ANA SAYFA
AKTÜEL
  Medyascope
  Medyajans
   Yazarlar
  Röportaj/Sohbet
  Tirajedi Raporu
AKADEMEDYA
  Araştırmalar
  Media Studies
  Medya Kitaplığı
  Media Net Link
  Köşelerde Medya
  Meslek İlkeleri
KO'MEDYA'
  Tezcanlık
  Karikatür
  Meslek İlkelleri
  MedyaRazzi
FORUM
  Sizden Gelenler
  MedyaKritik
  Chat/Sohbet
  Tekzip-Açıklama
MESLEK ÖRGÜTLERİ
  TGC
  TGS
  Basın Konseyi
  Örgütlerden
İLETİŞİM
  E-Mail Adresimiz
atezcan@bir.net.tr
ICQ:25171964


Ev Sahibimiz
Bir-Net
TEŞEKKÜRLER

Özgür Gazeteciler Platformu

 

Ahmet Tezcan
"Bana Reha Muhtar'ı getirin!"

Mail İçin Tıkla
"Lütfen oturun ve anlatın Ahmet Bey? Sorun nedir?"

Sorun mu? Sorun benim. Sorun biziz. Sorun o. Yani karım.

"Bir haftadır karım benimle konuşmuyor." dedim. "Yüzüme bile bakmıyor."

Doktor Çağman Bey; "Kadın haklı." der gibi baktı sanki. Oysa, O benim psikiyatrımdı ve prensip olarak benden yana olması gerekirdi. Adama hem saat başı bir çuval para verip hem de haksız addedilmek 20 yıllık mesleki gururumu incitiyordu. Çünkü ben bir gazeteciydim ve gazeteciler; her konuda, her zaman ve her zeminde haklıdırlar. Bir kadının kocası olmak, gazetecinin haksızlığına delil olamaz.

Halbuki, karım sırf gazeteci olduğum için konuşmuyordu benimle. Yıllar önce sanki başka bir adamla evlenmiş de, benim gazeteci olduğumu bir hafta önce öğrenmiş gibi davranıyordu. Tanıştığımızda ben toy bir muhabirdim ve her fırsatta gazeteci olduğumu bangır bangır söylemekten çok hoşlanıyordum. O yıllarda karımın sağır olduğunu hiç sanmıyorum. Ve nihayet, bu kadar yıl kazandığı parayı yönettiği bir adamın, yani benim ne iş yaptığımı bilmemesi gibi bir durum söz konusu bile olamazdı. Çünkü adımın Jacques Seguela olmadığını, anneme söylemekten utanabileceğim hiç bir şeyimin bulunmadığını da biliyor olması gerekirdi. Üstelik ben piyano çalmasını da bilmem.

Doktor Çağman Bey, aldığı notlardan başını kaldırıp gözlerimin içine baktı.

"Pekiiii..." dedi esrarlı bir imale ile. "Siz... hala aynı kadınla mı evlisiniz?"

Şok oldum tabii. Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim. İşlerim o kadar yoğundu ki, her sabah beni uyandıran, her akşam karşılayan ve günde iki kez sofraya oturup, sekiz kez tartıştığım kadının hep aynı kadın olup olmadığına dikkat etmemiştim.

"Ne demek istiyorsunuz doktor?" dedim. "Evlilikte vardiya usulü mü çıktı? Yoksa YÖK bu işe de el atıp rotasyon sistemi mi getirdi? Aslında bu hiç de fena bir fikir değil hani?"

"Saçmalamayın lütfen!" dedi Doktor. "Rotasyonu bilmem ama mutasyon evrenizi tamamlayıp maymun iştahının ötesine geçemediğiniz anlaşılıyor. Libidonuzun bu kadar güçlü olduğunu da ilk kez fark ediyorum. Bu arada beni fizik tedavi uzmanı zannediyorsanız aldanıyorsunuz bayım, çünkü fiziki bir değişimden söz etmiyorum ben. Karınızda bir ruhsal değişim oldu mu diye soruyorum? Son zamanlarda ani bir değişim... Örneğin bir şok, depresyon yahut korkunç bir olay yaşadı mı? Menopoza mı girdi mesela?"

