Dördüncü Kuvvet Medya
      · GİRİŞ SAYFASI YAPIN   · SIK KULLANILANLARA EKLEYİN
KAFKAS ATEŞ ÇEMBERİ
05.05.2009
Bookmark and Share
SÜLEYMAN KARACA

Bu ayın ilk günü DKM’de “Avucumuzdaki sıcak kestane.. Kafkasya.” Başlıklı yazım yayınlanınca, özellikle Azeri soydaşlarımızdan çok farklı tepkiler aldım..

Çeşitli açılardan olayı irdeleyen tüm görüşleri kendi saygınlıkları içinde değerlendirirken, konunun biraz daha açıklanmaya muhtaç olduğu kanaatiyle bu yazıyı yazma ihtiyacı doğdu.

Nisan ayının başından beri, yazımın sonunda adresleri bulunan üç haber ajansından ve beş gazeteden Azeri kamuoyunun düşünce ve duruşunu daha yakından izlemeye çalışıyorum. Sonuç mu; tek kelimeyle “Vahim”. Hani, Hz.Muhammed(s.a)’in meşhur bir Taif Seferi vardır; kendisinin ayak takımı tarafından taşlanarak kovulması sonucu, dönüş yolunda sığınıp dinlendiği bir bağ evinde, kendisini taşlayanlara beddua etme yerine, “Allah’ım sen onları affet, çünkü onlar (gerçeği) bilmiyorlar” niyazını hatırlamadan edemiyor insan. Tıpkı Azeri halkının gerçeği bilmekten mahrum bırakıldığı gibi. Allah sonlarını hayretsin… “Dayı postundaki ayı”yı görmemezlikten gelen bir liderlik profili ile karşı karşıya olduklarını ne yazık ki, bilmiyorlar.

Dış politikayı, nerdeyse yüzyıla yakın bir zamandır sadece salon diplomasisinden ibaret sanan bir aldanmışlık psikolojisinden ilk kez 2000’lerden sonra daha farklı bir bakış açısıyla değerlendirmeye kalktığımız için, dostlara güven veren bu yeni konsept, kendilerinin etkinlik alanına tecavüz gibi algılayan komşular tarafından da dikkatle takip edilip doğacak boşluklarda kendi vizyonlarını etkinleştirmenin her türlü enstrümanını kullanmayı doğal hakları saymaktadırlar ve kendi adlarına da haklıdırlar. Bu bölgede, özellikle son yüzyılın tüm bölge politikalarında oyun kurucu olarak rol üstlenmiş ve bunun nimetleriyle kendi eksikliklerini telafi etmiş güçler, şimdi bu güçlerine yeni bir ortağın katılmasına elbette rıza göstermeyeceklerdir.

Türkiye’nin 2000’lerde başlayan, alışagelmişin dışında ortaya koyduğu dış politika vizyonunda artık tek odaklı salon diplomasisinden ibaret olmayan; ekonomik gücün paylaşımı ve kültürel derinliklerin dikkate alınması gibi yeni argümanlara oturtulunca, bilinenin aksine sadece AB veya ABD değil, özellikle Rusya ve İran, bunu, kendi arka bahçelerine ve ortaklıklarına üstü örtülü bir saldırı olarak değerlendirmeye başladılar. Türkiye’nin Orta Asya’da oyun kuruculuğa teşebbüs etmesi, özellikle enerji arz ve güvenliğinde kilit rol üstlenme çabaları, Rusya’yı büyük tedirginliklere ve derin stratejik arayışlara sevketti. İlk etapta sarıldıkları Azeri işbirlikçiliği oldu. Azeri topraklarını Ermeni’ye işgal ettiren Rusya, bugün Azeri makamlarınca neredeyse ilahlaştırılıyor ve sığınılacak güvenli bir liman pozunda kendi planlarını adım adım gerçekleştirmeye çalışıyor.

