NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN
Ekranlarda yayınlananları izliyoruz. En büyük gerçek budur. "Gözün gördüğünü de kalp asla affetmez" derler. Önce rating operasyonlarıyla ilgili bu gerçeği kayda geçirelim.
Yoksa nüfusun % 50-55'inin ‘bilimsel’ olarak yok sayıldığı ve geri kalan nüfusun bir panelde üniversi, Türkiye’yi yansıttığı varsayımına dayanılarak yapılan bir ihtimal hesabı üzerinden mutlak sonuç, tek kriter olarak değerlendiren Ratingler televizyon hayatını ve programcılığını, izleyici beğenisini elbette yansıtmaz ancak zifiri karanlıkta bir mumdur. Varsın yansın ama ek istatistikler ister, daha önceki yazımda yazdım.
Ratingler tek başına bir ülkenin yayın stratejisini de belirlemez, farklı kriterler gerekir. Stratejiyi ülkenin gereksinimleri, halkın nelere hazırlanacağı belirler. Reklamcı, yapımcı, yönetici de değil. Onlar bu paralel bantın önemli koşucularıdır; ama stratejiyi kendi başlarına ratingleri kullanarak belirleme hakları da olamaz. Aksi kaotik, sadece kaostan yenilenme bekleyen ve tek değeri para kılan akılsız geri toplumlarda olur. Bunu da kayda geçirelim. Devletin bir stratejisi vardır ratinglerin değil.
Kamu yayıncılığı kapsamına özel televizyonlarda girer. Ben özelim televizyon işi ‘eğlence parkı’dır diye konuşan yapımcılar hangi akla böyle konuşur, pervasız ya da cahil diyelim geçelim fazla üzerinde durduğumuza değmez hangi aklın onları oraya koyduğu konumuzdur.
Haa eğer televizyonlarımızın mevcut durumu şayet bir strateji ürünüyse ve nedenleri varsa bilelim onları da kayda geçirelim. Demokrasilerde bu konular tartışmaya açılır.
Toplumu neye hazırladılar bilelim bu mesele pek ortada kaldı.
Kayda geçirmemiz gereken ikinci saklı gerçek ise Rating Operasyonlarının aslında Türkiye’nin önünü tıkayan ve OECD raporlarına bile geçmiş bir ‘Dar Çevre Operasyon’u olduğu gerçeğidir.
Sayın Başbakan’ın yazarlar, düşünce insanlarını ağırladığı , ve yaptıkları, amaçladıklarını bu çevreye anlattığı ve konuşmasından sonra sorulara açtığı Dolmabahçe Toplantılarından birine bende davetliydim. Orada kendisine ve yanındaki çalışma arkadaşlarına naçizane sorum ‘Türkiye’nin önünü tıkayan ve OECD raporlarında bile kayda geçmiş ‘Dar Çevre’ yle ilgili çalışmaları olup olmadığıydı. Durumun farkındalığına dair cevap verdi, ama gündemin yoğunluğu, davetli kalabalığında söz alanların toplantıyı biraz ‘aydınların psikoterapi seansı’ na çevirmesi konu üzerinde tartışmayı derinleştiremedi. Mesele, sorum davetlileri hiç ilgilendirmedi, doğrusu çok şaşırdım hatta bir an ; bu güzide topluluk içinde acaba çoğunluk Dar Çevre Fabrikalarında mı imal edildi de bu durum umurları değil diye içimden geçti. Psikoterapi seansı dedim çünkü o gün mikrofon alan çoğunluk Sayın Başbakan’ın anlattıkları üzerinden soru sormak yerine kendi ruh halini anlatan küçük söylevcikler verdi, anneannesinin içli köftesiyle Türk-Kürt - kardeşliği çıkarsamaları yapan doğulu bir şaire bile vardı.
Gelelim Rating meselelerinin masaya yatırıldığı A Haber’de yayınlanan Sayın Mehmet Ali Önel’in Deşifre Programına.
Rating operasyonu aslında saklı bir ‘Dar Çevre’ operasyonudur derken , Sayın Mehmet Ali Önel’in Deşifre Programında haklı olarak feryat eden Can Tanrıyar’ın sözlerine dikkat etmenizi ve feryadını dikkate almanızı öneririm. Tanrıyar mealen artık kanal kanal gezmiyeceğini savcının iddianamesi çıktıktan sonra söyleyecekleri olabileceğini ifade etti. Ben sözlerini şöyle okudum; iş ratinglerle sınırlı ise iddianamede söyleyecekleri bu kadar ama bir ‘Dar Çevre’ operasyonu ise bilgilerini saklamayacağını söylüyor. Bunlar önemli sözlerdir. Söyleyen artık canına tak etmiş , dengesini kaybetmiş sistemin içinden gelen bir feryattır. Sistemin içinde yer aldığı için her şey yolundaymış numarası yapanlardan çok daha onurlu bir davranıştır.
