medyajans
AYDIN BEY MEDYASINI YABANCILARA SATACAKSA HİÇ SATMASIN DAHA İYİ! PDF
smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

fehmi_koru300Radikal Gazetesine konuşan Fehmi Koru, medyayla ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. Medyada tasfiye olması gereken zihniyetin ne olduğunu açıklayan Koru, satış sürecindeki Doğan Grubu medya şirketleriyle ilgili ise; "Ben yabancıların eline düşmesindense Aydın Bey’in o gazetelerin sahibi olmasını tercih ederim." diyor...

 

FEHMİ KORU'NUN RADİKAL GAZETESİ'NDE YAYINLANAN SÖYLEŞİSİ...

Ogün Samast’ın ‘Beni bu cinayete gazeteler sevk etti’ diye özetlenebilecek mektubunu okudunuz mu?
Hrant’ın medyadaki arkadaşları o dönemle ilgili kötü hatıraları bu konu ne zaman açılsa dile getirmek durumunda kalıyorlar. Dink’in belli tipteki insanların gözünde nasıl hedef haline geldiğini, belli gazetelerin manşetlerinin, yöneticilerinin, köşe yazarlarının bundaki payını anlatıyorlar. Sürekli yazıldı çizildi bunlar. Zannediyorum Samast’ın avukatları savunma stratejileri tükendiğinden bir de bunu denemek istediler. Ben bu savunmanın önemli olduğunu düşünmüyorum ama ona temel teşkil eden argümanların da hepsi geçerli. Çünkü Hrant Dink’in küçük bir cemaat gazetesinde yazdığı yazılar içinden bazı cümleler cımbızla çekilerek Türkiye gündemine taşındı. Adım adım bu akıbete sürüklenmesinde elbette medyanın da payı var.

ManÅŸetler cinayet iÅŸletir mi?
ManÅŸetler insanların itibarlarını yok etmek için de, birilerini tahrip etmek için de etkilidir. TV ekranları da öyle. ManÅŸetler birebir adam öldürtür denemez belki ama aynı hedefe doÄŸru yapılan atışlar birikim halinde insanları tahrik eder. Normalde yapmayacakları iÅŸleri yapmaya sevk edebilir. ÖrneÄŸin bir televizyon programında çok saygın bir hocaefendinin adım adım bir kadınla yakınlaÅŸmaya doÄŸru itildiÄŸini, bunun kameralarla tespit edilip yayımlandığını hatırlıyorum. O yaÅŸlı baÅŸlı, pek çok genç hafızın yetiÅŸmesinde payı olan hoca, bu olayın ardından intihar etti. Kameralar onu buna itmiÅŸtir. 

Siz intihar örneği verince, Ergenekon-Balyoz sürecinde suçlu oldukları kesinleşmeyen birçok kişinin itibarsızlaştırıldığını, 6-7 subayın intihar ettiğini hatırladım… Bu dönemdeki yayınları sonra nasıl anımsayacağız?
Onların manÅŸetlerden ya da TV’den afiÅŸe edildikleri için deÄŸil, eÄŸer intiharlarında böyle bir sürecin katkısı varsa, olayın içerisinde isimleri geçti diye hayatlarına son vermiÅŸ olabileceklerini düşünüyorum. Yoksa kimse manÅŸetlerden mahkûm edilmedi bu süreç içerisinde. ‘İşte budur’ denildiÄŸi için ertesi gün intihar eden birini hatırlamıyorum. Tabii askerler açısından cezaevine düşmek büyük bir sıkıntı. Bir de haksız yere düşmüşlerse yüreklerine kabul ettirememiÅŸ olabilirler. Ama falanca gazete ÅŸu manÅŸeti attı, ertesi gün bu oldu denemez. 

Öyleyse Ergenekon sürecinde gazeteler kimsenin itibarına zarar getirmemeye ihtimam gösterdi.
Bu süreçte bu anlamda büyük bir hata görmüyorum. Süren davanın haberlerinin yapılmaması gerekiyordu kanunen. Ama o yasanın yanlış olduÄŸunu düşünüyorum. İnsanların mahremini ortaya sermemek kaydıyla bu davaların haberi yapılır. 

‘Aydın Bey iyi, çevresi kötü’ sözü
12 Haziran seçimlerinden sonra medyada tasfiye olacak mı sizce?
Tek tek kiÅŸilerin deÄŸil ama bir zihniyetin tasfiyesinden söz etmek gerek. Bugünkü medya düzeni 27 Mayıs ihtilali sonrası olmuÅŸtur. Askerler o dönemde Babıâli’den geçeceÄŸini söylemiÅŸti. Geçtikleri ve bir medya düzeni kurdukları kanaatindeyim. O dönemde örtülü ödenekten ayrılan parayla kurulan Öncü gazetesinde çalışanlar ve onların el verdiÄŸi insanlar ÅŸu anda bir yerlerde yönetici ve köşe yazarıdırlar. Oktay EkÅŸi’den baÅŸlayan geniÅŸ bir yelpaze. 

