Ana Sayfa

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

Dördüncü Kuvvet MEDYA- Özgür Gazeteciler Platformu

.


    Gündem
    Medyascope
    Medyajans
    MedYaram
    Röportaj/ Sohbet
    Medya Dosyası
    Yerel Medya
    Gazete Tirajları


    Medya Kitaplığı
    Araştırmalar/Tezler
    Media Studies
    Media Net Link
    Köşelerde Medya
    Meslek İlkeleri


    Tezcan'lık
    Karikatür
    MedyaRazzi
    Meslek İlkelleri


    Medya-Forum
    Eleştiriler-Öneriler
    Tartışma Platformu
    Tekzip-Açıklama


    TGC
    TGS
    ÇGD
    Basın Konseyi
    Örgütlerden


    Künye
    Reklam
    Ahmet Tezcan
    Ertuğrul Acar


Bir-Net



             AHMET TEZCAN
             DİLEK YARAŞ
             ESRA D. ARSAN
             FERZENDE KAYA
             FUAT UĞUR
             HASAN ÖZSAN
             KORAY DÜZGÖREN
             MURAT SEKMEN
             NECEF UĞURLU
             RAGIP DURAN
             ÜMİT OTAN
             YAVUZ BAYDAR
             ZAFER ÖZCAN

Dördüncü Kuvvet Medya, herkesin görüşlerini rahat bir şekilde ifade edebileceği bir tartışma ortamı oluşturdu. Burada görüşlerinizi aktarabilir, düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

DKM FORUM SAYFALARI
Dördüncü Kuvvet Medya, herkesin görüşlerini rahat bir şekilde ifade edebileceği bir tartışma ortamı oluşturdu. Burada görüşlerinizi aktarabilir, düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz. Forum sayfalarına hertürlü düşüncelerinizi yazabilirsiniz. Ancak insanların kişilik haklarına saygı göstermeyi lütfen unutmayalım. Burada yapılacak düzeyli tartışmalar Dördüncü Kuvvet Medya'ya yapıcı katkılar sağlayacaktır. Teşekkürler...

    TGC UYUYOR MU?

    Hakan GÜLBÜZ

Bütün çalışanlara selamlar,
Ben 1990 yılında Gazetecilik mesleğine başlayarak başına bela alanlardan ve son 19 aydır açlığa talim edenlerdenim... Yaklaşık 11 yıllık çalışmamın karşılığında kirada oturduğum bir evim bir karım ve bir kedim var. Yaklaşık olarak 2 yıl sigortalı çalıştırılıp, geri kalan yıllarda allaha emanet şu şehir benim bu ülke senin, dünya kazan biz kepçe haber peşinde koşturduk. Yani emeğimizi sattık...

Kadın olamadık müdürlerimize yalaklık yapamadık, dayımızı kullanamadık, kimsenin kuyusunu kazmadık. Bu nedenle de çok geç anlasamda bir baltaya sap olamadık. Koca Gazeteciler Cemiyeti, hapisteki gazetecilerin haklarını koruyacağına ki onlar zaten korunuyorlar, çeşitli kutlamalar yapacaklarına ki her gün zaten memlekette birşeyler kutlanıyor, birazda bu piyasaya emeklerini vermiş alınterlerini akıtmış gelecek vaad eden genç gazetecilere sahip çıksın.

Kimseye derdimizi anlatamadık bu güne kadar. Kovun dediler kovulduk. Sigorta, yol parası, yemek falan yok şu maaşın kabul edersen çalış dediler mecburen kabul ettik. Zor geçindik, elimizi açtık nerdeyse...Bize üç kuruşun hesabını yaparak iş verenler, piyasada DJ´lık VJ´lik yapıp, abazan müdürlerin ağzını sulandırarak milyarları kaptı... Naz yaptı niyaz yaptı... Gece en kral gece kulüplerinde, barlarda diskolarda bu cici kızlarla takılındı, şirketlerin paraları yendi, çalışan gece-gündüz demeden koşturan gerçek emekçilere de mısırın koçanı kaldı...

Bugün ekranlara bakın, Türkçeyi konuşamayan, montajı bilmeyen, seslendirme nedir bilmeyen, haber nasıl yazılırdan bi haber bi sürü boyalı bebek paraları iç ederken, büyük Gazeteci ağabeylerimiz gerine gerine frikik peşinde ağızlarından akan salyaları için mendil arıyorlar...

Ondan sonra medya bozuldu, türkçe katledildi, nerde eski haberciler denilir oldu... Haberciler nerde mi? evlerinde işsiz, kimi taksicilik yapıyor, kimi garsonluk, kimi pazarda seyyar satıcılık...
Yaşasın Medyanın adaleti...!!!!

19 Kasım 2001 Pazartesi


    'Bu ülke için seve seve' deve yaparız...

    Prof. Dr. Veysel Batmaz
    İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi

Hem Internet’inden hem TV’sinden, bugüne kadar işimize yarayan hiç bir enformasyon (onlar haber diyorlar) vermediğini tescil edercesine HABERTÜRK’ten öğreniyoruz ki, "Bu ülke için seve seve....." kampanyasını, Türkiye'ye masallar anlatan, reklamverenlerin kampanyalarını seve seve deve yapan, ünlü ve dâhi reklamcı Ali Taran "yaratmış."