Burada hemen medya tarihinde Rating konusuyla ilgili ilk araştırmanın 1989 yıllarında Kadir Çelik tarafından kameralarla şirketin Levent’de ki ofisine gidilerek yapıldığını hatırlatmak isterim. Program’ın adı Hodri Meydan’dı ve Kadir Çelik o sırada Uğur Dündar ile ortak çalışmalar yapmaktaydı. Programın yönetmeni de yanılmıyorsam Adem Kılıç idi. Kapıya dayandılar ama içeri giremediler, hatta Kadir Çelik’in şirket sorumlusu tarafından size telefon geldi diye içeri çağırıldığını hayal meyal hatırlıyorum. Telefon eden kimdi, ne dedi, sonrası ne oldu karşılıklı davalar açıldı, daha sonra kim davasını geri çekti, o sırada kimin eşi rating şirketinde çalışıyordu ve daha sonra Hodri Meydan ekibine kim dahil oldu Kadir Çelik’den öğrenilebilir. Dürüst adamdır , korkusuzdur torun telaşında olduğu , ben de şu sıralar hasta baktığım için ayrıntılı konuşamadık.
Deşifre’de beni şaşırtan hem yönetici hem televizyon eleştirmenliği yapan Bekir Hazar’ın örneklemesi oldu, rating hesabına göre hafta 50 bin lira alan ve dört bölümden sonra rating gazabına uğrayıp dizisi kaldırılan ‘star’ ların beş altı yıl devam edecekken dizi trilyonlar kaybettiğini söyledi. İlahi Bekir Bey ! sistemin içindekiler sokaklara döküldüler, bu güvencesiz ortamda düzeneğin kimi beslediğinin peşinde olmanız gerekmiyor mu ? Haftada 50 bin değer biçilen için üzülecek halimiz yok mesele çok daha köklü bir trajedi saklıyor içinde. Haftada elliyi bir kişiye veren düzenek merak etmeyin dizi tutmasa bile vermeye devam ediyor , yasaklananlar, bu düzeneğe dahil olmayanlar, dışlananlar , özellikle fikri manada, esas meselemiz. Beni şaşırttınız, bırakın elli binliklerin kaybını menajerleri düşünsün. Bu durumu da kayda geçirelim.
Dr. Erol Köse ise tanığı olduğu bir olayı anlatma cesareti gösterdi. Dünya yazılı olmayan veya fotoğraflanmamış gerçeklerle doludur. Bazı gerçekler insan hafızasına kayıtlı olanlardır. Hukukun birleştirdiği deliller arasında insan hafızası tanıklığı da vardır. Deliller birleşir gerçek ortaya çıkar, örneğin diyelim ki adam 5 yıldır yurt dışındadır ve ülkesine giremez. Eşi ise ülkesinde yaşamakta ve eşinin yanına gitmek için pasaport alamamaktadır yani 5 yıldır fiziken eşinden ayrıdır ama kadın 9 aylık hamiledir. Kadın zina halinde yakalanmadı diye çocuk 5 yıldır eşini görmemiş adamdan mı diyeceğiz?
Bu nedenle Dr. Erol Köse’yi de dikkate almanızı öneririm.
Konu Prof. Ali Atıf Bir’in bir zamanlar Anadolu Üniversitesi çatısı altında yapmış olduğu rating ölçümleriyle ilgili denetimleriyle ilgiliydi. Bunu da çok fazla önemsemiyorum.
Deşifre’nin beni şaşırtan bir başka konuğu ise bir akdemiysen olan Prof. Ali Murat Vural’ın meselelerin esasına yönelmek yerine Prof. Ali Atıf Bir’in, ki aynı üniversitede çalışmış olduklarını konuşmasından anladık, ‘İyi Hoca’ , ‘İyi Profesör’ , ‘İyi Gazeteci’, İyi Televizyoncu’ olduğu yönündeki son derece nesnel savunması ve kefaletiydi . Prof . Ali Murat Vural’ın görüşüne göre dünyanın bütün iyilerini üzerinde toplamış bir bilim adamı Prof. Ali Atıf Bir, olur mu olur ama ihtimal hesaplarına göre zayıftır. Ya da bir mucize gerçekleşmiştir ihtiyaç bir süperman pelerinidir. Öğrencileri hocalarının uçmasını bir gün isteyeceklerdir, malum yeni gençlik teori ile yetinmiyor uygulama istiyor.