Darwin'den nefret ediyorum! Freud'dan da. İkisine de lanet olsun! Bu adamların ikisi de birbirinden bunak. Birincisi; bizi biz yapan her makul ve mantıklı arzuyu maymunlardan aldığımızı zanneden gerçek bir inatçı keçi! Öteki ise; insan ruhunu, Japon jimnastikçiler gibi ayaklarını ensesine dolayarak gözlemleyen delinin teki!

Fakat bunları doktora söylemenin hiç bir anlamı yoktu. Çünkü O; bu adamlardan ikincisini, kendisine her gün, her hafta, her ay değil, her saat bir çuval para kazandıracak bir mesleği armağan ettiği için, Tanrı gibi görüyordu.

Darwin ve Freud'a dair özgün fikirlerimi kendime saklayarak Doktor Çağman Bey'e istediği şeyi verdim:

"Aaa evet!" dedim. "Geçen hafta, karım bir şok geçirmişti."

"Sebep?"

"Sebep bir hiç aslında. Yani Reha Muhtar."

Çağman Bey elindeki kalemi bıraktı.

"Reha Muhtar mı? Yoksa karınız Reha Muhtar'la Show Haber'e mi çıktı?"

Elimde olmadan güldüm.

"İlahi doktor." dedim. "Reha Muhtar, karımı ne diye çıkarsın programına? Gerçi şu anda karım benden nefret ediyor ama Allah'a şükür henüz oramı buramı doğramaya kalkışmadı. Sırf bana kızgın diye Cumhurbaşkanlığı köşkünün önüne gidip yaz defilesi yapacağını da sanmam. Hele hele Boğaz Köprüsü'ne hiç gidemez. Çünkü arabalar geçerken köprü sallanınca deprem oluyor sanıp korkar. Yani Reha Muhtar'lık bir show tarafı yok karımın."

Çağman Bey aptallaşmıştı.

"Eee?" dedi. "Reha Muhtar'ın sorunumuzla ne ilgisi var?"

"Kendisinin ilgisi yok tabii ki. Nasıl olabilir ki zaten. Karım Reha Muhtar'a bayılır. Bugüne kadar hiç bir programını kaçırmadı. O tipik bir Reha Muhtar hastasıdır. Her akşam bir kutu kağıt mendil eşliğinde seyreder ve her sözünü ayet gibi dinler. Hatta bir ara Reha Muhtar'ın programını kapatırken söylediği 'İyi geceler Türkiye, her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan' sözünün tefsiri için, her biri sekizer ciltlik dört ayrı gazete ansiklopedisi okumuş, yine de hiç bir şey anlayamamıştı. Hayır sevgili doktor, yanılıyorsunuz. Reha Muhtar hiç bir zaman sorun olmadı evimizde. Sorun Reha Muhtar'ın evinde? "

"Reha Muhtar'ın evi mi?"

Doktor, elleri titreyerek çekmecesini açtı, bir Diazem kutusu çıkarıp iki hap attı ağzına. Mendiliyle alnını sildi.

"İyi misiniz doktor?" dedim. "Ağzınızdaki köpükleri silmeyi unuttunuz."

"Yok bir şey." dedi. "Şimdi geçer. Siz devam edin."

Devam ettim.

Aslında sorun şuydu: Karım geçen hafta, bedava dağıtıldığı için bir Star Gazetesi almış, Reha Muhtar'ın Boğaziçi'nde 5 milyon dolara bir ev satın aldığı haberini okumuş, daha doğrusu başlığı okuyup yalının resimlerine bakmıştı. Bu noktada; Star gazetesinde fotoğraftan başka herhangi bir haber unsuru, mesela haber metni olsaydı, karımın bu metni de son harfine kadar okuyacağını, çünkü onun sadece gazeteye bakanlardan değil, gerçek bir okur olduğunu söylemek zorundayım. Söz konusu kişinin karım yahut Kleopatra olması, gazetecilikteki tarafsızlık ilkesinin ihlal edilebileceği anlamına gelmiyor.

"Kleopatra mı?" dedi Doktor. "Reha Muhtar, Kleopatra'ya mı almış evi?"

İlk kez korktum. Doktorun durumu hiç de iyi görünmüyordu.

"Elbette hayır!" diyerek doktorumu sakinleştirmeye çalıştım. "Kleopatra lafın gelişi."

İşe yaramadı; çünkü lafın gidişi de iyi görünmüyordu. Doktor Çağman Bey'in psikanaliz seanslarına başladığımdan bu yana ilk kez kendimden de kuşku duymaya başlamıştım. Acil olarak duruma el koymam gerekiyordu. Doktorumu kaybetmek istemiyordum.