Tasfiye olacak dediÄŸiniz zihniyetin tam tarifi nedir?
Darbeleri normal karşılayan, toplumdaki farklılıkları kendisine tehdit olarak görenlerin zihniyeti. Mesela anayasada özgürlüklerin geniÅŸletilmesi için deÄŸiÅŸiklikler yapılsın denildiÄŸinde tüyleri diken diken olan ve bunu engellemek için kampanyalar düzenleyen düşünce yapısı. İhtilallerle beslenen bu medya düzeninin bir gün tasfiye olacağı beklentisi içindeydim ama bir türlü gerçekleÅŸmiyor. 2002’den bu yana gerçekleÅŸmiÅŸ olduÄŸunu ÅŸimdi öğrendiÄŸimiz darbe giriÅŸimlerinin öncesi ve sonrasında yapılan haberlere bakarsanız görürsünüz. Tak diye oturuyor o ÅŸablona. İşte bu zihniyet tasfiye olmalı. 

Bu AKP’nin yarattığı iklim sayesinde mi olacak?
AKP’nin yarattığı atmosferin ne ilgisi var? 8 yıldır iktidardalar, bu anlamda bir ÅŸey olduÄŸu yok, o zihniyet aynen devam ediyor. 

İleri demokrasi ikliminden medya payına düşeni almıyor mu?
AK Parti’nin yarattığı dalgalanma siyasette ve ekonomide deÄŸiÅŸiklikler yaptı ama medyada hayır. Medyada böylesine büyük bir zihniyet deÄŸiÅŸimi, evrensel ölçülere uyan gazetecilik anlayışı gelmiÅŸ deÄŸil. Seçimin de bunu deÄŸiÅŸtireceÄŸine dair bir emare de görüyor deÄŸilim. 

Ama bazı gazeteler el değiştirdi, sırada başkalarının olduğu da söyleniyor. Aydın Doğan’a kesilen yüklü vergi cezaları… Bunlar değişiklik emareleri değil mi?
Bir patronun vergi cezalarıyla yola getirilmesi gibi bir yöntem varsa bunu asla tasvip etmem. Zaten bu cezalar yargıdan döndü ve Aydın Bey’in elinden çıkmış bir gazete de yok. Åžunu da söyleyeyim; Aydın Bey gazetelerini satarsa yabancıların alacağı söyleniyor. Ben yabancıların eline düşmesindense Aydın Bey’in o gazetelerin sahibi olmasını tercih ederim. 

Niye?
Çünkü medyanın, fonksiyonunu ancak yerli düşünceye sahip insanların elindeyken yerine getirebileceÄŸini düşünüyorum. Biz niye patronlar yanlış yapıyor diyoruz? Kendimize benzettiÄŸimiz için. Ben Aydın Bey’i kendimden farklı görmüyorum. Onun gibi bir insan nasıl böyle yapabilir diyorum. 

Neyi nasıl yapabilir?
Hürriyet’in, Milliyet’in, yani Aydın Bey gibi bir patronu olan gazetelerin böyle yapmaması gerekirdi diye düşünerek o eleÅŸtirileri yapıyorum ben. 

‘Aydın Bey iyi, çevresi kötü’ eleştirisi mi bu?
Bu söz ne aÄŸzımdan ne de kalemimden çıktı. ErtuÄŸrul Özkök’ün bana yakıştırdığı bir sözdür. Hiçbir zaman ‘Onları at, beni al’ da dememiÅŸimdir. Bunu akla düşürecek tek bir cümlem yoktur. Ayrıca Aydın Bey’in çevresinde çok sevdiÄŸim kiÅŸiler de var. Ama yayın yönetmenleri ve köşe verdiÄŸi insanlar arasında tasvip etmediklerim de bulunuyor. Öte yandan hiç kimse için bütünüyle kötü diyecek biri de deÄŸilim. Böyle ÅŸeylere inanmam. En kötü bildiÄŸimiz kiÅŸilerin bile iyi bir yönünü bulabilirim. 