ABD Başkanı Barak Hüseyin Obama, ilk Atlantik ötesi resmi ziyaretini Türkiye’ye yapıyorsa; AB liderlerinin bakışları Türkiye üzerinde, kulakları Türkiye’nin dillendirdiği konulara odaklanıyorsa; ABD tarafından tarümar edilen, ırzı, izzeti, şerefi, haysiyeti, kaynakları ayaklar altına alınıp zillete düçar bırakılan Irak’ın devlet başkanından toplumsal yerel önderlere kadar hepsinin gözü kulağı Türiyede ise, örneğin 2003’ten bu yana ABD’nin arananlar listesinin en üst sıralarında yer alan Mukteda El-Sadr, altı aydır yaşadığı İran'dan Türkiye’ye gelip Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’la görüşüyorsa, bunun uluslararası arenada çok anlam taşıdığını söylemek için medyum olmaya gerek yok. Irak'taki direnişin sembol isimlerinden olan El-Sadr, Irak’taki Amerikan birliklerine kabus yaşatan bir isim ve bu isim altı aydır yaşadığı İran'dan Türk istihbarat servisinden bir tim eşliğinde özel bir uçakla Türkiye'ye geldi. İddialara göre, Mukteda El Sadr’ı Türkiye’ye getiren uçak, ABD’ye rağmen Türkiye Cumhuriyeti tarafından sağlanmış. Şimdi, El-Sadr, tüm diğer Iraklı liderler gibi Ankara’yı “dost komşu kapısı” olarak ziyaret ediyorsa, tüm bu olguların Azerbaycan yönetimine de geleceğe dönük yeni bir bakış açısı kazandırması, daha geniş ve derin bir ufkun aydınlanması gerektiğini düşünmek lazım, Ki, bu ziyaret kendi içinde çaprazlamasına sorgulandığında Ortadoğudaki Şii Sünni denge arayışlarından tutun, ABD’nin göz yumduğu bir planın parçası olmaya kadar varan bir sürü teori ve bilinmezliklerle yüklü. Ama yazımın konusu bu olmadığı için sadece not etmekle yetiniyorum.

Oysa Azerbaycan için Türkiye’nin Cumhuriyet dönemi, bulunmaz bir nimet; gerçek bir yeniden devletleşme laboratuarı olmalı. Uzun ve meşekkatli, çalkantılı yüzyıllık bir deneyimden sonra, ancak kendi havzasında bir oyun kurucu aktör olabildi. Cumhuriyet’in kuruluş dönemlerinde, bırakın paylaşılamayan doğal zenginlikleri hovardaca harcamayı; devlet, kendi memuruna maaş vermekte zorlanıyor ve toplu iğne bile üretemiyordu. Yani Azerbaycan’ın bugünkü bir eli yağda bir eli balda, gününü gün eden hovardalıklarını hayal bile edemezken, gelinen noktada artık bazı şeyleri geride bırakmış olmanın rahatlığı ile kendi havzasını biçimlendirmeye kalkan yaban ellere “dur hele!” diyebilen bir noktaya çıkmış bulunmaktadır. Artık Ortadoğu’da, Kafkaslarda, Hazar havzasında, batının doğusu Balkanlarda, Türkiye’nin ne düşündüğü algılanmadan/dinlenmeden oyun kurulamayacağını herkes kabul etmek zorunda. Başta İlham Aliyev olmak üzere, komşu ve dost bildiklerimizin de bundan alacakları çok dersler olduğunu düşünmeden edemiyorum.

Streatejik derinliği doğru algılama adına, bundan birkaç gün önce(21.04.2009/ saat 16,30) TRT’de bir belgesel yayın vardı. Türk belgeselciliğinin yüz akı Coşkun Aral, 1860’lı yıllarda Güney Afrika’ya barış elçisi olarak gönderilen Ebu Bekir Efendi’nin kurduğu yüzme havuzlu halk hamamını, Sultan Abdülhamit’in yaptırdığı camiyi, Ebu Bekir Efendi adına kurulan müzeyi ve Onun metruk mezarını ekranlardan yansıtıyordu. Acı, ibret ve gurur karışımı karmaşık duygularla seyrettim. İşte bugün Afrikalılar Kenyalısıyla, Somalilisiyle vs. hala Türk’ü, Türkiye’yi ve Türkiye’nin uluslararası arenadaki duruşunu takip ediyorlarsa, bu vizyonun köklerini ta oradaki kültürel derinliklerde aramak, bundan ibret almak lazım.