"Bakın Çağman Bey." dedim. "Aslında mesele son derece açık. Şayet 5 milyon dolara yalı satın alan kişi, Reha Muhtar değil de Ali Kırca olsaydı, hiç bir sorun çıkmayacaktı. Çünkü o zaman ben, bu haberi bana ağzı kulaklarında ulaştıran karıma sinirlenmeyecek ve o sözü söylemeyecektim."

Çağman Bey iki Diazem daha yuttu.

"Afiyet olsun.... Evet, nerde kalmıştık... Hatta Ali Kırca değil, Gülgun Feyman da olabilirdi 5 milyon dolarlık evi alan. Mesele değil. Gerçekten. Bana ne? Almışsa almış. Para onun. Birlikte kazanmıyoruz ki... Ha Gülgun Feyman, ha Ahmet Hakan, ne farkeder değil mi? Üstelik kafiye de tutuyor. Ama...özür dilerim ama, altı Diazem de biraz fazla olmuyor mu? Peki, doktor olan sizsiniz...Neyse... Ama Reha Muhtar'ın Peter Arnett olduğunu kim iddia edebilir? Hatta Fatih Altaylı bile alabilir evi. Bence mahzuru yok... Ya da Larry King. Aslında Larry King'i beğenirim ben. Tavır olarak yani... Yoksa adamın ne dediğini anlamıyorum zaten. Kravatınızı gevşetin bence doktor, sıkmayın öyle! Suratınız kıpkırmızı oldu baksanıza... Ne? İbrahim Sadri mi? Tanrım! İbrahim Sadri'den söz eden kim Doktor! Ben Reha Muhtar'dan bahsediyorum. Anlamıyor musunuz?"

Doktor, nedense bir türlü anlamıyordu beni. Konuya ilgisi dağılmış olmalıydı. Kravatını bırakmış, kağıt açacağının yeterince sivri olup olmadığına bakıyordu. Fakat ben anlatmaya devam ettim. Nasıl olsa doktorun teybi açıktı. Seansı daha sonra kasetten dinleyerek, sorunumuzu analiz edebilirdi.

Karım, Reha Muhtar'ın 5 milyon dolarlık ev aldığını söyleyip,"Bak sen de gazetecisin, o da gazeteci. Ama onun 5 milyon dolarlık evi var." deyince dayanamadım.

"Aziz Nesin'in ruhu şad olsun!" deyiverdim. "Sen ve senin gibiler olmasaydı, Reha Muhtar bugün yüzde 60 oranında daha az para kazanacaktı. Aslında Reha satın almadı o evi, siz hediye ettiniz!"

Evet, hepsi bu. Yemin ederim. Başka tek kelime etmedim. Ama karım bana küstü işte. O gün bugündür tek kelime konuşmuyor, yüzüme bile bakmıyor.

Ne oldu anlamadım. Doktor Çağman Bey de tek kelime konuşmadı. Yüzüme bile bakmadı. İnsandışı bir sesle bağırarak masanın üstüne fırladı, zıplayıp avizeye tutundu ve onunla birlikte sehpanın üstüne yuvarlandı.

Kendimi odadan dışarı attım. Sekreterine seans ücretini ödeyip "Lütfen beni hasta listesinden çıkartın hanfendi!" dedim. "Bu deliyle bir daha görüşmek istemiyorum."

Gerçekten de görüşmedim. Yani o gün kendisini hiç görmedim. Fakat ertesi gün, akşam vakti evde Reha Muhtar'la Show Haber programını seyrederken gördüm O'nu. Ruh doktorum Çağman Bey; Show Haber'e değil, Boğaz Köprüsü'ne çıkmış, korkuluklara tutunup avazı çıktığı kadar "Bana Reha Muhtar'ı getirin, yoksa kendimi onun evinin damına atarım!" diye bağırıyordu.

Çok üzüldüm. Perişan oldum.

"Aman Allahım!" dedim karıma dmnerek. "Doktorum gerçekten çıldırmış! Kendisini köprüden aşağı atacak!"

O anda bir mucize oldu. Karım bana cevap verdi:

"Hayır atmayacak! " dedi. "Show yapıyordur inanma! Bu ekranda böylelerini çok gördük biz!"