Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney, A haber’de Hıdır Geviş’in sunduğu Nasıl Yani programında önemli açıklamalarda bulundu. İşte programda konuşulanların tam metni...
Fransa’ya ilk göç ettiklerinde çok yoksulluk çektiklerini vurgulayan Fatoş Güney şöyle şunları söyledi, “Yol filminin Cannes Film Festivali’nde ödül almasıyla birlikte, herkes, Yılmaz Güney’in parayı vurduğunu düşünüyordu. Oysa biz elimizde Altın Palmiye ödülü, evimize dönerken, yol paramız bile yoktu, tercümanımızdan borç almıştık.”
Fatoş Güney, A Haber’de, Yumurtalık’ta savcı Sefa Mutlu’nun öldürülmesiyle ilgili yönetmen Ali Özgentürk ‘ün yapığı son açıklamalara da cevap verdi. İşte o röportajın metni…
Hıdır Geviş: Geçen hafta Adana’da Altınkoza Film festivalinde görüştük sizinle. 1970 yılında rahmetli eşiniz Yılmaz Güney Umut filmiyle aynı festivalde ödülleri toplamıştı. Siz yıllar sonra Adana’ya gidince ne hissettiniz?
Fatoş Güney:
Hıdır Geviş: Sizin zengin kız imajınız var, ‘kolejli kız Yılmaz Güney’le evlendi ‘diyorlardı, gerçekten öyle miydi…
Benim babamlar Türkiye’nin ilk sanayicilerindendir. Yılmaz, onlar için milli burjuvazi derdi, çünkü onlar uzun süre yabancı sermayeye karşı direndiler onun için de küçüldülerve yokoldular. Ailem Arnavut kökenliydi, çok geleneksel değerleri olan bir aile.
‘Yılmaz bana bir şift göz hediye etti’
Hıdır Geviş: Aslında sizin evliliğiniz güzel bir birliktelik, aranızda sınıfsal bir farklılık vardı, o taşradan yoksul bir aileden siz gerçek kentten İstanbul’dan bir zengin kızı olarak… O Kürt asıllı siz Arnavut asıllı…
Fatoş Güney: Evet biraz eski Türk filimlerindeki gibi oldu.Ama çok kolay oldu ben hiç zorluk çekmedim.Yıllar boyunca annesiyle yaşadım mesela, evlendiğimiz zaman da yanımızdaydı. O kadar sevimliydi ki ailesi, onları, bacısını, annesini babasını çok sevdim. Hatta sanki bir sure kendi aileme yabancılaştım… varlıklı olan kendi ailemin içinde bulunduklari olanaklardan ötürü onlara kendimi uzak bulmaya bile başladim…
‘Hizmetkarlar, kırmızı pancurlu villa şoförlü arabalar’
‘Moda caddesinin ötesini bilmiyordum’
O dönemler öyle donemlerdi ki Yılmaz Güney’i bile beğenmemeye başladım. Şöyle ki yaşadığımız hayattan ötürü. Çok güzel bir evde oturuyorduk, Levet’te krmızı pancurlu, bahçesinde güller olan hizmetkarlarımız vardı fakat ben Adana’dan döndükten sonra Yılmaz’a dedim ki madem ki sen halkın yanında olduğunu söyluyorsun o halde nedir bu yaşantın, bunu hemen değiştirmeliyiz. Ne yapmalıyız dedi, dedim ki önce bir gecekondu mahallesine gidip yerleşmeliyiz, dedi ki o zaman ben işe nasıl gidip gelicem, nedir bu arabalar bu BMW’ler, şoförler altımızda. Çünkü o gümlerde,
‘Hiton’a bile şalvarla gittim’
Yılmaz o zaman bana şöyle dedi, ‘bak Fatoş, bizim amacımız dibe inmek değil, yani olanakları bir tarafa bırakmak değil, amacımız fakirlerin seviyesini yükseltmek, onların daha iyi daha refah bir yaşama kavuşması için mücadele etmek, yoksa ben, örneğin nasıl dolmuşla otobüsle işe giderim görmüyormusun gittiğim her yerde yüzlerce insan etrafıma toplanıyor yani bir kere bu münkün değil’ ama yine de ben şalvarımı çıkarmadım ve inanırmısınız Hilton’a bile şalvarla gittim
‘Ailem Yılmaz Güneyden korktu’
‘Pırıltılı Yeşilçam’ın arkasında kirli bir hayat vardı…’
Hıdır Geviş: Peki aileniz sizin bu yeni durumunuzu ve Yılmaz Güney’in ailesini
Fatoş Güney: Yabancı bir okulda okuyordum, tahsilimi yapacaktım yüksek öğrenim yapacaktım. Ve ailemin tek çocuğuydum, göz bebeğiydim. Bütün hayalerini yıktım aslında onların ben, tabii ailem Yılmaz Güney’den de korktu…
