AHMET TEZCAN
Hürriyet Gazetesi'nde Ahmet Hakan (Coşkun) "Savcının elinde oyuncak olmak" başlığı altında düşüncelerini yazmış. Başlık hemen bir başka başlığı çağrıştırdı. Her satırının başka satırları çağrıştırdığı gibi.
"Savcının elinde oyuncak olmak"
Güzel.
Ya "Patronun elinde oyuncak olmak"?
Peki bu güzel mi?
Bugünkü yazısında (20 Mart 2011) soruyor Ahmet Hakan:
"Başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri “dokunulmazlık” sayesinde “Bir savcının elinde oyuncak oldum” şarkısını söylemekten kurtuluyorlar.
Peki ya bizim 'gazeteci milleti', savcıların elinde oyuncak olmaktan nasıl kurtulacak?"
Güzel, doğru, yerinde, amansız ve fakat zamansız bir soru.
Önce başlığın çağrıştırdığı sorunun sorulması gerekiyordu oysa. Yıllar önce. Bodrum'a gitmeden mesela? Hatta Nişantaşı'nda kafe kafe dolaşıp "Bodrum'a nerden gidilir abi?" diye sormadan önce.
"Bizim gazeteci milleti patronun elinde oyuncak olmaktan nasıl kurtulacak?" diye sor'ul'malıydı.
Hiç sordun mu o soruyu? Bir kez olsun... İlaç niyetine...
Bir daha "Bir zamanlar televizyonda medya etiği üstüne programlar yapıyorduk" diye uydurmaya kalkmadan önce bir kez daha düşün istersen.
Sonra istersen anlatabilirsin:
"Patronun elinde oyuncak olmak" nasıl bir duygudur?
Follow @dkmedya