Şimdi, Türkiyenin 1993 yılında Dağlık Karabağ'ın işgali sonucu dondurduğu Türkiye-Ermenistan ilişkilerini, iki ülke arasındaki diğer alanlardaki etkisiyle beraber değerlendirip yumuşatma politikasına kapı aralaması, Azarbaycan tarafından “ihanet” olarak yorumlanmış ve Türkiye’ye karşı ellerindeki enerji kartını şantaj aracı olarak kullanabileceklerinin ilk ve açık sinyallerini ortaya koymuş bulunuyorlar. Türkiye’nin Kafkaslar, Karadeniz ve Hazar havzasındaki derin nüfuzunun sadece Azerbaycan’la sınırlı olduğu varsayımı, Azeri kardeşlerin en büyük yanılgısıdır. Bu yanılgıya paralel yaşanan asıl paradoks ise, önümüzdeki günlerde Prag'da 27 AB üyesi ülkenin hükümet başkanlarının 6 eski Sovyet bloku ülkesi Belarus, Gürcistan, Ukrayna, Moldova, Azerbaycan ve Ermenistan ile "Doğu Ortaklığı"nın kuruluşunu ilan edeceklerinin biliniyor olmasıdır. Rusya'nın, yaşanmakta olan bu süreçten hissettiği rahatsızlığı ve güvenlik tehdidini Ermeni-Azeri barış havariliğini üstlenme senaryosundaki gerçek niyetlerde aramak lazım. Yoksa, Ermenistan’ın Karabağ’ı işgal ederken arkasına aldığı Rus gücünü unutalım mı? Aklı başında, ayakları yere basan yorumları kısaltıp özetlemek gerekirse, denebilir ki; Türkiye ve Ermenistan, Azerbaycan’ın hukukunu koruyarak anlaşabilirlerse, Kafkas bölgesinde ne AB’nin ne de ABD’nin doğrudan hiçbir etkinliği kalmayacak; Kafkas ve Avrasya enerji havzaları Türkiye ve Rusya’nın oyun kuruculuklarında yeniden biçimlendirileceklerdir. Azerbaycan'ın Avrupa'ya Entegrasyonu Ulusal Komitesi Direktörü Leyla Alieva'nın “Karabağ sorunu çözecek ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerini normalleştirecek bir büyük bir fırsat var. Ancak eğer Karabağ'la ilgili bir konu yoksa, Azerbaycan dış politikada yön değiştirebilir. Eğer Azerbaycan ihanet edildiğini düşünürse, Rusya'ya yaklaşır” şeklindeki basına yansıyan görüşleri bunun en açık kanıtı. Bu hafta içinde Prag'da yapılacak olan Azerbaycan-Ermenistan Devlet başkanları zirvesi öncesinde Amerikan yönetiminin her iki ülkenin dışişleri bakanlarını Washington'a çağırdığına ilişkin haberler, deyim yerindeyse bir “kulak çekme uyarısı” olarak algılanacak türden bir sürpriz oldu.

Bu arada, dikkate alınması gereken bir unsurda şu: Türkiye'nin enerji politikasındaki etkinliğini Avrupa Birliği doğru kavramış olmalı ki, Ankara'nın enerji transferinde oynadığı rolün devamından yana bir tavır içinde. Rusya ve Türkiye'nin enerji politikasındaki partner olma tercihi, ilişkili ülkelerce dikkatle takip edilirken Azerbaycan’ın doğalgaz ve Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattına yüklenen enerji transfer şantajı Türkiye’nin dış politikalarında sapmalara sebep olamayacağı gibi, bumerang etkisiyle dönüp şantajcıyı vurması ihtimalini de kendi iç dinamiğinde barındıran bir unsurdur. Hele bir de İran’ın Ermenistan'la demiryolu anlaşması yapmış olması, Rusya-İran eksenli bir diğer Kafkas havzası satranç hamlesi gibi görünüyor. Bu durum, Kafkaslarda tüm taraflar için sonuçları düşünülemeyecek boyutta tehlikeli bir oyunun da ilk işaret fişeği olabilecek argümanları da içinde barındıran bir başka boyut.