Hıdır Geviş: Neden korktular peki
Fatoş Güney: O zaman Yılmaz zor bir yaşantıdan geliyordu, açık söylemek gerekirse gerçekten çelişkili bir dönemden geliyordu… Yaşadığı ortamla o Yeşilçam ortamıyla tamamen çelişiyordu çünkü… Yılmaz Çukurova’dan gelmiş, çok saf çok temiz değerleri olan geleneksel göreneksel çok genç… Daha 20’li yaşlarında geliyor ve O tamamen farklı bir şeye giriyor, bugün de olduğu gibi o Yeşilçam denilen pırıltılı dünyanın arkasında da başka bir hayat, kirli bir hayat var…
Hıdır Geviş: Yılmaz Güney’in maço bir erkek olduğuna ilişkin bir imaj var, gerçekten öylemiydi… Hele de siz de el bebek gül bebek yetişttirilmiş biri olunca…
Fatoş Güney: Ben böyle bir şeye tahammül gösterebilir miydim
‘Ali Özgentürk’ün Yumurtalık olayıyla ilgili söyledikleri doğru’
Hıdır Geviş: Geçenlerde yönetmen Ali Özgentürk’ün 1974 Yumurtalık olayında şahit olduğu manzarayı yılar sonra paylaştı. Endişe filminin çekimleri sırasında,
Fatoş Güney: Allah rahmet eylesin gerçekten.. Savcı Sefa Mutlu o gece çok alkollüydü, ayakta duramayacak kadar… Ali Özgentürk’ün söylediği her şey doğru… Malesef sözle büyük saldırılar oldu, aslında bu tamamen Yılmaz’ın o günkü siyasi duruşundan rahatsız olmanın getirdiği bir tepkiydi, çok kutuplaşmış bir toplumdu. Yılmaz sınıfsal olarak da siyasal olarak da farklı bir kutupdaydı. Ne yazık ki o tepkiyle bir saldırı söz konusu oldu, yoksa genelde Yılmaz Güney’le herkes oturup konuşmak isterdi tanışmak isterdi ama olay ilk başından itibaren böyle bir anlayışın ifadesiydi.
Hıdır Geviş: Başka nasıl bir detay hatırlıyorsunuz o trajik güne dair…
Fatoş Güney: Ben sadece şunu düşünüyorum okyanusun ortasında bir gemi, bir mayın, serseri bir mayın diyeyelim ona tabi kimseyi suçlamak istemem ve bir mayının gelip gemiye çarpması ve o geminin infilak etmesi.. Yani ben olayı hep öyle canlandırdım gözümde…
Filiz Akın’la Paris’te karşılaştı
Hıdır Geviş: Umutsuzlar filmiş biraz sizin Yılmaz Güney’le ilişkinizi anlatıyordu, hatta siz sarışın olduğunuz için filmde de sarışın yıldız Filiz Akın oynuyordu. Filiz Akın ve sizin yollarınız yıllar sonra Paris’te kesişti. O da Paris e giti, ancak o seski MÜT müsteşarı,
Fatoş Güney: Bir gün Paris’de Galerie la Fayette diye bir alışveriş mağazası vardır, orada dolaşırken birisi geçti yanımdan, tanır gibi oldum, saçları bana Filiz’i çağrıştırdı, gitim baktım emin olmadığım için acaba Fransız da olabilir diye Fransızca ‘sizi tanıyor muyum’ dedim, ‘Aaa Fatoş’ dedi beni görünce, ben de ‘Filiz sensin’ dedim, e çünkü hiç aklımın ucundan geçmezdi Galerie la Fayette de Filiz Akın’a rastlayacağım. Orda sarıldık öyle ama sonra herhangi bir görüşme olmadı.
Hıdır Geviş: Neden görüşmediniz sizin muhalif kimliğiniz yüzünden mi?
Fatoş Güney: Yo yo hayrı ben farkı ilişkıler içerisindeydim, onun farklı bir çevresi vardı, zaten o zaman başka bir evliliği vardı.
Hıdır Geviş: Yılmaz Güney 1981 yılında,hapisteyken izne ayrıldı sonra ülkeden kaçtı, o yolculuk nasıl gerçekleşti?
Fatoş Güney: Ben çocuklarla İsviçre’ye gittim, bir film festivaline davetli olarak, Yılmaz ise bir tekneyle Antalya Kemer den ayrıldı ve Rodos’a giti sonra biz Paris’te buluştuk.
Hıdır Geviş:Orada ekonomik olarak nasıl ayakta kaldınız, sonra dil sorunu vardı, siz bilebilirsiniz ama Yılmaz Güney Fransızca bilmiyordu belki…
Yol Yılmaz Fransızca biliyordu. Çünkü hapishanede Fransızca çalışmıştı. İngilizcesi iyiydi bir de oyuncu olduğu için, insanlarla konuşurken vucut dilini çok iyi kullanıyordu, mimikleri ve gözleriyle ne demek istediğini anlatabiliyordu.