Deşifre Programına bağırıp çağırdıktan sonra tekrar bağlanan Prof. Ali Atıf Bir’in Mehmet Ali Önel’e şimdi konuşamıyorum, benimle özel görüşün programıma davet ediyorum tarzı yaklaşımını ise ibretlik buluyorum.
Uluslararası Bilimsel Toplantılarda ‘Kurgulanmış Gerçekliğe, Siyasal Taraflılığın Körleşmesine ve Toplumsal Güvensizliğe Mahkum Olmuş Bir Toplumsal Kurum: Medya ‘ ”Küresel Ekonomik Kriz Sonrası ‘Yeni Normal’ Medya ve İletişim” gibi ciddi sunum ve çalışmaları olan Prof. Ali Murat Vural’ın ‘ Her şey bir yana Ali Atıf Bir bir yana’ tavrını akademik tarafsızlığa uygun bulmadım. Ancak yapmış olduğu araştırma sonuçlarından açıkladığı çok önemli bir gerçek vardı, kahramansız bir toplum olduğumuz gerçeği. İçim cız etti . Aslında bu araştırma sonucuna göre ekranlarda etkiden de söz edemeyiz, demek ki bu da palavra. Allahtan etkileri yok mu diyeyim onu da bilemiyorum.
Bilişim teknolojileri devrimsel nitelikli değişimlere neden olmaktadırlar. Bu teknolojiler, ülkelerin sınıflarını belirleyecek kadar büyük bir öneme sahiptirler. Çağımızda bilgiler istenilen noktalara geleneksel yollardan milyonlarla ifade edilebilecek bir oranda daha hızlı ulaştırılabilmektedir. Bilişim toplumunun yolunun açılması ve gerçekleşmesi, "içerik" (bilgi) ve ''teknoloji"nin (bilgi teknolojisi) bütünleşmesiyle sağlanacaktır.
Bizim içerikler Türkiye’yi yansıtıp yansıtmadığı yıllardır tartışılan bir panelde ‘ama bu isteniyor ‘ bahanesiyle dayatılan Nişantaşı, Cihangir ‘ kimin eli kimin cebinde’ hikayeleriyle sınırlı kaldı. Artık yakında insanlar içeriklerden kendi akışlarını yapacak, bir manada kendi televizyonlarını oturdukları yerden kuracak teknolojiye geçmek üzereyken bizleri medyanın nelere hazırladığı sorusu boşlukta.
Elalem alternatif evren, insanlığın kodları, varoluşun nedenleri peşinde dizilerde kimbilir bilinen nelere hazırlıyor toplumlarını tavsiye ederim bakın, sadece yarışma, eş bulmaya sınırlamamış.
Şekilde açıkça görüldüğü gibi Rating Operasyonu basit bir mesele değil.
Üç beş müstehcen, müstekrehin yerine muhafazakarlık koyalım heveslileri de hiç heveslenmesin dünya başka yere gidiyor. Bizimle kimsenin uğraşacak vakti yok. Sonra eller gider aya, biz kalırız gene yaya.
Rating operasyonuyla ‘ Dar Çevre’nin elemanları ortaya çıkacak mıdır yoksa ‘Minnoş Dost’ email yollamış, yok o ona söylemiş, ama öbürü biliyormuş gibi zeka alayı ile mi karşı karşıya kalacağız .
Dar çevrenin ilişkileri çözülmeyecek ilişkiler değil çoğu ortada zaten.
Artık mesele ulusal bir meseledir. Bakın Prof. Ali Murat Vural ‘ Kurgulanmış Gerçeklikten’ bahsetmiş sunumunda.
Medyanın ‘kurgulanmış Gerçeği‘ nedir? Kim kurguluyor, kurgulanan nedir , memleket için hayırlı mıdır? Bu soruları kayda geçirelim.
Bu tabii kayda geçirmek istediğim şu soruyu da aklıma getiriyor. MGK da bu konular yani medya konuşulur mu? Böyle bir departman var mıdır, varsa bu konulardan kimler sorumludur?
Sivil veya asker MGK’da kimler sorumludur bu konularla ilgilenen Medya Paşa’sı var mıdır? Subliminal mesajları, dar çevreyi, iktisadi ilişkileri takip edenler kimlerdir?
Medya Ulusal Güvenlik kapsamı içinde midir, dışında mıdır ?
Savcının iddianamesini beklerken sorularımızı kayda geçiriyoruz.
Üsküdar Savcısının görevi zordur, hatta Zekeriya Öz’den çok daha zordur.
Sevgiyle...
necefugurlu@gmail.com
Follow @dkmedya








