önce, bize seyrettilen şeyin gazetecilik sonucu elde edilmiş bir araştırma sonucu olup olmadığına, haberin bütününün haber olup olmadığına bakmalı değil miyiz?

Reha Muhtar'ın yönetimindeki Show Haber ekibi, telefonla yapılan bir ihbar üzerine, kendilerini turizm belgesi almak isteyen işadamı olarak tanıtarak rüşvet aldıkları öne sürülen iki devlet memuru ile bağlantı kurmuş, ilişkiler hep bu sahte kimlikle geliştirilmiş ve sözkonusu memurlar, akıllara durgunluk verecek bir senaryo kapsamında kandırılarak Ankara'dan İstanbul'a getirtilmiş, fabrika olarak tanıtılan Ateş Hattı stüdyosuna sokulmuş, gizli kamera kullanılarak canlı yayına çıkartılmış, sahte kimlikli gazeteci devlet memurlarına canlı yayında rüşvet vermiş, Reha Muhtar ise yine calı yayında polislerle birlikte içeri girerek, rüşvet alan memurların yakalanmasını sağlamıştır.

Hadise bu. Prof. Batmaz, bu hadisenin sadece bir "adli" yönüne değiniyor ve "Rüşvet almak kadar vermek de suçtur" diyor. Halbuki, Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumlulukları Bildirgesi'nin 6. Maddesi ölçü alınarak bakılırsa, bu olayın baştan aşağı bir etik ihlali olduğu, Show Haber ekibinin meslek ahlakıyla bağdaşmayan bir olay üretip canlı olarak yayınladıkları anlaşılıyor.

Şimdi meslek ilkelerinin ilgili maddesini tekrar okuyalım:

"Gazeteci, bilgi, haber, fotoğraf, görüntü, ses, belge elde etmek için yanıltıcı yöntemler kullanamaz."

Kullanırsa, yaptığı şey "haber" değil, "aldatmaca"dır. Çünkü ortada bir senaryo uygulanarak kandırılmış kişiler vardır ve bu kandırma gazeteciler tarafından sahte kimlik kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Gazeteciler burada "olayı izlemek, ortaya çıkarmak" yerine "olayı yaratmak, düzenlemek" eylemini gerçekleştirmişlerdir.

Ayrıca bize izlettirilen sadece olayın sonuç kısmı idi. Başlangıcı ve gelişim sürecinin detaylarını bilmiyoruz. Bu süreçte memurların rüşvet talebinde mi bulundukları, yoksa rüşvet almaya ikna mı edildikleri meçhuldür. Bu sonucu elde etmek için hangi argümanlar kullanılmıştır? Mesela psikolojik yönlerdirme yahut baskı yapılmış mıdır? Ortaya çıkartılan şey; zaafların istismar edilmesinin bir sonucu olabilir mi?

Radyo televizyon Üst Kurulu(RTÜK)'nun uyguladığı yaptırımlar için dayanak olarak kullandığı Basın Koseyi İletişim Meslek İlkeleri'nin 12. Maddesi'ne de bir göz atalım:

"Gazeteci görevini , taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır."

Canlı yayında rüşvet olayını gerçekleştiren Show Haber ekibinin burda gazeteci sıfatı kullanmadığı, sahte işadamı kimliğiyle bir senaryo da rol üstlendikleri açıkça bellidir. Senaryo da kendileri tarafından yazılmıştır. Dolayısıyla ortada araştırmacı gazetecilik değil, senaristlik ve oyunculuk vardır. Gazeteci sıfatı terkedilmiştir.

Dünyanın pek çok ülkesinde gazeteciler, haber için bağlantı kurdukları, konuştukları kişilere gazeteci olduklarını önceden açıkça bildirmek zorundadır. Nerede ne kadar uygulanır kapsamlı olarak bilme imkanından mahrumum ama bu bir ilkedir. Bu ilkeyi çiğneyerek elde edilmiş haberle ödül alan gazetecilerin, gerçeğin ortaya çıkmasından sonra ödüllerinin ellerinden alındığı da vakidir. Bazı Batı ülkelerinde polisin suçüstü bile yapsa, kimliğini önceden açıklamak ve yakalanan kişiye haklarını bildirmek ve söyleyeceklerinin ilerde aleyhinde delil olarak kullanılabileceği uyarısında bulunmaları nasıl yasal bir emir ise, gazetecilerin gazeteci kimliklerini açıklamaları da mesleki bir prensiptir. Bir süre önce Amerika Birleşik Devletleri'nde bir cinayet sanığı, suçüstü yakalanmasına ve cinayeti açıkça itiraf etmesine rağmen, kendisini yakalayan polisler sözünü ettiğim yasa emrini yerine getirmediği için, yargıç tarafından serbest bırakıldı. Çünkü yargıç, bir yasa kuralının ihlal edilmesinin çok daha büyük cinayetler serisine kapı aralayacağına inanıyordu. Bu durum gazetecilik açısından da geçerlidir. Basit bir ilkenin ihlali, daha pek çok ihlale ve giderek gazeteciliğin sahteciliğe dönüşmesine yol açabilir. Nitekim; yine Amerika Birleşik Devletleri'nde bir gazeteci, görüştüğü eski bir cinayet zanlısının yıllar önceki olayı anlatırken yazılmaması şartıyla cinayeti itiraf etmesinden yıllar sonra gerçekler polis tarafından ortaya çıkartılıncaya kadar, elde ettiği bilgiyi yazmamış, üstelik gidip polise ihbar etmeyi bile düşünmemiş, off the record kuralına sonuna kadar uymuş ve bütün gazeteciler trarafından ayakta alkışlanmıştı.