Bu arada göz ardı edilen bir başka politik unsur; Azerbaycan’la İran Azerbaycanı arasında geleceğe ilişkin bir vizyonun bugün açıktan açığa ortaya konmamış olması, dipten gelen dalgaların etkisiyle günışığına çıktığında İran’daki 20-25 milyonluk Azeri nüfus, bölgedeki tüm dengeleri altüst edecek bir potansiyel varlık olarak dikkate alınmak zorundadır. Rusya, Türkiye, İran üçgeninde Azeri-Ermeni çözüm masasında kapalı tutulan ama masadaki varlığı tüm tarafları tedirgin eden dosya, işte bu Türkiye ve Ermenistan’a sınır olan İran’ın batı yakasındaki yoğun Azeri varlık. Burada yaşanacak bir hareketlilik ya da eksen kayması, tüm Kafkas politikalarını yeniden altüst etmeye yeter de artar bile.

Elbette Türkiye, Türk dünyasına açılmanın ilk kapısının Azerbaycan olduğunun farkında. Ancak Aliyev’in Nisan sonunda AB Komisyonu Başkanı Barroso'yla görüşmesini değerlendirirken; "Tekrar söylemek isterim ki biz ülkeler arasında hiçbir ilişkiyi engelleme durumunda değiliz. Tek söylemek istediğim bizim de hakkımızın olduğu ve politikamızı bölgedeki gerçeklere uyarlama hakkımızı elbette kullanacağız. Adımlarımızı bölgede ortaya çıkabilecek duruma uyumlu hale getireceğiz." İfadesini, Bakü’de düzenlenen İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Zirvesi’nde “Azerbaycan, ne pahasına olursa olsun topraklarını geri alacaktır” kararı ile birlikte değerlendirdiğimizde sorulması gereken çok basit bir soru var; “Ee.. Ne bekliyorsun? 15 yıllık işgale karşı bugüne kadar ne yaptın?”

Ak Parti’nin sınırı açmak için artan çabasına karşılık, Milli Meclis Başkanı’nın “Türkiye’nin çıkarına olmaz” ifadesini bazı vekillerin Ak Parti’yi ‘ihanet’le suçlaması saçmalığını Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, 6-7 Nisan’da düzenlenecek İstanbul’daki “Medeniyetler İttifakı” toplantısını boykot etmesi izledi.

Buradaki tüm saçmalığa rağmen, dozu kaçmış duygusal tepkiyi belki tolore etmek mümkündü. Milli Meclis Başkanı Oktay Esedov’un “… Sınırların açılması hiç bir zaman Türkiye’nin çıkarına olmayacak ve Azerbaycan’ın da hayırına değil” değerlendirmesine paralel, Ümit Partisi Genel Başkanı İkbal Ağazade’nin “Biz yayılan malumatların ne derece gerçeğe uygun olduğunu bilmiyoruz. Bununla ilgili olarak Azerbaycan tarafı Türkiye’den yeterli bilgi alamıyor” İfadesi, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Elkhan Polukhov, Azerbaycan medyasına yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Ermenistan ile müzakereler konusunda Bakü’yü bilgilendirip bilgilendirmediğinin sorulması üzerine, “Tarafların sürece ilişkin bilgi alış verişinde bulunduklarını” söylemesi, oynanmakta olan çirkin ve kirli bir oyunun ipuçlarını da ortaya koyuyor.

Tüm bunlardan sonra gelinen nokta, “bundan sonra neler olacak?” sorusunun cevabında saklı. O cevap, Türkiye ile Ermenistan arasındaki buzların erimesinin güney Kafkasya'daki ittifaklarda ciddi değişiklikleri gündeme taşıdığı, yaşanmakta olan sürecin güney Kafkaslar'daki güç dengesinin değişeceğine dair güçlü bir gösterge kabul edilip son aşamada petrol ve gaz zengini Azerbaycan'ı Rusya'ya daha da yaklaştırdığı gerçeğinin altını çizelim. Doğudan batıya, kuzeyden güneye Türkiye ile doğrudan veya dolaylı ilişki içinde olan ülke yönetimleri, Türkiyenin Soğuk Savaş döneminin Nato-Varşova Paktına takılıp kalan eksen içinde “kanat” veya “taraf ülke” misyonundan kendini sıyırdığını, artık bir merkez düzenleyici strateji izleyen konumda bulunduğunu kabul etmelerinin zamanı geldi. Bunu ilk idrak etmesi beklenen ülkelerin başında ise, silik ve omurgasız yumuşak döngülü politikalar izleyen Türki Cmhuriyetlerin olması gerekir.