‘Elimizde Altın Palmiye eve gidecek paramız yoktu, tercümanımızdan borç aldık’
Hıdır Geviş: Peki zorluk çekmediniz mi bir ülkede göçmen olarak kalmak, nasıl geçindiniz
Fatoş Güney: Olmaz olur mu hani derler ya bülbülü altın kafese koymuşlar diye aynen öyle. O’nun dışında gerçekten zor günlerimiz de oldu. İnanın ki zar zor geçindik, bütün basın burada Yılmaz Güney Yol filmiyle trilyonlar kazandı falan diye yazarken, Yılmaz bir dağ kasabasında Yol filminin montajını yaptğı vakit, hepimizin ayağında ince ayakkabı vardı, oysa bot gerekiyordu, sonunda bana ve çocuklara bot aldı fakat kendisine alamadı. Hatta Altın Palmiye elimizde
Hıdır Geviş: Eşiniz genç yaşta yaşamını yitirdi, 47 yaş insanın gerçek olgunluğa eriştiği en üretken yaş…
Fatoş Güney: Biliniyordu kanser olduğu, O her seferinde hastanelere çıktığında ki Yılmaz hasta olduğunu söylemeyi pek sevmez ama gerçekten büyük acılar çekiyordu ve hastamelere çıkıyordu ve o zaman Genelkurmay’dan telefon geliyor ve diyorlardı ki ‘orada tutmayın, kaçabilir her an’ diye, bu nedenle hestanelerden tedavi sonuçlanmadan geri gönderiliyordu ve bu arada da sürekli bizim evimiz basılıyordu sabaha karşı, oğlum uykusundan uyanıyordu, yani böyle bir kabustu.
‘Vatandaşlıktan çıkarılınca ağlamıştı’
Hıdır Geviş: Yılmaz Güney’in Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı 1983 yılında, 12 Eylül rejimi tarafında elinden alınmıştı… Nazım Hikmet’in de alınmıştı ama 2009 yılında AKpParti yönetimince Nazım’ın vatandaşlığı iade edildi, şimdi ister misiniz Yılmaz Güney’in de vatandaşlığı iade edilsin…
Fatoş Güney: Hayır hayır benim için vatandaşlığının elinden alınması sadece kağıt üzerinde bir işlem, çok çok üzülmüştü, çok büyük bir acı hissetmişti ve ağlamıştı ve ben demiştim ki ‘Yılmaz ne önemi var, kağıt üzerinde bir işlem bu, sen halkının aklında bilincinde ve yüreğindesin’. Bugün geçtiğimiz 9 Eylül’de ölümünün ardından 27 yıl geçmiş oldu ve işte bugün hala ben buradaysam, Altınkoza’da O’nun filimleri varsa,O’nun filmleri o kadar evrenselse… Yılmaz Güney bir sinema dehası ve ulusaldan evrensele ulaşmış bir sinema ustasıydı. Şöyle bir özgünlüğü var O’nun filmlerinin, hepsi hala güncel…
‘Başbakanın samimiyetine de inanıyorum’
Hıdır Geviş: Yurt dışındaki terihi eserleri devlet güzel bir çalışma yaparak geri getiriyor, aslında Yılmaz Güney’in 12 Eylül askeri rejimi nedeniyle şimdi kayıp olan filmleri de birer kültür varlığı gibi ortaya çıkarılsa, bunun için çalışılsa…
Fatoş Güney: Bugüne kadar yapılmadı ama umarım bundan sonra yapılır. Başbakanın sözünü ben önemsiyorum, samimiyetine de inanıyorum dedi ki ‘
‘Aslında Açılımı Yılmaz Güney 30-40 yıl once başlatmıştı’
Hıdır Geviş: Bir de Kemal Kılıçdaroğlu genel seçim öncesinde Paris’te Yılmaz Güney’in mezarını ziyaret etti. Bu durum sizi biraz kızdırdı zannedersem, bunu bir show olarak değerlendirdiniz.
Fatoş Güney: Ben kimseye kızmıyorum. Çünkü sınıfsal açıdan ve bulundukları mevki açısından… Çok güzel, gidip mezarını ziyaret etmeleri ama sonradan da sahip çıkmaları gerekiyordu, yani biz sadece O’nun sanatını takdir ediyoruzla ifade edilecek bir duruş değildi bu Yılmaz Güney’e karşı büyük bir haksızlık çünkü. Yılmaz Güney bütün ömrünü adamış halkının kurtuluş mücadelesineadamış bir düşünür. Yılmaz Güney yazılarından ötürü 100 yıl ceza aldığı için Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmış ve şunu söyleyeyim, bugün yapılmaya çalışılan açılım denilen şeyi Ylmaz Güney 30-40 yıl önce yapmış ve bunun bedelini ödemiş ve bu yüzden Türkiye’den ayrılmak zorunda bırakılmış ve sürgünde acı içinde ölmüş.