AKP’ye yakınım, yandaş değilim
Şu anda medya kaça bölünmüş durumda?
Genel hatlarıyla ikiye. Ama yandaÅŸ denilen medya da tek bir bütün olarak deÄŸerlendirilmemeli. Ben Yeni Åžafak’tayken hatırlıyorum, farklı manÅŸetler atıldığı olmuÅŸtu. Zaman’a yeni geldiÄŸim için bilemiyorum. Bu ikiye bölünmüşlük Türkiye’nin ÅŸu andaki ruh halinin de bir göstergesi. Ayrıca gazetecilik, her gün desteklediÄŸim partiye nasıl culus dağıtırım diye düşünmek deÄŸildir. O parti, ister iktidarda ister muhalefette olsun. Evet gazetecinin siyasi görüşleri olur, ama mesleÄŸini acaba bugün kime çamur atsam mantığının üstüne inÅŸa etmez. Benim medyayla ilgili tasnifim; gazetecilik yapanlar ve yapmayanlar ÅŸeklinde. EÄŸer meslek ilkesine uyuyorsa yandaÅŸ olmuÅŸ olmamış mühim deÄŸildir. Bu pencereden baktığımda mesleÄŸin itibarının eksildiÄŸini görüyorum. 

Size yandaş gazeteci denmesi rahatsız eder mi?
Valla ben neredeyim bilmiyorum. EÄŸer iktidarın temsil ettiÄŸi siyasi çizgiyle örtüşüp örtüşmediÄŸimi soruyorsanız, o çizgiye yakınım. Ama her yaptığını doÄŸrulayan, hatalarını bile öven bir çizgide miyim… Hayır. Ben bir siyasi partiden çok onun temsil ettiÄŸi kesimle ilgiliyim. Onlarla ortak deÄŸerleri paylaşıyorum. 

Cemaat paranoyası var mı şu anda Türkiye’de?
Karşılıklı paranoyalar var. Bir cemaat paranoyası var, bir de bu paranoyayı yaÅŸayanların dışındakilerin yaÅŸadığı paranoyalar var. 

Nasıl?
EndiÅŸeli modernlerden endiÅŸe duyanların paranoyası: Onlar bizi ne yapacak, bizi nasıl kabul edecek yahut siyasette altüst olma yaÅŸanırsa baÅŸka bir rövanÅŸ dönemi mi baÅŸlar? Kafasında bu sorular olan, modern olmayan endiÅŸelilerimiz de var. 

Paranoyalar çarpışıyor yani…
Empati gibi anlaşılmasın ama ‘Bugünkü rahatlığımızı bile bulamayacağımız günler gelir mi’ diye tedirgin olanlar var. Bugünkü iktidarla benzeÅŸmeyen yeni bir siyasi ortam oluÅŸursa, sivil veya gayri sivil, bize ne olur diyorlar. Bu endiÅŸe sadece benim yakın durduÄŸum çevrede deÄŸil, WikiLeaks belgelerinden anladığımız kadarıyla 2010’da ABD’de de varmış. Washington’a çekilen telgrafta ‘ordunun her an darbe yapabileceÄŸi’ söyleniyor. 

Jeffrey’nin 2010’da çektiği Balyoz’la ilgili telgraftan söz ediyorsanız, şöyle deniliyor: Bu tutuklamalara ordunun nasıl bir tepki vereceği belli olmaz.
Bu ne demek? Ordunun nasıl tepki vereceÄŸinin belli olmadığı bir ortam hâlâ 2010’da mevcut. Dolayısıyla gayri sivil iktidardan endiÅŸe eden insanları anlamak lazım. 

Cemaat paranoyasını da aynı şekilde anlamak mümkün mü?
Biz Türkiye’de öcüler yaratmaya bayılırız. GeçmiÅŸte komünizm vardı. Sonra irtica vehmi üretildi. Åžimdi de bu var. Her taşın altında cemaati aramak doÄŸru deÄŸil. Evet, böyle güçlü ve her yerde varlığını belli eden bir cemaat var ama siyasi hayatta yoklar. Onu dolaylı etkiliyorlar. 

Ne demek o?
Bir sivil toplum örgütü ne kadar siyasete etki ederse o kadar. Bu cemaati hiyerarÅŸik, talimatla hareket eden insanlardan müteÅŸekkil bir yapı olarak görmemek lazım. ÖrneÄŸin cemaate mensup bir müsteÅŸarsa bakanından önce cemaatteki üstünden talimat alıyor gibi ÅŸeyler yok. Gönül bağı iÅŸi bu. Cemaate sempatiyle bakan, yaptıkları iÅŸi takdir eden çok kiÅŸi var ama bu demek deÄŸil ki onlar bir merkeze baÄŸlı. Yani bu cemaate baÄŸlı polisler, onların etkilediÄŸi savcılar, savcıların etkilediÄŸi hâkimler olduÄŸu düşüncesine asla katılmıyorum. Polis kendi içindeki meseleler nedeniyle bazı olaylarla özellikle ilgileniyor ayrı, cemaat yaptırıyor ayrı bir ÅŸey. 