İşte bu noktadan bakılarak Show TV'deki canlı yayında rüşvet olayı değerlendirildiğinde, bir suçlunun yakalanıp polise teslim edilmesiyle, haberci sıfatının zabıta, insan avcısı ve ihbarcıya dönüşmesi tehlikesini, gazetecinin olayın neresinde nasıl durması gerektiği sorusunu yeniden tartışmak da daha bir önem kazanıyor.

Dünyanın bütün ülkelerinde halen tartışmalı bir konu olan gizli kamera kullanımı da bu işin cabası...

Ateş Hattı'nın kasetini alan yabancı haber ajansları, dünya kamuoyuna bir gazetecilik başarısı olarak değil, gazetecilerin rol aldığı bir sahtecilik olayı olarak duyururlarsa, hiç şaşmam.

Show Haber'in canlı yayında rüşvet olayını heyecanlı alkışlamalara kapılmadan önce, yapılan ve yayınlanan şeyin, gazetecilik ilkelerine uygun olup olmadığına bakılması gerekirdi diye düşünüyorum. Bence bu olayı Basın Konseyi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, neşrettikleri ilkeler manzumesi kapsamında masaya yatırmalı, tartışmalı ve bir karara varıp kamuoyuna duyurmalıdır. RTÜK'ün ne yapması gerektiğini söylemek ise bize değil, RTÜK üyelerini seçen siyasi partilere ve Meclis'e düşer.

Dördüncü Kuvvet Medya adına üyesi olduğum Basın Konseyi'ne çağrıda bulunuyorum:
Lütfen bu olayı ele alın ve neşrettiğiniz Basın Meslek İlkeleri'nin ihlal edilip edilmediğini araştırın, edildi ise ilkeye sahip çıkarak gereken ne ise yapıp kamuya açıklayın.
Aynı çağrıyı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ne ve Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumlulukları Bildirgesi'nin hazırlanmasına katkıda bulunanlara da yapıyorum:
Lütfen bu konuyu es geçmeyin ve olayı halkın vicdanı yahut devletin kanunları çerçevesinden değil, sadece gazetecilik ilkeleri açısından değerlendirip bir karara varın ki gazeteciler benzeri olaylarda nasıl davranabileceklerini, neyi ne ve nereye kadar yapabileceklerini öğrensin.

Canlı yayında rüşvet olayını seyrettiğimiz akşam, bir başka olay daha yaşandı. Reha Muhtar bir önceki hafta yayınlanan tartışma programında "program sırasında içki içmek ve sarhoş olmak" ile suçlandığını belirterek, kendisine iftira edildiğini söyledi ve bir asistanına getirttiği alkol test cihazına üfleyerek ortaya çıkan sıfır sonucu delil olarak bizlere gösterip kendisini aklamaya çalıştı. Oysa kendisiyle ilgili iddia bir hafta önce ortaya atılmış, Reha Muhtar suçlamalara hiç cevap verememiş, programın sonunda ise Atatürk'ün Türkiye'yi Çankaya sofrasından yönettiğini söyleyerek, alkol problemini ve o anda sarhoş olduğunu dolaylı olarak kabul etmişti. Bu hadiseden bir hafta sonra, program sırasında alkol test cihazına üflemesi, seyircilerin hafızasında komik bir kandırmaca olarak kaldı. Reha Muhtar, bir önceki hafta iddia ortaya atılır atılmaz canlı yayında alkol testi yaptırsa idi, sonuç ne olurdu diye düşündük hepimiz. Aslında biz yani gazeteciler, şurda kırk kişiyiz birbirimizi biliriz hesabıyla sonucun ne olacağını tahminde zorlanmadık. Diğer seyirciler ise, bir hafta önceki dağınık Reha Muhtar'la bir hafta sonraki toparlanmış Reha Mıhtar'ı karşılaştırıp bir sonuca varmış olmalıdır.

Üzgünüm Leyla...

tezcan4km@hotmail.com



08 Aralık 2001 Cumartesi