NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Kamu yayıncılığı, televizyon program ve dizilerini popüler şuurun bir yansıması olarak görür. Ulusal çıkarların, toplumsal realitenin, dünyanın paralelinde koşan bir popüler şuurdan bahsediyorum.
Türkiye’de Televizyon yöneticileri, bunları dilleri kalpleri söylese de bir çok sebepten ötürü uygulamaz veya uygulayamazlar haldeler.
Açıkça kayda geçirelim; her dizi, tv programı sonuçta popüler şuur olarak tanımlayabileceğimiz kamu vicdanına bir görüş ve derdi anlatabilmek için yollanan birer Truva Atı’dır. Hepsinin maksadı vardır.
Dünya bu konuda hassas, pek çok örnek vermek mümkün , ABD’de doktrinel değişiklikleri neredeyse dizilerden takip edebilirsiniz.
Örneğin, aynı yapımcının elinden çıkan Kiefer Southerland’in ‘24’ dizisinden bu yıl ‘Homeland’ noktasına gelindi.
‘ 24’ de espiyonaj, terörle mücadele işkence, göz çıkartmaca, tırnak sökmece, ilaçla delirtmece dahil şiddetin her türünü içeren, gözü pek kahramanın macera içeren sahneleriyle resmediliyordu.
O dönem ABD politikaları Irak, Guantanamo ‘da olanları düşünün, ‘24’ dizisinde ki şiddet ölçüsüyle olan orantıyı kayda geçirelim.
Aynı yapımcının 2011 de gösterime giren ‘Homeland’ dizisinde ise gene terörle mücadele var , ama değişen bir yaklaşım gözlemliyoruz.
Homeland dizisinde bu sefer hikaye psikolojik bir gerilim üzerinden yürüyor pek çok kusurları olan iki ana karakter niyetleri ve kasıtları açısından çatışıyorlar. Biri Irak’da 8 yıl tutsak kaldıktan sonra kurtarılıp evine bir kahraman olarak dönen asker, diğeri gözü pek bir CIA ajanı kadın, kafa çalışıyor ama ilaçsız yaşayamıyor ajan abla hapçı ve bunu herkesten gizliyor. CIA ajanı kadın Irak’taki muhbirinden düşmanın yeni terör yönteminin içerden bir adam kullanacağı yönünde olduğunu öğreniyor . Kadın evine kahraman olarak dönen 8 yıl düşmanın tutsağı olmuş Amerika’lı kahraman Asker’in terör için eğitildiğini ve karşı tarafa geçtiğini düşünüyor.
Dizide şiddet , işkence yok, ama müthiş bir gerilim,insan psikolojisinin derinlerine inen dönemeçlerle dolu soluk soluğa izlenen zamanın psikolojik harp yöntemlerine çağrışımları olan, sistemi sorgulayan bir teması var. 8 yıl tutsağı olduğu insanların sonunda dinini kabul eden bir Amerikan askeri var karşımızda, evinin garajında gizlice namaz kılarken gördüğümüz sahneden etkilenmemek mümkün değil.
Terörle mücadelede farklı bir bakış açısı , yeni doktrinlerin habercisi dizi sezon finalini yaptı, devamını heyecanla bekliyoruz.
Bizde ise dizilerde temel prensip hiçbir şeye bulaşmamak üzerine olunca sürekli değişik isimlerde aynı diziyi izliyoruz , son yıllarda izlediğimiz çoğunluk hikaye ‘Al Yazmalım’ çeşitlemesi oluyor. Menümüzde hep terk edilen elinde çocuk bir mağdur kadın var , sahip çıkan adam, zamanında şu veya bu sebepten kadını yalnız bırakmış öbür adam. Biz izlemekten bıktık aynı şeyleri yazmaktan bıkmadılar. Bari biri bitince öbürüne başlayın, hayır 3 tane gösterimde dördüncüsü geliyor , beyin işkencesi gibi. Sanki birileri ‘yeterince mankurtlaşmadılar dozu arttırın’ diyor.
Mutlaka televizyonlarımızın hayli karanlık , ortak şuuru by pass eden bu döneminde yapılan işleri, dizileri tarihçilerin, siyaset bilimcilerin , istihbaratçıların masaya yatırıp didik didik analiz edeceği günler olacaktır.
Behzat Ç böyle bir dönemin aydınlığıdır , umududur. Bu bağlamda önemli bir arşivdir , doktora tezlerinde yerini almayı fazlasıyla hak eden bir televizyon işidir.
Behzat Ç’yi basit bir küfür dizisi zannedenler yanılır, diliyle öfkemizi nefrete değil kendine güvenmeye çeviren bir sosyal fenomen, bu yanı zaten ortada.
Bir kere Behzat Ç hepsi kusurlu , birbirleriyle çatışan ama kimsenin kimseden vaz geçmediği arızalı karakterleriyle bir ‘iyi insanlar dizisi’.
