NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Bu yazıda günümüzde çok kullanılan ‘Kamu’, ‘Kamu Vicdanı ‘ , ‘Kamuoyu’ laflarını kayda geçirelim hatta didikleyelim.
Esasen bu ‘Kamuoyu‘ halk değişiyle, ‘el alem ne der‘ meselesinin ta kendisidir.
‘El alem’ herkes , el gün, yabancılar anlamına gelir.
Ne atasözüdür, ne deyimdir ama illa ki vardır! Ve esasen ‘ El’ kimdir, ‘Alem’ kimdir belli değildir. Mahsun Kırmızıgül de bu bağlamda ‘Alem Buysa Kral Benim’ demekte haklı çıkmıştır.
Peki kimdir bu ‘kamuoyu'? Nasıl zuhur eder veya ettirilir işin nirengi noktası!
Var olup olmadığı tartışmalı bir şeyin genel fikri yani ‘ kamunun fikri‘ olur mu?
Churchill 'Esasen kamuoyunun fikri mikri yoktur, onlar yayımlanmış fikirlerdir’ diye kestirip atmış , Lincoln’de tam aksi ‘Kamu bu ülke’de her şeydir , kamu hassasiyetleri başarının temelidir’ , demiş sonra dangadanak vurulmuştur .
Peki sözcüleri var mıdır? Arada birileri ortaya çıkıp bu ‘Kamuoyu ‘ denilen gizemli varlık adına konuşur, kimse de ‘Arkadaş sen kimlerin adına konuşuyorsun, kim bu kamuoyu ‘ diye sormaz, korkar.
Buna birde ‘Kamuoyu Önderleri’ eklendi. Bazı saygın kurumlarımız istişari mahiyette böylesi kurullar oluşturma merakındalar. İyi güzel de bazen seçilen üyelerin kamu ile ilgili olmadıkları hatta arandıkları ve bulunamadıklarını görüyoruz. Demek ki ‘Kamuoyu Önderi ‘ titrine bir nevi koruyucu kalkan olarak bakmak mümkün. İadei itibar mekanizmalarının bu kavramlara ihtiyacı var. Ayrıca ‘Kamuoyu önderi’ olarak sunulan şahıs hiç de sizin önderiniz olmayabilir. O zaman siz kamu değil misiniz? Peki o kimin önderi, kim o birileri?
Thomas Jefferson bu ‘Kamuoyu’ meselesine daha ihtiyatlı yaklaşıyor. ‘ Kamunun sağduyusuna çok itimat ediyorsanız, önem veriyorsanız kendinizi de kamu malı yerine koymanız gerekir’ diyor . Bundan kamuya mal olmuş , kamunun var ettiği bir kişi herkesin yani kamunun kullanımına açıktır anlamını çıkarabiliriz. Magazincilerin bunun temel felsefesini gayet iyi kaptıklarını görüyor ve önemsiyorum.
Jefferson Amerika’da siyahların hakları için çok çalışmış bir adamdır, lakin kölesi Sally Hemings’den en azından 6 çocuk sahibi olduğu ve bu çocuklardan gelen neslin yıllar sonra babalık davaları açtığı malum. Bu Sally Hemings meselesi hayli ilginçtir, yıllar sonra yapılan DNA testleri sonucu Jefferson’un amcasının da işe bulaştığını gösterdi, artık günahları boynuna .
Monticello’ daki çiftlikte açık tenli, Jefferson ve amcasına benzeyen çocuklar olduğu söylenir. 1802’de James T. Calender adlı bir gazeteci Jefferson’un Sally isimli siyahi bir esir odalığından söz eder. Sally aynı zamanda evde Jefferson’un kızına da dadılıkta yapmıştır, çünkü Sally esasen Jefferson’un ölen eşinin üvey kızkardeşidir yani dadılık yaptığı kızın aslında teyzesidir. Babası Jefferson’un kayınpederidir. Dahası Sally ,annesi Betty Hemings ve diğer kardeşleri Jefferson’un eşinin ölümü üzerine Jefferson’a karısından miras olarak kalmışlar ve hepsi ev içi hizmetlileri ve zanaatkar olarak yetiştirilmişlerdir.
Yani şimdi Sally Hemings ‘kamu malı’ olduğu için mi bunları konuşuyoruz ya da , Thomas Jefferson Amerika’nın 3. Başkanı olduğu için mi? Bunu magazincilerin takdirine bırakalım .
‘Kamu Vicdanı’ ise en korktuğum yanıdır bu ‘Kamu’ nun, çünkü bütün linç olaylarının arkasında ‘Kamu Vicdanı’ daha doğrusu ‘Kamu Vicdansızlığı’ yatar.