Azerbaycan’ın Ali Elçibey’den sonra Türkiye’ye karşı takındığı tavrı, hasmane değilse de, pek dostane olarak nitelemek öyle kolayca hazmedilecek cinsten değil. Anlamsız bir “hazımsızlık” her halde duruma en uygun niteleme olur. Örneğin; Milli Radyo Televizyon Şurası'nın "televizyonlarda dizi, film ve programların Azerbaycan Türkçesi'nde yayımlanması" yönündeki kararının ardından Türk dizi ve filmlerinin yayınının durdurulmasından, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlık mücadelesine kayıtsız kalmalarından, Türkiye’nin Azerbaycan vatandaşlarına vize muafiyetini karşın Bakü’nün Türk vatandaşlarına vize zorunluluğu uygulaması, Azerbaycan Milli Takımının Kıbrıs Rum Kesiminde kamp yapması ilk etapta akla gelen küçük küçük örnekler. Bu olumsuzluklara tüy diken son olay ise; Aliyev’in davetli olduğu halde Türkiyeyi boykot tavrını, alelacele Rusya ziyareti ile taçlandırıp tüm dünyaya göstermesi, “Rusya ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin gelişmesi, her iki devletin çıkarlarına uygun” açıklamasının yenilir yutulur tarafı yok. Mesele menfaat ve gerisi teferruat ise, Türkiye’nin Karabağ üzerinde onbeş yıldır ödediği bedellerin hesabı kime fatura ediliyor? Ermenistan Karabağ’ı işgal ederken ve halen bu işgali sürdürürken dayandığı en büyük güç Rusya iken, Rusya’yı “dostu ve stratejik ortağı” ilan etmenin anlamı, ihanet değilse bile, en hafif deyimi ile bir siyasi körlüğün ve aymazlığın ilamından başka bir şey değil. Bu “çıkar” mantığı ile konuyu değerlendirdiğimizde, başta Nabucco olmak üzere Türkiye bazı kayıplar yaşayacaktır ancak, Azerbaycan’ın Rusya’ya teslimiyetle ödeyeceği bedeller yeniden bir gönüllü sömürge olmanın on yıllarca sürecek tarihi zilleti olacaktır.

Askeri perspektiften Ermenistan’ın arkasında Rusya var ve potansiyel hedef Azerbaycan ve Türkiye. Nitekim Ermenistan'daki Rus askerî üsleri, Azerbaycan ve Türkiye’yi vurabilecek bir konsepte göre konuşlandırılmış bulunuyorlar. Burada şunu açık açık ifade etmek lazım; tüm iyi niyetli uyarılara rağmen Azeri yönetimi, illa da Rusya aşkını bir birliktelikle noktalamak istiyorsa, bu da onların tercihi ve doğuracağı sonuçlar da onların sorunu. Demek ki, yetmiş yıllık geçmiş deneyimleri, onlar için yeterince uyarıcı olmamış, o uşak muamelesinin gönüllü neferleri olarak tercihlerine kendi halkı bile tepki göstermiyorsa, onları kendileri ve sevdikleri ile baş başa bırakmak herhalde en doğrusu.. aldıkları pozisyon onları yaralamıyorsa, bize düşen, uyarıdan öteye bir argüman kalmıyor. Türkiye Türkçesine bile tahammülleri olmayan, baba evine girer gibi vizesiz Türkiye’ye giren ama Türk’e vize uygulamaktan yüzü kızarmayan, çıkar uğruna bir kan bağını feda edip Rus ile kardeşliğini ilan eden Azeri yönetimine sorulacak son soru şudur; “Bu mu sizin kardeşliğiniz?”

