
HASAN ÖZSAN
BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) internet hizmet sağlayıcılara, alan adlarında kullanımı yasaklanan kelime listesini içeren tebliği yolladı, kafalar karıştı. Anlaşılan o ki şu anda erişime yasaklı olan binlerce siteye binlercesi daha katılacak.Ben ise tebliği görünce bu kafa karışıklığını aşan başka bir merakın içine düştüm.
Şöyle böyle bir merak değil hani.
Bugüne kadar masum bildiğim kelimeler, anlamını bilmediklerimle birlikte tebliğdeki yerlerinden göz kırpmaya, beni kışkırtmaya başladılar.
Bu 138 kelimenin sırrı neydi?..
Neden yasaklandılar?
Ne vardı bu kelimelerde?
Nasıl bir tehlikeyi içeriyorlardı?..
Aradan zaman geçince yasaklı kelimeler teker teker değil, bu defa 138’i birden üstüme gelmeye başladı. Kafamdan atmam mümkün değildi. Her biri beynimde uçuşuyordu… Baktım bana huzur yok, dayanamadım gari, oturdum bilgisayarın başına yasaklı kelimeleri tek tek arama motorunda taramaya başladım.
Giriş o giriş…
Üç gündür bilgisayar başından kalktığım yok. Bu tebliğ ve adı batasıca yasaklı kelimeler yüzünden pornocu oldum çıktım iyi mi?..
Benim gibi bu tür sitelerden uzak duran nice vatandaşın bu yasak kelimelerin uyandırdığı dayanılmaz merakın pençesine düştüğünü tahmin etmek zor olmasa gerek. Onlar da benim gibi ağızları bir karış açık, “vay anasını, bunlar ne ya, oha be!..” diye diye pornocu olmuştur.
Yani diyeceğim, söz konusu tebliğin basın yayında yer almasından sonra sakıncalı sitelere girişte patlama olduğuna yüzde yüz eminim. Biliyorsunuz, dünya ölçeğinde bu tür sitelere erişimde lideriz... Bu tebliğden sonra tüm ülkelerdeki sanal alemcilerinin alayı bir araya gelse bize yetişemez gari. Yani BTK kaş yapayım derken göz çıkarmıştır. Benim gibilerin aklına karpuz kabuğu düşürmüştür.
* * *
BTK daha sonra her ne kadar bu konuda ortamı yatıştırır, “u” dönüşlü bir açıklama yapmışsa da çoğu vatandaş bu tebliğle atağa geçen yasaklamanın bir başlangıç olduğunu, ardından başka yasakların geleceğini düşünerek kaygılanıyor. Haklılar, insanlık tarihinin onca acıklı, acılı deneyimine rağmen yasaklarla bir yere varılamayacağını öğrenemedik gitti.
Bizde öteden beri devlet vatandaşına güvenmez. Vatandaşı kendi haline bıraksan, “ya davulcuya varır ya zurnacıya” anlayışı içindedir. Bu yüzden devlet kendini bireyin üzerinde görür. Kendisine karışıldığında, eleştirmeye kalkışıldığında, tavizi olmayan bir baba gibi sertleşiverir: “Kesin sesinizi, bu evde benim sözüm geçer, ben ne dersem o olur” sertliği içinde bireylere katı ölçek ve değerlerine göre biçim vermeye çalışır. Bunu yapmak için de başvurduğu kestirme yol yasaklamalardır.
Yasaklamalar sayesinde vatandaşın istediği kalıba gireceğini; zararsız, ziyansız bir hayat süreceğini sanır. Oysa sosyolojik bir gerçek olarak yasaklar başka yasakları doğuracak ve böylece yasakçı zihniyet sosyal ve siyasi hayatı vatandaşa karabasan haline getirecektir… Ardından başkaldırmalar, protestolar, yürüyüşler, polisler, coplar, gözaltılar, tutuklamalar…
İyi de devletin akıl edemediği bir gerçek var.
İnsanoğlunun ta Adem’le Havva’dan bu yana yasaklara karşı tuhaf bir zaafı vardır. “Yasak elma” her zaman en gizemli, en merak edilen meyve olagelmiştir.. Bu yüzden yasakların hiçbir zaman bir işe yaramayacağını inanlardanım. Ve aynı insanca tuhaflık ve zaafla yasaklanan şeylerin içeriğini yaman merak ederim. Bu hâl eşeğin aklına karpuz kabuğunun girmesi değil de nedir? Sonuçta dediğim gibi yasak filimler, kitaplar, siteler, cümleler, kelimeler benim gibi sade vatandaşı yoldan çıkartmaktan başka bir işe yaramıyor.
Oysa devletin yasaktan önce yapması gereken çok daha ciddi işleri var. Eğer bu tür sitelere erişimde dünya ölçeğinde diğer ülke vatandaşlarına fark atıyorsak ve bu kaygı verici görülüyor, önlenmesi isteniyorsa önünün yasaklarla alınması olası değil ki.. Diyelim sanal alemi kilitlediniz, sakıncalı sitelere girişi engellemeyi başardınız. Bu kez de el altından korsan CD satışları patlayacaktır. Başka hoş olmayan yollar denenecektir.
Peki çözüm ne?
Toplumbilimcileri, ahlak bilimcileri, iletişim bilimcileri, hukukcular, ilahiyatçılar ne bileyim konuyla ilgili ne kadar bilim adamı, aydın, yazar, çizer varsa bu türden düşkünlüklerin bireye ve topluma zararı var mıdır, yok mudur aralarında tartışırlar. Zararı varsa da, yoksa da bunca muhafazakarlığımıza rağmen bu tür sitelere olan düşkünlüğün bu kadar yüksek olmasının altında yatan sosyolojik olgu ve gerçekler nedir? Buna göre toplumsal bir proje geliştirilir, oluşturulur, uygulamaya geçilir. Kökenine inmedikçe, nedenler belirlenmedikçe yasaklamalarla toplumsal davranışlara yön verilemez. Ayrıca gsorunlar çözülmemiş olur, dipten dibe, içten içe kendini besleyerek sürer gider. Gün gelir baş edilemeyecek hâle gelir. Bakalım tepkiler nasıl sonuç verecek? Hep birlikte göreceğiz.
hasanozsan@gmail.com
Follow @dkmedya