Ben Ali Taran için MediaCat Dergisi'nin Mart, Nisan, Mayıs 2000 tarihlerinde 3 yazı yazdım. Başlıklarını bir fikir versin diye aktarıyorum: “Araşgini Naraşgini Seni Gidi Seni Gidi”; “Kestane Satışları Arttı”; “Patates Kurtuldu”. Merak edenler yazıları okuyabilirler; oldukça öğreticidirler.

Hatırlayacaksınız, reklamcı geçinen bu para lüpleme sanatçısı en son, Fatih Terim Milan'dan kovulmadan biraz önce, Milan’ın OPEL tarafından desteklendiğini bilmeksizin Fatih Terim’li, Mercedes'li Telsim reklamları yapıyordu. Şimdi ise bu reklamlar "yayınlanamıyor." Pek bizi ilgilendirmez ama merak etmeden de duramıyoruz: Reklam filmi için harcadığı paraları herhalde iade etmiştir Cem Uzan'a, ya da tahsil edemiyordur.

Ali Taran’ın yaptığı reklam değil; reklamverenlerin paralarını çarçur etmektir. Üretimi arttırmak için yapılan bir iletişim olan reklamı, medyanın o kendinden menkul “sulandırılmış mülkiye eğitimli” genel yayın müdürlerinin (mesela bir tanesi Ertuğrul Özkök) gazete ve televizyonları eğlence medyasına döndürdükleri şâhane ortama uyduran bu reklamcı kardeşimiz (bu konuda semiolojik bir çalışma yapılmalı) şimdi ise Türkçe'de "seve seve"nin yerine ne ikame edileceğini bile bilmeden uydurduğu bu kampanya ile (Medyakronik hâlâ kampanyanın kimin tarafından yapıldığını merak ede dursun…Tabii ben de Habertürk’ün yalancısıyım.) gündeme geldi. İzmir (Tolga) Abi ve Faruk Atasoy gibi gerçek reklam duayenleri (Bay Acıman’dan tabii ki sonra gelirler) bu kampanyayı Reklamcılar Derneği adına desteklediklerini duyar gibiyim. Daha doğrusu duymasam iyi olur.

Bu tür kampanyalar hızlı ve geniş araştırmalardan sonra yapılır. Zart diye değil. Zart diye yapılırsa IXIR gibi TELSİM gibi, YAPI KREDİ gibi olur. Hoş bir seda bırakır. Millet eğlenir o kadar. Bizim medya teşne bu tür cinliklere, kendi de kendini cin sanıyor ya. Bu cinliklerle reklamcı kardeşimize bir şey olmaz, olan, reklam denilen gerçekten sistematik ve bilimsel bir iletişim alanına olur; reklamverenlere olur; Türkiye gibi kriz, trafik, tasarruf, eğitim alanlarında gerçekten toplumsal bilinci ve mobilizasyonu uyandırabilecek “public communication campaign”lere ihtiyacı olan bir ülkenin doğru, etkili ve bilimsel iş yapan reklamcılarına, iletişimcilerine olur.

BU ÜLKE İÇİN, BU ÜLKENİN HEYECANINI, REKLAMVERENLERİN PARALARINI SEVE SEVE DEVE YAPARIZ… Bence bu kampanya bile denmeyecek kampanyanın sonucu budur. Devleti yine seve seve deve yapmak isteyen bir eğilimi sezer gibiyim.

15 Kasım 2001 Perşembe


    Milli Maç ve Tribündekiler!

    Rumuz: Şaşkınabi

Türkiye-Avusturya ile tarihi bir maç yaptı. Sagolsun TRT milletin elektrik paralarından kesilen % 3.5 payları kullanarak bu ihaleyi aldı ve biz de maçı ordan seyrettik. Aslında pek de maçı seyrettik diyemeyiz.Çünkü yönetmen sık sık tribün görüntülerini akrana getiriyordu. Ama öyle normal tribünü falan değil.Direkt Şeref Tribününü.
Ben de madem maçı adamakıllı seyredemiyorum dur bi istatislik yapıyım dedim. Bakın Şeref Tribünü Görüntülerinde kim ne kadar ekranda görünmüş.Bu Kişilerin futbol dünyamızla ilgisiyle görüntüye gelme sayısı arasındaki ilişkiyi de siz kurun artık.

Yücel YENER (Gecenin rekortmeni TRT Genel Müdürü tam 9 kez.İlk görüntüsü maçın 15. dakikasındaydı.)
Mesut YILMAZ Başbakan Yardımcısı 6 kez
Fikret ÜNLÜ Spordan Sorumlu Devlet Bakanı 6 kez
Haluk ULUSOY Futbol Federasyonu Başkanı 5 kez
Hasan ÖZDEMİR İstanbul Emniyet Müdür V. 5 kez
Tayyip ERDOĞAN AKPAR Gen Baş. 2 kez
Fatih TERİM Milan Eski Teknik Sorumlusu 2 kez
Sakıp SABANCI İşadamı 2 kez
Muhsin YAZICIOĞLU BBP Genel Başkanı 0 kez
Burada belirtilmeye gerek görlmeyen bir sürü kişi ayrıca.
Ama sanırım vermeye çalıştığım mesaj yeterince anlaşılmıştır.

15 Kasım 2001 Perşembe