medyajans
ASLA TASFİYE OLMAYACAK GAZETECİLER PDF
smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
dilek_yarasEkrem Dumanlı, ilkesel bir iddia attı ortaya ve medya çarşısı karıştıkça karıştı. Oysa ki hiç isim vermemişti Dumanlı. Sadece bir yöntem ve zihniyet eleştirisi yapmıştı. ‘’Şu, şu, şu tür gazetecilik yapanlar tasfiye olacak,’’ demişti.
 
Çarşı karıştı dedim, ama hafif oldu bu ‘’karışmak’’ deyimi. Karışmadı, çarşının içindeki kötülükler fırladı ortaya.
 
Zihniyet tartışması aniden bir yandaşlık tartışmasına döndü. Tasfiye konusu uzadıkça, içi kin, nefret, öfke ve hasetlikle dolu medya elemanlarına yandaşlık suçlamaları da yetmedi . Doğrudan şahıslara odaklanmaya başladılar bu sefer. Kendilerinden olmayanlara nefret kusmaları için yeni bir fırsat doğmuştu ne de olsa...
 
Bu arada olan her zamanki gibi ilkelere, doğrulara oldu. Bu kadar kişiselleştirilen çarpıtılan bir tartışmadan sağlıklı bir senteze ulaşılması ise olası değildi elbette.
 
Dumanlı’nın yazısını ilk okuduğumda ‘’İşte budur!’’ demiştim. Ayrıca, ben de bundan üç hafta önce ''Köşe yazarlığı ciddi bir ‘iş’’tir'' başlığıyla söz konusu tartışmanın çok çok özeti olan bir yazı yazmıştım. Onun yazdıkları, benim o yazımda ileri sürdüğüm fikirlerin enine boyuna açılmış ve netleşmiş haliydi adeta.Eğer ben de üşenmeyip madde madde temellendirseydim o yazıdaki fikirlerimi Zaman yazarı ile aynı şeyleri söylerdim kesinlikle.
 
Dolayısıyla bu tartışmanın ilke ve doğruluk ekseninden kayıp da kişisel husumetlerin bir arenası olması gazetecilik mesleği adına utanç verici bir kayıp.
 
O yazıyı okuyan bir insan, eğer biraz aklı başında ve az da olsa iyi niyetten nasibini almış ise kimler tasfiye edilecek diye düşünmeden önce yazıda belirtilen kriterlere kendisinin ne kadar uyduğunu düşünür
 
Uzun cümle okumaktan sıkılanlar, ya da uzun cümleleri anlamayanlar için başka türlü ifade edeyim: Bu tartışma gazeteciler için bir özeleştiri tartışmasıdır.
 
Ben kendi adıma bunu yaptım. Kim gider kim kalır, aklıma bile gelmedi. Dumanlı’nın her iki yazısını da okurken her satırda kendime sorular sordum.Artılarımı ve eksilerimi anlamaya çalıştım. Artılarımın artmasına eksilerimin ise eksilmesine çabalayacağıma söz verdim kendime.
 
…
 
Yazarlık da aynı insan olmak gibi dinamik bir süreçtir. Denenirsiniz sürekli. İlkelerinizin sağlam olması ve onlara bağlılığınız dahi sizi bir yere kadar korur. Öyle durumlar gelir ki farkına bile varmadan ilkelerinizi çiğner, hata yapabilirsiniz. Onun için de mesleki gelişiminizde özeleştiri mekanizmasını sürekli gündemde tutmanız gerekir.
 
Hatta ilkelerinize bağlılığınıza da çok fazla güvenmemeniz gerekiyor. Bu bağlılık bazen at gözlüğü haline gelebiliyor çünkü. Bu cümleleri de son derece bilerek ve hissederek yazıyorum. Çünkü tam da bu konuda çok taze bir sınavdan geçmişliğim var….
 
Bir yazımda öyle bir cümle kurmuşum ve hiç farkına varmadan birinin kalbini öylesine kırmışım ki o kişiden onurunun incindiğini belirten bir mesaj aldığımda neye uğradığımı şaşırdım.
 
İlk tepkim direnmek oldu. Yadsıdım ve haklılığımı kanıtlamaya çalıştım. Öyle ya nasılsa kurduğum cümlede şahsi hiçbir şey yoktu. Sadece nesnel ve -bence- yerinde bir eleştiri vardı.

Bu direnişinimin en büyük dayanağı ise kendime, yani iyi niyetime, ilkelerime olan bağlılığıma güvenimdi. Ama kazın ayağı öyle değildi işte…

Cümle maksadını fersah fersah aşmıştı ve bu hayatta en çok kaçındığım noktaya, bir insanın kalbini ve onurunu incitmeye varmıştı.
 
Birkaç saat haklı olduğumu kanıtlama çabasından sonra sadece kırdığım kalbi onarmak adına -sanki lütfeder gibi- o cümleyi çıkardım yazıdan. Ama hala haklı olduğuma yüzde yüz inanıyor ve o kişinin eleştirimi kişisel algıladığını gereksiz bir kırılganlık gösterdiğini düşünüyordum. Bunu da kendisine ilettim zaten… Ve, mesele kapandı…
 
Görünürde tabii ki…
 
(Devam etmeden önce, bu konuda o kişiden küçük bir sitem dışında hiçbir şekilde baskı görmediğimi de belirtmeliyim.)

