medyajans
YAÄžMACILARI BIRAKIN SOYGUNCULARA BAKIN PDF
smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
dilek_yarasSel felaketinde ölenleri ve yağmacıları izliyoruz günlerdir. Esefle ve ibretle. Doğanın intikamından ürkerken çarpık şehirleşmeye ve bu affedilemez suçta payı olan herkese lanetler okuyoruz.   

Yağmacıların görüntüleri şehvetle getiriliyor ekrana. Alt yazılar geçiyor ‘’insanlığın bittiği yer’’ tadında.   

Düşünüyorum o zaman: İnsanlığın bittiği yer orası mıdır gerçekten? Benim bildiğim çoktan bitmişti insanlık. Bitirenler de küçük insanlar değildi. Onlar ne yapıyorlarsa zararları en çok kendilerine ve yakın çevrelerine.   

Ya deveyi hamuduyla götürenler?   

Ve o götürdüklerinden etkili (siz bunu ‘tetikçi’  okuyun) kalemlere ulufeler dağıtarak arkasında özel bir koruma ordusu oluşturanlar?...   

…  

Her neyse; biz öncelikle şu yağmacı manzaralarına yakından bakalım hele. Dikkat ettiyseniz, ekranlardan ‘‘yağmacı’ diye teşhir edilen insanların tamamı (Karadeniz’den minübüs tutarak gelenler dahil) her sel felaketinde dere yatağına kurduğu gecekondusunu sular götürenlerle aynı sosyal katmandandı.   

Yani, bu felaketin değilse de gelecek felaketin olası kurbanları…  

Bazıları bir porselen kutusu kapmış, tabakları üçer beşer yere düşürerek kaçarcasına uzaklaşıyordu kameralardan. Bazılarıysa çamur deryasının içinde çocuklarıyla beraber hurdacıya verilip üç beş kuruş alınacak malzeme topluyordu.  

Şimdi sorarım size: Hangimiz üç beş kuruş için gideriz -hem de çocuklarımızı da alıp- o çamur deryasının, o cehennemin içine?... 
 
Hiçbirimiz değil mi? Çünkü ihtiyacımız yok; çünkü o kadar da düşmedik çok şükür...   

Peki bu manzara insanları  insanlığından çıkaran sosyal adaletsizlikten başka neyin manzarasıdır?...   

Kameraların insafsızca teşhir ettiği o insanları görünce duyduğum his yoğun bir kederden başka bir şey değildi.  
 
Onlardan değil de onları yaşanan acılara ve kendisine bu kadar yabancılaştıran bu düzenden nefret ettim biraz daha.   

İnsanların öldüğü o felaket ortamında bu insanların üç beş kuruşluk tabak çanak kaptığı için gülebilmesi ise tarihimizin en trajik sahnelerindendi.  
 
Hiç kimse kalkıp da ‘vicdan’ demesin. Çünkü, o insanlar vicdanın ötesinde, şu acımasız düzenin oluşturduğu girdabın tam ortasındalar.  Erdemli olma lüksleri bile yok. En iyi bildikleri gerçek, günü kurtardıkları, yarın ise ne olacaklarının bile belli olmadığı…  

Ve medyamız iç  rahatlığıyla teşhir ediyor bu zavallı  insanları. Onların üzerinden erdem ve ahlak gösterisi yapıyor.  
 

Bir düşünün; selle sürüklenen o hurdaların en kallavisinden bile kaç kuruş kazanır ki o insanlar?   

Henüz çekilmemiş  sularda çocuklarıyla beraber canlarını tehlikeye atmaya değer mi? Değmez…   

Peki onları teşhir etmeye, vicdansız yağmacılar olarak göstermeye değer mi?... Ona da değmez.   

Hele hele sistem eleştirisi yapmıyorsanız hiç değmez. Bu, insanların vicdansızlığıyla, ahlaksızlığıyla açıklanabilecek kadar basit bir durum değildir çünkü.   

İnsanların bu trajik durumunu düzene hiçbir eleştiri getirmeden ‘’Bakın ne vicdansızlar, ne ahlaksızlar var,’’ diyerek sergilerseniz siz kendiniz başkalarının zavallılığından pay çıkaran vicdansızlar olursunuz.    

Küçük yağmacıları, küçük hırsızları yakalamak, teşhir etmek ve onların üzerinden vicdan edebiyatı yapmak en kolayıdır ne de olsa…  

Bu küçük yağmacılardan şehvetle bahsedenler büyük yağmacılara o kadar kolay dokunamazlar ama.   

Düzeni sorgulayamazlar.   

Çünkü sorguladıklarında işin ucu dönüp dolaşıp kendi ekmek yedikleri, hasattan pay aldıkları kapılara dayanacaktır.   

Aslında herkes çok iyi bilir ki o büyükbaşları, yani kökten yağmacıları teşhir etmeden, cezalandırmadan küçük yağmacılarla uğraşmak sadece günü kurtarmaktır.   

Aynı selden hurda toplayan insanların yaptığı gibi.   

Küçük soyguncuların bedelini nasılsa ödeyeceğini bile bile yaptığı  hırsızlıkları yakalamak da kolaydır.   