Ortada bir suçüstü olsa dahi Hukuk yerine vicdanını koyarak infaz yapan bir topluluğa barbar denir. ‘Hakimler kanunları temel alarak karar verirler kamunun fikirlerine göre değil. Kamuoyunun bütün baskılarına kayıtsız kalmalıdırlar ‘ Söyleyen Burger, hamburger değil Warren Burger Amerika’nın Supreme Court eski baş yargıçlarından.
‘Kamu’ nun linç alışkanlığı kadar berbat bir başka yanı da, tam tersi affedici yanıdır. Çocuk tacizcisi yaşlıysa ‘Günah yaşlı adam’ der .
Soyguncuyu, hırsızı , kamu malını yağma edeni bile ‘Bir daha yapmaz söz verdi’ diye affetmeye hazırdır. bu utanmazları ekranlarda cır cır konuşurken gördüğünde kınamaz , acır. Oysa acınacak duruma düşen kendisidir fark etmez. Böyle saf yanı vardır.
‘Kamu’ nun bunlardan anlaşılıyor ki aslında hukuk ve adaletle pek ilgisi yoktur, hafızası hiç yoktur.
Türlü kepazeliği yapmış bir insan ‘sosyal sorumluluk’ ayağına mesela tekerlekli sandalye hediye eder, okul yapar ‘kamu’ kafaya alınmaya , unutmaya hazırdır, ya da hazırlarlar ve bunu yutar , burada kamuoyunun bırakın fikri, aklı olmadığını var sayabiliriz.
Oscar Wild ‘ kamu çok hoşgörülüdür, her şeyi affeder, dahiler ‘ hariç diyor .
Aptalları , aptallıklarını affetmeye hazır ; ama akıllı , toplumu daha ileriye götürecek vasatın üstü insanlara tahammülü olmayan kamuyu yönetmek, yönlendirmek bu şifreyi çözen herkese nasip olur, ama bu durumu değiştirmek yürek ister. Kamuya rağmen kamu yararına çalışma mecburiyetini kayda geçiriyoruz.
Her liderin, son günlerde kamuoyunu arkasına aldığını zannettiğini düşündüğüm Mustafa Akyol’un diline düşme riski vardır , bu sadece Atatürk’ün başına gelmiş bir felaket değildir. (Atatürk için ‘CHP’nin lideri benim liderim değil demişti Habertürk’de , Atatürk sizlere ömür Mustafa Bey başımız sağ olsun, kimsenin lideri olacak hali yok serilmiş yatıyor )
‘Kamu bir canavardır ya zincirleyeceksin ya kaçacaksın’ diyen ise koca Voltaire .
Ama o tabii gazete çıkarmıyordu , dazır dazır para kovalamıyordu, köşe yazarlığından kovulursam gibi kaygıları yoktu. Burjuvayı etkisizlik , aristokrasiyi çürümüşlük , halkı cehalet ve batıl inançlarından dolayı suçladığında demokrasiye güvensizliğinin temeli olan kitlelerin akılsızlığını manipüle eden düzeni de ortaya koyuyordu.
‘Halkın neyi istediğini bildiğini düşünmüyorum, mesleki deneyimimden bunu biliyorum.’ diyen Charlie Chaplin ise bildiğini okuduğu için dünya sanat tarihine geçti.
‘Resmetmek inanmaktır , kamuoyunun ne düşündüğünü kale almamak görevimdir’ diyen ise Van Gogh.
Bütün bu düşüncelerden ‘Kamu’ denen masal yaratığının fazla aklı olmadığını , manipüle edilmek için yaratılan bir illüzyon kavram olduğunu hatta halkın sağduyusu ile de hiçbir akrabalığı olmadığını söyleyebiliriz.
Kamunun aklı olsa, zenginlerin; ‘Biz kazanalım harcayalım ki parayı tetikleyelim, bize akarken size de damlar ‘ palavrasına inanır mıydı,
Onun için kamu üzerinden demokrasi nutukları boş laflardır.
‘İsrael’in enternasyonel kamuoyunun düşünceleri umurunda değildir’ diyen Beşer Esad acaba İsrail’i örnek alıyor kendi kararlarına mı güveniyor, kulaklarını tıkıyor diye düşünmekten insan kendini alamıyor.
Bizim Başbakanımızda bildiğini okuyan bir insan...
Etrafındaki bazı fikirleri görünce hak vermemek elde değil.
Kemal Kılıçdaroğlu ise bildiğini okumuyor.
Etrafındaki bazı fikirleri görünce insanın içinden "bildiğini oku be adam, kalbine güven" demek geliyor.
Liderler, sanatçılar , devrimciler "el alem ne der" hesabı olmayan insanlardan çıkıyor gibi geliyor bana.
Sevgiyle Kayda geçiriyoruz...
necefugurlu@gmail.com
Follow @dkmedya