Kara mizahını bu kusurlu, arızalı kişiliklerde yakalayan diziyi insan izlediği zaman bazen ayna karşısında en berbat halini görmüş gibi oluyor ama ben buyum deme cesaretini de buluyor , hangi dizide böyle bir arınma var ?
En pisinden üç bidon su için sınav sorularının çalınmasına göz yuman okul bekçisinden , çayla patates cips , durmadan tost , kokoreç yiyen kuruyemişlerin fıstığı için birbirine giren yaşadıkları yerde pislik ve pasaklılıkları ibretlik , kıçları çekyattan başka şeye değmeyen , jetonu çoğunlukla geç düşen polislerden tutun , bir caniyi yakaladığını zanneden ama hayatını aslında bir vehme ziyan etmiş emekli komiserine illaki bu ülkeye has ne varsa inceden kaydediliyor Behzat Ç’de , edebi değeri olduğu kuşkusuz , nadide bir iş .
İçimizdeki öfkeyi nefrete çevirmeye izin vermeyen oyunculukları, zihinsel haritamızda ne varsa asla gocunmadan komplekse kapılmadan ortaya döken anlatımı , öykünmeyen, insana bizde yapabilirmişiz dedirten çekimleri kayda geçirelim.
Kahramanlığının farkında bile olmayan , yaptığı işlerin neleri değiştirebileceğine takılmayan büyük laflar etmeyen sıra dışı bir kahraman polis Behzat Ç. Sıradan insandan kahraman yaratmanın çok zor olduğunu, sıkı yorumculuk , oyunculuk istediğini Erdal Beşikçioğlu’nun sanat yaşamında ki bu işle bir kere daha kutlayalım, kayda geçirelim.
Mekan seçiminden , kullanılan kostümlere sanatkarane yorumu ayrıca kayda geçirelim. Üfürükten tayyare döşemelik kumaşların renk uyumuyla olacak iş değildir sanat yönetmenliği , sıkıysa yakala sıradan insanların giydikleriyle derim ve bunu da kayda geçiririm, vallahi hiç acımam.
Onlar ekip olarak her şeyin farkındalar ki her şey senkronize bir incelikte gidiyor.
Simurg efsanesinde ki gibi Simurg Anka’yı ararken ; sıradan kuşlar vadisinde beklemekten vaz geçip uçmayı sürdürerek kendi küllerinden yeniden doğabilmek için bataklıktaki tüneklerden , kafeslerden kurtulmuş her biri Simurg’un kendisi olmayı göze almış Behzat Ç efsanesinin , Simurg kuşları onlar.
Uçuyorlar, uçuruyorlar.
Her hafta kendimiz olmanın sırrını evimize bir Truva Atı gibi girip anlatıyorlar. Tüylerimiz yanıyor, kül oluyoruz ama yeniden Zümrüdü Anka olmanın, yükseklere uçabilmenin acı sırrıdır bu.
Uçmaktan vaz geçmiş diğer kuşlardan çok daha yüksekteler , yoksa böylesine özgün bir iş ortaya çıkmazdı.
Ukrayna’ lı pavyon karısının karşısında hoşafı kesilen alık aşık genç polis , Behzat’ın koltuk meyhanesinde kafayı bozup çıkarken sevgilisi savcıya bıraktığı Edip Cansever’in ‘ yerçekimli karanfil’ i hangi aşk dizisinde var.
Böylesi değerli, yararlı, küfürlü ama bir o kadar şiirli bir işi ;
Yapımcı yapıyor , adamlar yazıyor, yönetmen çekiyor , oyuncular oynuyor, televizyon yönetimi de Allah için yayınlıyor , bu durum yan yana pek sık gelmiyor, şükranlarımı kayda geçiriyorum.
Behzat Ç’nin hele böyle bir dönemde kıymetini ayrıca kayda geçiriyoruz.
Bende bu yaşıma kadar hiç yapmadığım bir şeyi yapıyorum , bulduğum her kapının arkasına artık ‘Bunu yazan Tosun Behzat Ç’yi sevmeyene koysun’ diye yazıyorum.
Elimden gelen budur .
Bu iş belki şu anda en ihtiyaç duyulan etnik ve inanç farklılıkları üzerine bir komedi dizisine belki kapı açar , tv yönetimlerini cesaretlendirir diye umutlanıyorum.
Sevgiyle...
Önemli Not : Haftalardır ciddi grip geçirmekteyim. Bende ne kafa bıraktı , ne de bilgisayar karşısında yazdıklarımı okuyup , tekrar kontrol edebildim. Geçen haftaki yazımda ‘ Roswell – yerine Orwell yazmışım özür diler düzeltme için Ayhan’a teşekkür ederim .
Follow @dkmedya