Büyük ve saygın(!) soyguncuların, bedel ödememek üzere kurdukları, uzmanlarca oluşturulmuş hırsızlık sistemlerini açığa çıkarmak ise pay alanların çokluğu ve güçlülüğü nedeniyle çok zordur.   

Küçük insanlar, çekleri karşılıksız çıktığı için hapse girerler, vergi borçlarını  ödeyemedikleri için yurt dışına çıkamazlar, üç kuruşluk kredi kartı borçlarını temizleyemedikleri için varlarını yoklarını kaybederler. Onların, feryatlarını figanlarını hiç kimse duymaz.   

Medyanın ilgi alanına girmelerinin ön koşulu içlerinden birinin intihar edip ölmesi ya da cinnet geçirip sülalesini kurşuna dizmesidir.  

Vergileri usturupluca kaçıracak kadar profesyonel elemanları olmayan küçük insanların vergi borçlarından ötürü varını yoğunu kaybetmesi ‘devletin alacağını tahsil etmesi’ olarak yorumlanır.   

Yıllarca sistematik ve kılıfına uygun olarak, daha fazla kar elde etmek için, daha fazla lüks yaşamak için bilinçli olarak vergi kaçıranlara ‘’Hadi artık, şimdiye kadar götürdüklerini geri ver,’’ denmesi ise ‘basın özgürlüğüne baskı’ olarak yorumlanır...  

Biz de o zaman sorarız Attila İlhan gibi: 
 
Siz hangi basın özgürlüğünden bahsediyorsunuz ki?...   

Günümüzde, muhalefet susturuluyor ajitasyonu da çok anlamsız kaçıyor.   

Çünkü, seslerin gazete kapatılarak kesileceği çağı çoktan geçtik. Siz istemedikten sonra, hiç kimse kesemez sesinizi. Çünkü, hiçbir iktidarın güç yetiremeyeceği ‘internet’ gibi bir olanak var elinizin altında. Orada yazarsınız.   

İşsiz kalma riskine gelince:   

Hiç korkmayın; dünya durdukça, ama o mecrada ama bu mecrada, gazeteye ve gazeteciye olan ihtiyaç bitmeyecektir. Bugün bu patronla, yarın şu patronla çalışırsınız. Önemli olan sizin işinizi ahlaklı olarak yapmanız ve ahlaklı patronlara sahip olmanızdır.   

Son sözüm de kraldan çok kralcı gazeteci arkadaşlara -ve adeta sıranın kendilerine gelmesinden endişe edercesine mali bir cezayı fikir cezası gibi gösterenlere:  

Bence siz, gücünüz yettiğince hakkı yenen, sömürülen küçük(!) insanlara sahip çıkın. Patronlarınızı koruyacak profesyonel avukatlar, mali danışmanlar -ve hatta politikacılar- var nasılsa.       
 
Bu yazıyla doğrudan ilintli haber:
Vergi kaçırdığını itiraf etti, uzlaşma istedi…   




Not: Bu yazı gazeteciler.com'dan alınmıştır.
İLGİLİ HABER VE YAZILAR
NECEF UÄžURLU - KAYDA GEÇSİN Sürekli  Ã¼nlü kadınlarla aÅŸk yaÅŸarken yakalanan
2012-05-22
Taraf'ın Tarih yazarı AyÅŸe Hür;  "Taraf’la iliÅŸkimi yeniden gözden geçirmemi
2012-05-21
Yüksek Çözünürlüklü (HD) yayına başlayan TRT 1 logosunu da değiştirdi.
2012-05-21
Reklâmverenler yazılı basından kaçtığı ve baÅŸka mecraları ön planda tuttuÄŸu iÃ
2012-05-19
"Yeni medya''yı geleceğin en etkin haber ve iletişim mecrası olarak gören Anadolu Aja
2012-05-19
Son Güncelleme: 15 Eylül 2009, Salı
 

Yorumlar  

 
0 #1 salih 15-09-2009 10:27
\"Karadeniz’den minübüs tutarak gelenler dahil\" şeklindeki cümlenizden dolayı sizi kınıyorum ve bukadar basitçe bir hedef gösterme şeklindeki yazınızı henüz olgunlaşmamış ham elma gazeteciliğiniz e bağlıyorum.
Alıntı
 

Yorum ekle







DKM YAZARLARI

DİLEK YARAŞ
 

 Yazarın toplam 81 yazısı bulunuyor. Tüm yazılarını görmek için tıklayın. Tüm Yazıları (81)

GOOGLE'DA ARA

Medyajans.com

ESKİ ARŞİV

Reklam

Türkiye'nin En Hızlı ve En Güvenilir e-Ticaret Sitesi Acil Kitap
Sinan Yağmurun Kaleminden Aşkın Gözyaşları Resmi Web Sitesi
Kur'an-ı Kerim,İlahi,Sesli Soru ve Cevaplar İlahi Dinle
LYS-YGS Konu Anlatımı ve Test Soruları LYS-YGS
Yeni Çıkan Romanlar İlk BuradaYeni Romanlar
eurovizyon_banner

E MAİL LİSTESİ

Haberlere abone olun. Yazılar posta kutunuza gelsin:
E Mail Adresinizi kaydedin...