Ermenistan üzerinde doğru tahliller yapabilmenin ön şartı onun jeo-politiğini doğru tanımak ve tanımlamak zorundasınız. Kafkas coğrafyasının bağrına saplanmış bir hançer gibi Türkiye Azerbaycan arasına set çeken, ama buna paralel olarakta tarih boyunca sıcak deniz hasreti çeken Rusya’nın İran’a açılan çok çok önemli bir koridor işlevini üstlenen bir fitne yuvası.. Akasındaki Rus gücünün yanı sıra Ermeni Diyasporasının sağladığı milletlerarası Haçlı desteği sayesinde mevcut ekonomik ve insan kaynakları ile ters orantılı bir gücün jandarması. Kuruluşundan bugüne, alameti farikası “terör” olan bir devletçik. İsrail Siyonizmi ile “mazlum millet” rolünü dünyada en iyi oynayan ve kabul sağlayan bir aktör. Bir başka ifade ile, Türkiye üzerinde akıllara ziyan hayaller besleyen, kin ve nefretten beslenen bir Kafkas iç kurdu diye tanımlarsak herhalde hata yapmış olmayız.

Son bir not, Türkiye’nin açılımına ateş püsküren Azerbaycan Büyükelçisi Haşimov’un ''ülkesinin, Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasına ne zaman razı olabileceği'' şeklindeki bir soru üzerine, ilk etapta Yukarı Karabağ etrafında Ermenistan işgali altındaki 7 ilçeden 5'inin boşaltılması ve Azeri göçmenlerin buralara geri yerleştirilmesinden sonra sınırın açılabileceğini belirtmesi, geride kalan 2 ilçe ve Yukarı Karabağ'ın da daha sonraki etaplarda boşaltılması ve oralara da Azeri göçmenlerin yerleştirilmesi gerektiğinin altını çizip ondan sonra statü görüşmelerine geçilebileceğini ifade etmesi düşündürücü değil mi? Neden 7’de 7 değil de, 7’de 5? Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Bakü-Moskova dayanışması ile Azeri-Ermeni görüşmeleri için Moskova merkezli sürece start vermesi, Rusya'da üç taraflı bir zirve kararının alınmış olması Ermeni işgalinin arkasındaki gücün Rusya olduğu bilindiği halde çözümün Rusya'da aranmasını anlamak zor.

Azerbaycan Haber Ajansları ve Gazeteler :

http://az.apa.az/

http://www.azertag.com/

http://www.turan.az/Default_az.asp

http://www.ikisahil.com/content/index.php?link=main.php

http://www.respublica.news.az/

http://www.ses-az.com/view.php?lang=az&menu=0

http://www.xalqqazeti.com/

http://www.yeniazerbaycan.com/

E Mail: skaraca51@hotmail.com




Sayfa BaşıYazıcıya gönderBu yazıyı arkadaşına gönder

 
   İLGİLİ LİNKLER
· Konuk Yazarlar
· Konuk Yazarlar Arşivi

Yazıcıya veya
Arkadaşına gönder

Sayfayı yazdır     Arkadaşına Gönder
         0 Yorum var
  
   KİM HANGİ MANŞETİ ATTI?
   KÖŞELERİN GÜNDEMİ!
   MEDYAKARİKATÜR
   MultiMEDYA

CANLI YAYINDA GÜLME KRİZİ


HABER MASASININ ALTINDAN ÇAYCI ÇIKARSA


BİR ZAMANLAR DARBE'Yİ İŞTE BÖYLE ELEŞTİRMİŞTİ!


İYİ BİR SUNUCU OLMAK İÇİN NE YAPMAK GEREKİYOR?


STÜDYODAKİLER ŞAŞTI KALDI BU İŞE


SİNİRLİ SUNUCU


HOOOP KAMERA GİDİYOR... İSMAİL...


Türk Televizyonlarında Yaşanan En Komik Anlar
Diğer Videolar
   SPONSOR
Bir-Net




Dördüncü Kuvvet Medya © 1998-2009 Bütün hakları saklıdır.
Yayınlanan haber ve yazılar kaynak gösterilerek ve içeriği değiştirilmemek şartıyla alıntılanabilir.
Yazarların yazıları kendi sorumluluğundadır... E mail: ertacar@dorduncukuvvetmedya.com