‘İlk resmini gördüğümde bu ne çirkin bir adam demiştim’
‘Yılmaz Güney fotojenik değildi’
Hıdır Geviş: Çirkin Kral diyorlar Yılmaz Güney için aslında çok yalışıklı bir beyfendi, neden Çirkişn Kral denmiş?
Fatoş Güney: Şöyle bir şey, ben de ilk gördüğümde daha doğrusu ben O’nu ilk ses mecmuasının kapağında gördüm ve dedim ki bu ne çirkin bir adam. Bakın yanım da arkadaşlarım vardı ve gün geldi bana bunu hatırlattılar. Dedim ki bu ne kadar çirkin bir adam çünkü o zaman biz kolejli hoppa zoppa çocuklarız ve Türk filmlerine gitmiyoruz, bizim beğendiğimiz Alain Delon’lar falan… Dedim ki ‘bu ne kadar çirkin bir adam, dünyada bir tek ben ve O kalsak dönüp de O’na bakmam…‘ Fakat sonra ilk gördüğüm andan itibaren çok etkilendim, Yılmaz gerçekten güzel bir adam ama fotojenik değildi, geröekten kendisi de filmlerinde ve fotoğraflarında olamadığı kadar yakışıklı ve karizmatik bir insandı
‘Yımaz’ın gülümsemesini, bembeyaz dişlerini ve gözlerindeki hüznü sevdim’
Hıdır Geviş: İlk tanıştığınızda Yılmaz Güney’in neyi etkiledi sizi en çok
Fatoş Güney: Gülümsemesi, bembeyaz dişleri ve gözlerindeki hüzün… Hep düşündüm ondan ayrıldıktan sonra niçin bu kadar hüzünlü bakıyor diye ve o bana Muş’tan sayfalar dolusu mektuplar yazdı 1 yıl boyunca çünkü bana demişti ki ‘beni kimselere sorma, sana yine beni ben anlatacağım çünkü kimse beni bilme’ O mektuplarda da anlattı. Çünkü ben hep üstüne gittim, niçin gözlerin bu kadar hüzünlü bakıyor diye… Bana dedi ki ‘çünkü ben dünyadaki acı çeken insanları görüyorum, her an gözümün önünde açlıktan bir çocuk ölüyor.’
Hıdır Geviş: belki kendi geçmişini hatırlatıyodu her şey O’na, kendi geçmişi de öyle ağır ve acıydı
Fatoş Güney: Evet öyleydi, Çukurova yaşamının bütün çilekeşliğini yaşamış.
Hıdır Geviş: O zor yllardan sonra Adana’ya geçen hafta gittiniz çok gelişmiş bir kent siz ne düşündünüz
Fatoş Güney: En son 10 yıl önce gitmiştim Adana’ya ve o ilk gördüğüm uçsuz bucaksız pamuk tarlalarını aramıştım fakat görememiştim, hep binalar…
‘Yılmaz Güney filmi için kimse taşın altına parmağını koymuyor’
Hıdır Geviş: Yılmaz Güney hayatı neden hala film yapılmıyor sizce, kimse cesaret mi edemiyor mu:
Fatoş Güney: Kimse taşın altına elini koymak istemiyor
Hıdır Geviş: Belki yapılsa çok da izlenecek, Türkiye siyasi olgunluk anlamında da bir Yılmaz Güney filmine hazır aslında
Fatoş Güney: Ben Yılmaz öldükten sonra bir şeyler yazdım bir kenara koydum, bir şeyler yazdım bir kenara koydum şimdi artık onları toparlamanın zamanı geldi fakat bunlar anılar olmayacak… Hikaye roman tadında olacak bir kitap bu. Bu kitapta ne kadar samimi olursam ve gerçek olursam, beni o kadar anlayacaklardır.
Fatoş Güney: Peki kimin çekmesini istesinişz bir film çekilse Yılmaz Güney’in hayatıyla ilgili… mahsın kırmızıgül’ün isminden sözetmiştiniz… Yılaz erdoğan da faith akında hazr olmadıklarını söylemişlerdi böyle bir proje için
Fatoş Güney: Evet hiç biri hazır değil fakat ben gençlerin hazır olduklarını düşünüyorum. Adana Altınkoza film festivalinde ödül alan ganç arkadaşların filmlerini gödüm, o kadar kuvvetli yapıtlardı ki inanın çarpıldım ve dedim ki müthiş sinemacılar geliyor, bence onlar onlar Yılmaz Güney filmini yapacaklar.
Follow @dkmedya