Her neyse…
 
Gece uyku uyuyamadım. Hala huzursuzdum. Bu işte bir yanlış vardı ama ne. Konuyu kafamda evirip çevirip anlamaya çalışıyordum ama bir türlü gerçek ve net bir anlayış kazanamıyordum.
 
Biraz hayat felsefem biraz da inancım gereği ‘’Allahım bu olaydan almam gereken dersin hakikatini göster bana,’’ diye dua edip uyudum sonunda.
 
Ve sabahın erken saatlerinde çok net düşüncelerle uyandım.

İyi niyetime, ilkelerime, insanların kalplerini kırmayacağıma olan inancım gözlerimi bağlamıştı.
 
Olayı sadece kendi açımdan düşünmüştüm.
 
Empati yapamamıştım.
 
Yazdığım cümlenin bir başka insanın dünyasında farklı algılanabileceğini düşünememiştim.
 
 Tek doğru vardı o da benimkiydi. Karşımdaki sadece beni yanlış anlamamıştı ben derdimi anlatamamıştım..
 
Veee…
 
Haklı olan da ben değildim.
 
Size yaşadığım şokun ve üzüntünün derecesini anlatamam. Haklı olma çabasında direnerek kabalığımı telafi ederken bile karşımdakini gereksiz alınganlık ve kırılganlıkla suçlamıştım.
 
Oysa ki işin en başında durumu anlayıp hemen o cümleyi kaldırıp ifademin maksadını aştığını itiraf ederek özür dileseydim yetecekti.
 
Ama o zaman da meseleyi enine boyuna düşünme ve hem insani hem de mesleki bir ders alma şansını kaçıracaktım.
 
Her zamanki gibi olanda hayır vardı işte. Biraz geç oldu ama, sanıyorum ki çok önemli bir ders aldım bu hatamdan. (Umarım kalıcı bir farkındalık boyutunda öğrenmişimdir dersimi.)
….
 
Bütün bunları sizinle niye paylaştım peki?....
 
Biraz içimi dökmek için. Biraz ağızdan ya da kalemden çıkan bir cümlenin nerelere varacağını göstermek için. Ama çokça da ‘’tasfiye edilecek gazeteciler’’ tartışmasının özünün bu tip sorgulamalara yol açması gerektiğini anlatmak için.
 
Ve çok samimi olarak şunu merak ediyorum:

Ben böyle bir tek cümleden bu kadar derin sorgulamalara, iç hesaplaşmalara girişirken insanlığım adına, mesleğim adına önemli dersler çıkarmaya çalışırken her gün ve her yazısında ona buna sataşmaktan zevk alan, eleştiri değil kıyım yapan yazarlar nasıl olup da bir an bile olsa durup ‘’Ben nereye gidiyorum,’’ diye düşünmezler de hala ‘’şunlar tasfiye olacak bunlar kalacak’’ türünden yazılar yazarlar?
 
…
 
Tasfiye tartışmasının nihai cevabını Dumanlı’dan önce ben vereyim size:
 
Sürekli olarak kendisini sorgulayan, hatalarından dersler çıkarmaya çalışan ve nasıl daha iyi olabilirim sorusuyla motive olan gazeteci ve yazarları hiç kimse tasfiye edemez. (Yeter ki onlar yazıya küsmesinler…)
 
Kendisini hiç sorgulamayan, düzeltemeyen, samimiyetsiz ve yalancı yazarların defteri ise bilinçli okuyucular tarafından çoktan dürüldü de onlar bunun farkında değiller.
 
Uyandıklarında ‘’aa, biz çoktan ölmüşüz zaten’’ diyecekler ama o zaman da çok geç olacak.
 
***
 
 
 
 
 
Not: Bu yazı gazeteciler.com dan alınmıştır.
İLGİLİ HABER VE YAZILAR
NECEF UÄžURLU - KAYDA GEÇSİN Sürekli  Ã¼nlü kadınlarla aÅŸk yaÅŸarken yakalanan
2012-05-22
Taraf'ın Tarih yazarı AyÅŸe Hür;  "Taraf’la iliÅŸkimi yeniden gözden geçirmemi
2012-05-21
Yüksek Çözünürlüklü (HD) yayına başlayan TRT 1 logosunu da değiştirdi.
2012-05-21
Reklâmverenler yazılı basından kaçtığı ve baÅŸka mecraları ön planda tuttuÄŸu iÃ
2012-05-19
"Yeni medya''yı geleceğin en etkin haber ve iletişim mecrası olarak gören Anadolu Aja
2012-05-19
Son Güncelleme: 21 Ağustos 2009, Cuma
 

Yorum ekle







DKM YAZARLARI

DİLEK YARAŞ
 

 Yazarın toplam 81 yazısı bulunuyor. Tüm yazılarını görmek için tıklayın. Tüm Yazıları (81)

GOOGLE'DA ARA

Medyajans.com

ESKİ ARŞİV

Reklam

Türkiye'nin En Hızlı ve En Güvenilir e-Ticaret Sitesi Acil Kitap
Sinan Yağmurun Kaleminden Aşkın Gözyaşları Resmi Web Sitesi
Kur'an-ı Kerim,İlahi,Sesli Soru ve Cevaplar İlahi Dinle
LYS-YGS Konu Anlatımı ve Test Soruları LYS-YGS
Yeni Çıkan Romanlar İlk BuradaYeni Romanlar
eurovizyon_banner

E MAİL LİSTESİ

Haberlere abone olun. Yazılar posta kutunuza gelsin:
E Mail Adresinizi kaydedin...