Cemaat ve AKP arasında güç savaşı var mı?
Bugün yok. Yollar bazen kesiÅŸir, bazen ayrılır. Ama güç savaşı olması için çıkarların çatışması ve aynı zeminde faaliyet göstermek gerekiyor. İkisinin zeminleri farklı. Biri siyasette çalışıyor, diÄŸeri toplumda. Ayrıca cemaatin siyasette ağırlık teÅŸkil edecek ÅŸekilde davranması öncelikle geleneÄŸine aykırı. O gelenek onların birebir siyasetle ilgilenmemesini gerektirir. Referandumu da toplumun faydasına gördüğü için hükümetin yanında yer aldı. O anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸini CHP ya da MHP getirseydi de ağırlığını evet tarafına koyardı. 

WikiLeaks belgelerinde ABD, cemaatin Cumhurbaşkanı’nı Gülenci, Başbakan’ı ‘yük’ (liability) olarak gördüğünü yazmıştı. İkisi arasında böyle bir fark var mı?
Cemaatle irtibat açısından, biri daha yakın-diÄŸeri daha uzak gibi bir ayrım yapmak doÄŸru olmaz. Tam tersine, ikisi de olmaları gerektiÄŸi kadar yakın, olmamaları gerektiÄŸi noktada da uzak. Mesela her ikisi de gittikleri ülkelerde Gülen okullarını ziyaret ederler, çünkü o hizmetlerin önemini biliyorlar. 

Vekil eşleri baskı yapmalıydı
Muhafazakâr erkekler başörtüsü sorununun çözülmesini gerçekten istiyor mu?
28 Åžubat süreci, Merve Kavakçı olayı… Bu hatıralar bazı kiÅŸileri ‘Aman yine benzer bir gerginlik çıkmasın’ düşüncesine ittiÄŸi için temkinli yaklaÅŸanlar olabilir. Ben farklı bir dönemde olduÄŸumuzu düşünüyorum, o nedenle başörtülü milletvekili talep eden kadınlara karşı muhafazakâr kesimde takınılan bazı tavırları hiç doÄŸru bulmuyorum. Her ne kadar başörtüsü dinle ilgili olsa da bugün geldiÄŸimiz noktada tamamen demokrasiyle ilintili bir mefhumdur. Bugün cinsel kimliÄŸi farklı insanlar, Romanlar, azınlık mensupları Meclis’te temsil edilmek istiyor. Bu onların en doÄŸal hakkı. Başörtülülerin de hakkı aynı zamanda. Herkesin bir araya gelip bu oyunun bozulmasını saÄŸlaması gerekir. 

Bunun için uğraşan kadın örgütlerinin son birkaç gündür işitmediği laf kalmadı ama...
Bütün suç da erkeklerin değil. Yalnız televizyonlara çıkmakla, basın toplantısı düzenlemekle olmaz bu işler. Mesela şu anda milletvekili olanların başörtülü eşleri de sesini çıkarmadı. Halbuki baskı yapmalıydılar. Ben kadın örgütlerinin ve öne çıkan başörtülü kadınların her yerde, her fırsatta bu taleplerini yenilemeleri gerektiğini düşünüyorum.

http://www.radikal.com.tr/

 




İLGİLİ HABER VE YAZILAR
Yargıtay Hürriyet yöneticileri hakkında, kağıt ithalatında küçük yatırımcıyı
2012-05-09
Fehmi Koru: Manşetler giderek gazete patronları ve yöneticileri için kâbusa dönüşe
2012-05-07
Fehmi Koru'nun Taha Kıvanç köşesinde "Yalan Söyleyenin burnu uzasın mı?" baÅŸlıklÄ
2012-04-27
Trump Tower'ın açılışını Başbakan Erdoğan'la birlikte yapan Aydın Doğan, kendis
2012-04-23
Fehmi Koru, Taha Kıvanç köşesinde isim vermeden Ertuğrul Özkök'e sert eleştiriler
2012-04-20
 

Yorum ekle







GOOGLE'DA ARA

Medyajans.com

ESKİ ARŞİV

Reklam

Türkiye'nin En Hızlı ve En Güvenilir e-Ticaret Sitesi Acil Kitap
Sinan Yağmurun Kaleminden Aşkın Gözyaşları Resmi Web Sitesi
Kur'an-ı Kerim,İlahi,Sesli Soru ve Cevaplar İlahi Dinle
LYS-YGS Konu Anlatımı ve Test Soruları LYS-YGS
Yeni Çıkan Romanlar İlk BuradaYeni Romanlar
eurovizyon_banner

E MAİL LİSTESİ

Haberlere abone olun. Yazılar posta kutunuza gelsin:
E Mail Adresinizi kaydedin...